Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(e)
Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."
Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
Tûr Suresi'nin 26. ayeti, cennetliklerin dünya hayatındaki hallerini ve Allah'a olan şükranlarını ifade etmektedir. Ayet, özellikle 'korku' ve 'korunma' kavramları üzerinden, müminlerin dünya imtihanındaki ruh hallerini ve ahiretteki kurtuluşlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'işfâk' kelimesini, bir şeyden duyulan endişe ve korku olarak tanımlar. Bu korku, genellikle bir zararın gelmesinden veya bir iyiliğin elden gitmesinden kaynaklanır. Ayetteki 'müşfikîn' ifadesi, cennetliklerin dünya hayatında Allah'ın azabından duydukları derin endişeyi ve bu endişenin onları salih amellere yönelttiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'işfâk'ı 'korku' (havf) olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, müminlerin dünya hayatında Allah'ın azabına uğrama korkusuyla yaşadıklarını ve bu korkunun onları Allah'a yönelttiğini belirtir. Bu, mecazi olarak, Allah'a karşı sorumluluk bilincinin bir ifadesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'havf' ve 'işfâk' gibi kavramları incelerken, 'işfâk'ın daha çok bir şefkat ve merhametle karışık bir korku olduğunu belirtir. Ayetteki 'müşfikîn' ifadesi, müminlerin Allah'ın azabından korkarken aynı zamanda O'nun rahmetine sığınma ve O'na karşı bir saygı besleme halini yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'menn' kelimesini 'ihsan' ve 'nimet verme' olarak açıklar. Ayetteki 'Allah bize lütfetti (menne)' ifadesi, Allah'ın müminlere dünya hayatında hidayet vererek ve ahirette onları azaptan koruyarak büyük bir lütufta bulunduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'menn'in asıl anlamının 'ağırlık' olduğunu, ancak mecazi olarak 'nimet verme' ve 'ihsan etme' anlamında kullanıldığını belirtir. Allah'ın 'menn'i, kullarına karşılıksız olarak verdiği büyük nimetleri ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın müminleri kavurucu azaptan koruması, O'nun en büyük lütuflarından biridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'menn' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik karşılıksız lütuf ve ihsanlarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'menn', Allah'ın müminleri cehennem azabından kurtararak onlara bahşettiği eşsiz nimeti ve merhameti dile getirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vikaye' kelimesini 'koruma' ve 'muhafaza etme' olarak açıklar. Ayetteki 'bizi korudu (ve kânâ)' ifadesi, Allah'ın müminleri dünya hayatında doğru yola ileterek ve ahirette cehennem azabından uzak tutarak onlara sağladığı ilahi korumayı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vikaye'nin bir şeyi zarardan uzak tutmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavurucu azaptan korudu' ifadesi, Allah'ın müminleri cehennem ateşinin şiddetli azabından muhafaza etmesini ve onlara güvenli bir sığınak sağlamasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vikaye'nin bir şeyi istenmeyen bir durumdan korumak olduğunu belirtir. Ayetteki 've kânâ' ifadesi, Allah'ın müminleri dünya hayatında günahlardan ve ahirette azaptan koruyarak onlara lütfettiği ilahi himayeyi gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dua' kelimesinin asıl anlamının 'çağırmak' olduğunu, ancak Kur'an'da 'Allah'a yalvarmak, O'ndan yardım dilemek ve O'na ibadet etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'O'na yalvarıyorduk (ned'ûhu)' ifadesi, müminlerin dünya hayatında sürekli olarak Allah'a yöneldiğini, O'ndan af ve mağfiret dilediğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'dua'nın hem 'istek' hem de 'ibadet' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'ned'ûhu' ifadesi, cennetliklerin dünya hayatında Allah'a hem ihtiyaçlarını arz ettiklerini hem de O'na kulluk bilinciyle ibadet ettiklerini vurgular. Bu, onların Allah ile sürekli bir iletişim halinde olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-Berr' isminin Allah için kullanıldığında, O'nun kullarına karşı geniş lütuf ve ihsan sahibi olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'şüphesiz O, iyilik yapandır (el-Berr)' ifadesi, Allah'ın müminlere olan sonsuz iyiliğini, merhametini ve onları azaptan korumasının O'nun bu sıfatının bir tecellisi olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'el-Berr' isminin, Allah'ın kullarına karşı çok cömert, ihsan sahibi ve iyiliksever olduğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın müminleri dünya ve ahiretteki nimetlerle kuşatması, onların dualarına icabet etmesi ve onları azaptan koruması, O'nun 'el-Berr' isminin bir yansımasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'er-Rahîm' isminin Allah'ın kullarına olan sürekli ve geniş merhametini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'acıyandır (er-Rahîm)' ifadesi, Allah'ın müminleri azaptan korumasının ve onlara cenneti bahşetmesinin O'nun sonsuz rahmetinin bir sonucu olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin 'kalpteki incelik ve şefkat' anlamına geldiğini, Allah için kullanıldığında ise 'ihsan ve nimet verme' anlamını taşıdığını belirtir. 'er-Rahîm' ise bu rahmetin sürekli ve geniş çaplı tecellisini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın müminleri kavurucu azaptan koruması, O'nun 'er-Rahîm' isminin en açık delillerindendir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rahmân' ve 'Rahîm' isimlerinin Kur'an'daki önemini vurgular. 'Rahîm'in, Allah'ın kullarına yönelik özel ve sürekli merhametini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'er-Rahîm' ifadesi, Allah'ın müminlere olan şefkatinin ve onları dünya ve ahiretteki sıkıntılardan kurtarma arzusunun bir göstergesidir.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قَالُوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖى اَهْلِنَا مُشْفِقٖينَ
~ ~ ~
52.26 - Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn.
52.26 - Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."
Emri teklifi olarak bizlere, Peygamberimiz tarafından bildirilen, Teklifat-ı İlâhiyye olan, İlâh-i emir ve nehiyleri, kabul edip tatbik ettiğimiz, ve Varlığımıza nakşedilmiş esma-i İlâhiyye olan, ma’nâ ehlimizi ve sureti zahire de olan, ailemiz içinde de Allahtan sakınarak, aklımızı adalet ile kullanmaya çalışarak, ve Allah-a isyandan korkarak
yaşar idik, dünya hayatında bunları ve benzerlerini yapmıştık derler. Diğerleri de onlara, benzer yaşantılarını anlatırlar-anlatacaklardır.
Nusret Babamın haytıda aynen böyle geçmiştir.