Etevâsav bih(i)(c) bel hum kavmun tâġûn(e)
Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.
Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
Bu ayet, geçmiş ümmetlerin inkarcılıkta ve azgınlıkta birbirlerine benzemesini, sanki birbirlerine vasiyet etmişçesine aynı yolu takip etmelerini eleştirmektedir. Temel kavramlar, vasiyet etme ve azgınlık hallerini dilbilimsel olarak incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vasiyet, bir şeyi başkasına emanet etmek, öğütlemek veya bir işi yapmasını emretmektir. Ayetteki 'tevâsav' formu, karşılıklı vasiyetleşme, yani önceki nesillerin sonraki nesillere inkarcılığı ve azgınlığı sanki miras bırakmışçasına aktarması anlamını taşır. Bu, onların aynı yolu takip etmelerindeki şaşırtıcı benzerliği ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'tevâsav' ifadesi, 'sanki birbirlerine vasiyet etmişler gibi' anlamındadır. Yani, inkarcılık ve peygamberleri yalanlama konusunda o kadar benzerler ki, sanki öncekiler sonrakilere bunu öğütlemiş, miras bırakmış gibi bir durum söz konusudur. Bu, onların ortak karakteristiğini mecazi bir anlatımla vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vasiyet kavramı, Kur'an'da genellikle bir miras bırakma, bir öğüt veya bir emir verme anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'tevâsav' formu, geçmiş ve gelecek nesiller arasındaki bir tür 'gelenekselleşmiş' inkarcılık ve isyan halini, sanki bir anlaşma veya öğütleşme sonucu ortaya çıkmış gibi sunar. Bu, onların ortak bir zihniyeti paylaştıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavm, bir araya gelmiş, belirli bir amaç veya özellik etrafında toplanmış insan topluluğudur. Ayetteki 'kavm' ifadesi, önceki nesillerden günümüze kadar gelen, inkarcılık ve azgınlıkta ortak bir tavır sergileyen geniş bir insan kitlesini işaret eder. Bu, onların bireysel değil, toplumsal bir sapma içinde olduklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavm, genellikle erkeklerden oluşan topluluk için kullanılır, ancak bazen kadınları da kapsayabilir. Kur'an'da 'kavm', peygamberlerin gönderildiği ve onlara karşı çıkan belirli bir topluluğu ifade etmek için sıkça kullanılır. Burada da 'tağut' sıfatıyla birlikte, Allah'ın emirlerine karşı çıkan, isyankar bir topluluğu tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tuğyan, haddi aşmak, sınırı geçmek demektir. Bu, hem maddi hem de manevi anlamda olabilir. Ayetteki 'tağûn' kelimesi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, O'na isyan eden, peygamberlerin getirdiği hakikatlere karşı çıkan ve bu konuda aşırıya giden bir topluluğu niteler. Onların inkarcılıkları sadece bir hata değil, bilinçli bir azgınlıktır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tuğyan, bir şeyin haddini aşmasıdır. Su taştığında 'tağa' denir. İnsan için kullanıldığında ise, Allah'ın emirlerine karşı gelmek, zulmetmek ve haddi aşmak anlamındadır. 'Tağûn' kelimesi, bu topluluğun sadece inkarcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu inkarcılıkta ileri giderek zulüm ve isyan bataklığına saplandıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tuğyan kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı gelme, O'nun sınırlarını çiğneme ve haddi aşma anlamında kullanılır. 'Tağûn' sıfatı, bu topluluğun sadece bir hataya düşmekle kalmayıp, bilakis bile isteye ve ısrarla Allah'ın emirlerine karşı çıktıklarını, bu konuda aşırıya gittiklerini ve bu durumun onların temel karakteristiği haline geldiğini ifade eder.
Zâriyât Sûresi
Yolumuza 53. âyetler ile devam edelim;
(ZARİYÂT 53) – (E tevasav bih bel hum kavmun tağun)
(51/53) – “Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet (tavsiye) mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.”
Zariyât sûresi 53. Âyette de bir anlam bütünlüğü olması için 52. âyete mealen bakalım.
(51/52) – “İşte böylece, öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür onlardan veya delidir, dediler.” Zariyât sûresi 53. Âyette dikkat çeken “tagut” ve “tavsiye” dir.
