Efesihrun hâżâ em entum lâ tubsirûn(e)
"Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?"
"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
Tûr Suresi 15. ayet, inkarcılara yönelik bir azarlama ve meydan okuma içermektedir. Ayet, cehennem ehlinin şaşkınlığını ve inkarlarının boşluğunu vurgulayarak, onların dünyadaki eylemlerinin kaçınılmaz sonucunu işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sihr (سحر), bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek, göz boyamak veya gizli ve ince yollarla bir şeyi değiştirmektir. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin karşılaştıkları azabın dehşetini ve akıl almazlığını ifade ederken, aynı zamanda onların bu gerçeği kabullenmek yerine bir aldatmaca olarak görme eğilimlerini yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sihr (سحر), burada mecazi olarak, şaşırtıcı ve akıl almaz bir durum için kullanılmıştır. Cehennem ehli, karşılaştıkları azabın şiddeti karşısında bunun gerçek olamayacağını, bir tür göz yanılsaması veya büyü olduğunu düşünmektedirler. Bu, onların dünyadaki inkarlarının bir devamı niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'sihr' kavramının Kur'an'da genellikle hakikati gizleme, aldatma ve yanıltma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, cehennem ehlinin, karşılaştıkları azabın gerçekliğini idrak edemeyip onu bir 'sihir' olarak nitelendirmeleri, onların hakikatten yüz çevirme ve inkarlarını sürdürme eğilimlerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Basar (بصر), gözle görmek ve kalple idrak etmek anlamlarına gelir. 'Lâ tubsirûn' (لا تبصرون) ifadesi, sadece fiziksel görme yeteneğinin değil, aynı zamanda hakikati anlama ve idrak etme yeteneğinin de yokluğunu vurgular. Cehennem ehli, dünyada iken hakikatleri görmezden geldikleri gibi, ahirette de azabın gerçekliğini idrak etmekte zorlanmaktadırlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lâ tubsirûn' ifadesinin, 'hakikati anlamıyor musunuz, idrak etmiyor musunuz?' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, onların dünyadaki körlüklerinin ahirette de devam ettiğini, karşılaştıkları azabın gerçekliğini hala kavrayamadıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'basar' kelimesinin Kur'an'da hem fiziksel görme hem de manevi idrak anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'lâ tubsirûn' ifadesi, cehennem ehlinin dünyadayken hakikatleri görmezden gelmeleri nedeniyle, ahirette de azabın gerçekliğini idrak edememelerini, adeta manevi bir körlük içinde olmalarını ifade eder.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
اَفَسِحْرٌ هٰذَا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
~ ~ ~
52.15 - Efesıhrun hâzâ em entum lâ tubsırûn.
52.15 - "Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?"
-------------------
~~68.52~
وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ
~ ~ ~
68.52 - Ve mâ huve illâ zikrul lil âlemîn.
Kalem.68.52 – “Hâlbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.”
-------------------
Yukarıda bahsi geçen (15) âyette ifade edilen mevzuun
cevabı buraya ilâve ettiğim (Kalem-68-52) âyetinde ifade edilmektedir.
"Bu Kur'an mı bir büyü imiş,? İnkâr ehli kendilerinde olan bazı hayali ve vehmi hastalıkları yüzünden Kur’an-ı Kerîmi büyü hükmünde, peygamberimizi de büyücü hükmünde görüyorlardı. Çünkü İlâh-i ve ruhi hakikatleri idrak edemediklerinden inkâr ediyorlardı, ve kendilerini de ondan üstün görüp, bu iftiraları ediyorlar idi, çünkü kendileri bahsettikleri hali yaşıyorlar, fakat farkında olmuyorlar idi, işte bu yüzden İlâh-i bilgiyi, kendi zanlarına göre hayalen değerlendirip, “büyüdür” hükmünü vermiş olmaktaydılar.
52.15 - "Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?" İfadesi ile onların gerçekleri göremedikleri açık olarak ifade edilmektedir.
68.52 – “Hâlbuki o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.”
İfadesi, sadece onlara değil Bütün âlemlere bir öğüt olduğu açık olarak bildirilmektedir.
Bu âlemlerden biri de İblis ve cinlerin âlemidir ve aynı zaman da o (Kur'an), onlar içinde öğüt ve bu öğütte onlara rahmettir.
Ayrıca “Kur’an zattır ve Furkan sıfattır” Bu isimlerle ifade edilen kelâm-ı İlâhinin içinde insanlığın bütün dertlerine derman olacak reçeteler vardır yeter ki biz onun sunduğu insanlık reçetelerini alıp okuyup hangi beşeri hastalıklarımız var ise bahsedilen fiili uygulama haplarını alıp kullanalım ve o zaman dünya ve ahret hastalıkları-mızın geçtiğini ruh ve beden sağlığımıza kavuştuğumuzu hemen göreceğiz.
İşte bahsi geçen kişilerinde içinde bulundukları, ve
kendilerinin ifade ettikleri, “büyü” veya benzeri hastalık-larının, hemen nasıl düzelebileceğini, eğer içindeki şifalı reçeteleri kullandıkları takdirde, nasıl ruh ve beden sağlıklarına kavuştuklarını göreceklerdir.
NOT= Hiç farkında olmadan yukarıya ilâve ettiğim Kalem. 68.52 – âyet-i kerimesinin no sunun (52) olduğunu görünce bende hayretler içinde kaldım, bu şekilde dahi (52)”Tûr” (52) ile tasdik olunuyordu. Nusret Babam kendisi de âlemler için öğüt idi, o öğütleri halen daha, kitapları ve hatıraları ile devam etmektedir. Sohbet ettiği ve nazar ettiği her kes, İnsan olarak ayrı bir âlem olduğundan, çoğul olarak oda insan âlemlerine bir öğüttür.
Bizlere yeri geldiğinde, “kimseye gadap nazarı ile bakmayın zira üzerinizde nur-u İlâhi vardır karşı tarafa müntakim ismi yönünden zarar verebilir” demekteydi.
Ayrıca Kalem. 68.51-52 – âyetleri nazar duasıdır. Dileyen oradan bakabilir. Sıkıntılı zamanlarda sayı kaydı olmadan okunabilir.