İslevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun ‘aleykum(s) innemâ tuczevne mâ kuntum ta'melûn(e)
"Girin oraya. İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor."
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Tûr Suresi 16. ayet, cehennem ehlinin içine düştüğü durumu ve bu durum karşısındaki çaresizliğini vurgulamaktadır. Ayet, sabrın veya sabırsızlığın sonucu değiştirmeyeceğini, zira yapılan amellerin karşılığının görüldüğünü dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâ (صلى) kelimesi, ateşe girmek ve onunla yanmak anlamına gelir. Ayetteki 'ıslavhâ' (اصْلَوْهَا) emri, cehennem ateşine girip onun hararetini ve azabını tatma emridir. Bu, sadece girmek değil, aynı zamanda o ateşin içinde kalıp acısını çekmeyi de ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salâ (صلى) fiili, ateşe maruz kalmak ve onunla yanmak demektir. Burada 'ıslavhâ' (اصْلَوْهَا) ifadesi, cehennemin içine girin ve onun yakıcılığını hissedin anlamında kullanılmıştır. Bu, mecazi bir ifade değil, doğrudan bir azap bildirisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve zorluklara karşı dayanmaktır. Ayetteki 'fasbirû' (فَٱصْبِرُوٓا۟) emri, cehennem azabına karşı sabretme emri gibi görünse de, devamındaki 'ev lâ tasbirû' (أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟) ile birlikte, sabrın veya sabırsızlığın bu azabı değiştirmeyeceğini vurgular. Bu, bir alay ve çaresizliği ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sabır (sabr), Kur'an'da genellikle zorluklar karşısında gösterilen metanet ve dayanıklılık olarak geçer. Ancak bu ayetteki kullanımı, sabrın veya sabırsızlığın, ilahi takdir ve amellerin karşılığı olan azabı değiştiremeyeceği bir durumu ifade eder. Bu, insan iradesinin bu bağlamda etkisizliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sevâ' (سَوَآءٌ) kelimesi, iki şeyin eşit olması, aralarında fark olmaması anlamına gelir. Ayetteki 'sevâun aleykum' (سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ) ifadesi, 'sizin için fark etmez, aynıdır' demektir. Bu, sabretmenin veya sabretmemenin cehennem azabı karşısında hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini kesin bir dille belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sevâ' (سَوَآءٌ), bir şeyin diğerine denk olması, eşit olması halidir. Bu ayette, sabretme ve sabretmeme eylemlerinin, cehennemdeki azabın şiddeti ve süresi açısından hiçbir fark yaratmayacağını vurgulamak için kullanılmıştır. Bu, azabın kaçınılmazlığını ve değişmezliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ (جزاء), bir fiilin karşılığıdır; hayır ise hayır, şer ise şer ile karşılık bulur. 'Tüczevne' (تُجْزَوْنَ) fiili, 'karşılığını görüyorsunuz' demektir. Bu ayette, cehennem ehlinin çektiği azabın, dünyada işledikleri amellerin doğrudan bir karşılığı olduğunu açıkça ifade eder. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cezâ (جزاء) kavramı, Kur'an'da genellikle yapılan fiillerin sonucunu ifade eder. 'Tüczevne' (تُجْزَوْنَ) pasif fiili, kişilerin kendi iradeleriyle yaptıkları amellerin sonucunu, yani cezasını veya mükafatını alacaklarını belirtir. Bu ayette, cehennem azabının, geçmişteki kötü amellerin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amel (عمل), bir işi yapmak, bir eylemde bulunmaktır. 'Ta'melûne' (تَعْمَلُونَ) fiili, 'yapmakta olduğunuz şeyler' anlamına gelir. Bu ayette, cehennem ehlinin çektiği azabın, dünyada iken kendi iradeleriyle yaptıkları kötü amellerin bir sonucu olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu, sorumluluğun tamamen kişiye ait olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Amel (amal), Kur'an'da insanın iradi olarak gerçekleştirdiği her türlü fiili ifade eder. Bu ayetteki 'mâ kuntum ta'melûne' (مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ) ifadesi, cehennem azabının, geçmişte işlenmiş olan günahların ve kötü eylemlerin doğrudan bir karşılığı olduğunu vurgular. Bu, ilahi adalet sisteminde amellerin merkezi rolünü gösterir.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا اَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ~ ~ ~
52.16 - Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû, sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum tağmelûn.
52.16 – “Yaslanın ona bakalım, ister sabredin, ister etmeyin, artık hepsi bir, hep yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.”
Bilindiği gibi yaslanma, oturma ile yatmanın ortasıdır,
kendinde hem yatmaya dönük, hem de oturmaya dönük, hal vardır. Genelde yaslanma, oturmaya göre, biraz daha rahatlamadır. Yani kişinin bedeni oturmaktan daha çok, yere temas etmektedir. Yani âyette bahsedilen yaslanma ile bedeninin daha çok yeri, ateşe temas edeceğinden, çekeceği ızdırap, oturmaya göre daha çok olacaktır ki, buda göreceği azabın-ateşi tadışının daha çok olacağını göstermektedir.
Bu duruma, “ister sabredin, ister etmeyin,” hiç fark etmez, bunları vaktiyle düşünecektiniz.
“hep yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.” Bilindiği gibi “ceza” kelimesinin ma’nası karşılık demektir. Ancak genelde ceza, sadece cehennemle ilgili hallerde cezadan yani, azabi bir karşılıktan bahsedilirken kullanıldığı, ve tek yönlü kullanıldığı, genelde böyle anlaşıldığı biliniyor. Halbuki ceza” kelimesinin ma’nası sadece karşılık demektir.
Yani kişiler iyilik yaptıkları zaman, iyilik ile cezalandırılırlar, kötülük yaptıkları zaman da, kötülükle cezalandırırlar, yani karşılıkları yaptıkları fiillerine göre verilir.
Burada geçen ceza hükmünün karşılığı, cehennem olduğundan onlar yaptıkları yaşantılarının karşılığını cehennem de ki yaşamları ile bulmuş olmaktadırlar. Allah onları cehennemle cezalandırmaz, adalet-i İlâhiyye üzere kendi fiillerinin neticesinde bu karşılığı “ceza” bulmuşlardır.
Eğer onlar cennet fiillerini işleseler idi, kendileri cennet ile cezalandırılacaklardı. O halde ceza belirli bir fiil değil, sadece yapılan fiillerin karşılığı olanı tespit etmek, ve ondan sonra değerlendirme yaparak olumlu veya olumsuz “ceza” karşılığnı vermektir ki buda adalettir.