Keżâlike mâ etâ-lleżîne min kablihim min rasûlin illâ kâlû sâhirun ev mecnûn(un)
İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, "O bir büyücüdür" yahut "bir delidir" demiş olmasınlar.
Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
Zâriyât Suresi 52. ayet, önceki ümmetlerin peygamberlere karşı takındıkları olumsuz tavrı ve onları 'sihirbaz' veya 'deli' olarak nitelemelerini ele almaktadır. Bu ayet, peygamberlerin tebliğlerinin inkarcılar tarafından nasıl çarpıtıldığını ve reddedildiğini dilbilimsel bir perspektiften ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' kelimesinin 'gelmek, ulaşmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ etâ' ifadesi, peygamberlerin ümmetlerine tebliğ için gelmelerini, onlara ulaşmalarını vurgular. Bu, sadece fiziksel bir geliş değil, aynı zamanda ilahi mesajın ulaştırılması anlamını da taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin Kur'an'da bazen 'vuku bulmak, meydana gelmek' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise peygamberin kavmine gelmesi, yani tebliğ vazifesinin fiilen gerçekleşmesi anlamındadır. Bu geliş, inkarcılar için bir imtihan vesilesi olmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl' kelimesinin 'bir mesajla gönderilen kişi' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'min resûlin' ifadesi, önceki ümmetlere gönderilen her bir peygamberin, Allah'ın mesajını taşıyan bir elçi olduğunu ve bu elçilerin inkarcılar tarafından nasıl karşılandığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'resûl' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Peygamber, Allah ile insanlar arasında bir aracıdır ve ilahi iradeyi tebliğ eder. Ayetteki bağlamda, 'resûl'ün getirdiği mesajın, inkarcılar tarafından 'sihirbazlık' veya 'delilik' olarak nitelendirilmesi, tebliğin reddedilme biçimini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'resûl' kelimesinin 'gönderilen' manasına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara ulaştıran peygamberler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'resûl'ün gelişi, ilahi bir uyarının ve hidayet çağrısının temsilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' kelimesinin 'söz, ifade' anlamına geldiğini ve 'kâlû' fiilinin ise 'söylediler, dediler' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kâlû' ifadesi, önceki ümmetlerin peygamberlere karşı açıkça dile getirdikleri ithamları ve reddiyeleri vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavl' kökünün Kur'an'da geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu ve sadece sözlü ifadeyi değil, aynı zamanda bir duruşu ve inancı da yansıtabileceğini belirtir. Bu ayetteki 'kâlû', inkarcıların peygamberlere karşı takındıkları düşmanca tavrın sözlü ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihr' kelimesinin 'gerçeği batıl göstermek, aldatmak' anlamına geldiğini ve 'sâhir'in de bu işi yapan kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'sâhir' ithamı, peygamberlerin mucizelerini ve tebliğlerini küçümsemek, onları olağanüstü bir aldatmaca olarak göstermek amacıyla kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihr'in genellikle göz boyama ve hakikati gizleme eylemi olduğunu ifade eder. Ayetteki 'sâhir' nitelemesi, inkarcıların peygamberlerin getirdiği ayetleri ve delilleri, gerçek dışı ve aldatıcı birer büyü olarak görme eğilimini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sihr' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin mucizelerini reddetmek için kullanılan bir argüman olduğunu belirtir. İnkarcılar, peygamberlerin getirdiği ilahi mesajı ve mucizeleri, akıl ve mantık dışı bir 'sihir' olarak yaftalayarak kendi inkarlarını meşrulaştırmaya çalışmışlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünûn' kelimesinin 'aklın örtülmesi, gizlenmesi' anlamına geldiğini ve 'mecnûn'un da aklı örtülmüş, deli kimse olduğunu belirtir. Ayetteki 'mecnûn' ithamı, peygamberlerin tebliğlerini ve davetlerini akıl dışı, saçma ve delilik olarak nitelendirme çabasını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mecnûn' kelimesinin Kur'an'da bazen 'cinlerin etkisi altında olan' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanım, inkarcıların peygamberlerin sözlerini ve davranışlarını normal dışı, hatta şeytani bir etki altında gerçekleşmiş gibi gösterme gayretini yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cünûn'un aklın perdelenmesi hali olduğunu ve 'mecnûn'un da bu haldeki kişi olduğunu açıklar. Ayetteki 'mecnûn' nitelemesi, peygamberlerin getirdiği hakikatleri kabul etmek istemeyenlerin, onları akıl ve mantık sınırları dışında görerek reddetme biçimini ifade eder.
Zâriyât Sûresi
Tasavvufta cünun, cinnet gecirmiş gibi ilmi konulara çalışma hâlidir.
Bu konu hakkında bu sûrenin Zâriyât/21 âyetinde CÜNÛN, FÜNÛN, SÜKÛN, başlıklı bölümünde geniş bilgi vardır. Fünûn da, sâhir, müşahade bölümüyle balantı olarak düşünülebilir. (Murat Derûni)