Tağut; İmam-ı Kurtubî hazretleri buyuruyor ki: Tağut, put ve şeytan demektir. Enes bin Malik hazretleri, (Tağut, Allahü teâlâdan başka, kendisine ibadet edilen her şeydir) buyurmuştur. Hazret-i Ömer de, (Tağut, şeytandır) buyurmuştur. Tağut, tuğyan kelimesiyle aynı kökten türemiştir, insanı azdıran her şeydir. El-Cevherî, (Tağut, kâhin, şeytan veya sapıklıkta başı çeken kimsedir) demiştir. (Cami-ul-ahkâm) [İntennetten alınan bilgidir] Görüldüğü gibi şeytan ve avanesinin peygamberler hakkında ki tavsiyesi (vasiyeti) peygamberlerin büyücü ve deli olduğu yönündedir.
İnananların ise tavsiyesi “Asr” sûresinde belirtilen Hakk’ı ve Sabrı birbirlerine tavsiye etmeleridir.
Asrın hakikat-ı nedir?
(ق) “Kaf” sayısal değeri “100” idi… 100 aynı zamanda (عصر) “Asr” denilen 100 yıllık zamanın ifâdesidir. (والعصر) “Vel Asr” Asr’a yemin olsun (103/1) (سورة العصر) “Asr Sûresinde” Vavı-Kasem’i başına alarak geçmektedir… 1000 yıllık zamana da dehr denmekte ve Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz “Dehre küfretmeyin O, Allah’tır” buyurmuştur.
Bu sûrenin sıra numarası 103, nüzûl sıra numarası 13, âyet sayısı 3, fasılaları (ر) “Re” dir. Görüldüğü gibi sıra ve nüzûlü 13 tür…
(عصر) “Asr” sayısal değeri, (ع) Ayn: 70, (ص) Sad: 90, (ر) Re: 200, (70+90+200)= 360… 360 derece lik dönüş ile 24 saatlik günlük zaman dilimi oluşmakta bu güneş etrafındaki dönüşü ile güneş yolu ve Ay’ın dünyâ etrafında ki dönüşü ile Kamer-i denilen takvim oluşmakta ve bu senelik seyri sülûk’u oluşturmaktadır. Zaman, En, boy, yükseklikten sonra 4. Boyut olarak bu âlem aynasında zaman ile hareketli görüntü oluşmaktadır. Dünya kutru ortadan kalkarsa, ortada kalacak olan uzaydır. Bu “Zûlmet-Karanlık-Soğuk”tur. Uzaya giden astronotlar uzayda güneşin dahi gözükmediğini, görülenin lacivert bir boşluk olduğunu ifâde etmektedirler. Işığın oluşması için yansıma yani çarpıp döneceği bir yere ihtiyâcı vardır. Güneş ışığı dünyaya çarpıp, bir yansıma ve bir aydınlanma oluşmaktadır. Cenâb-ı Hakk (c.c.), Hazreti Âdemi, balçıktan kara bir topraktan halketmişti. Hakîkat-i İlâhiye güneşinin ışını alıp yansıtması bu şekilde olmaktadır. Ama bu sırrın güzelce cilâlanıp parlak hâle getirilmesi lâzımdır. Bir insânın ömrüde bir (عصر) “Asr”dır.
(و) Vav: Vahidiyyet, Velâyet hakîkatleri…
(ا) Elif: Ahadiyyet, (ل) Lâm: Ulûhiyyet ve İlm-i İlâhi…
(ع) Ayın: Göz, (ص) Sad: Samadiyyet hakîkatleri, (ر) Re: Rahmâniyet Vahidiyyet sahasında, An-ı dâimde velâyet sırrı ile Ahadiyyet ve Ulûhiyyeten aldığı İlm-i İlâhi, Samadiyyet hakîkatleri ve rahmâniyyet hakîkatleri ile âlemlerin sırrını zaman aynasında 18 bin âlemi seyreden Hakk’ın göz bebeğidir.[67] “ İz- -T-B- ” Nübüvvet son bulduğu halde risâlet müeessesinin devam ettiği bilinen bir gerçektir. Peygamber haber getiren, haberci demektir. Efendi Babamızda Rasülün şeraitinden gelen ilhamatlar ile bizlere haber vermektedir. İşte bazı çevreler ve hatta bizdenmiş gibi görünen kimseler daha sonra Efendi Babamızın daha önce ki kaynaklardan almış olduğu şeriat, risâlet ve irfaniyet ilimleri gönül deryasında derleyip bizlere aktardığı ilimlerle kendisini büyücü ve delirmiş gibi vasıflar verebilirler, âyette görüldüğü gibi tuğyan ehlinin halleridir. İbretlik hikâyelerdir.
Efendi Babam bir mail-inde fakîre “ Evladım bizi takdir edenler olduğu gibi, inkar edenler oldu. İt ürür kervan yürür.” Demiştir…(Murat Derûni)
“Ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr”[68]… “ İz- -T-B- ”