İçeriğe atla
Zâriyât 18Cüz 26 · Sayfa 521

Zâriyât Sûresi 18. Âyet

الذاريات

Sohbete sor

Vebil-eshâri hum yestaġfirûn(e)

Seherlerde bağışlama dilerlerdi.

Zâriyât Sûresi

Bu vakit gecenin altıda birine tekabül etmektedir. Bu altıda bir kısmının en son dilimi seher vaktidir. Akşam namazı sonrasında gece başlar ve imsak vaktine kadar sürer. Bu süre 12 saat olursa seher vakti 2 saat olur. İmsak saatinden 2 saat öncesi seher vaktidir.

“bil-eshâri” seherde seher ile birlikte istiğfar ederledi. Demek ki bu seherin ne olduğunun farkındalığı, idraki mevcuttur. Bu istiğfar bir gün öncesinin üstünde olunduğundan yani aynı yerde kalınmadığı ilerlendiğinden dolayı önceki bilinç-idrak düzeyi için yapılan istiğfardır. (Murat Derûni) Nusret Babamız bu “seher vaktini” efendimiz s.a.v. yazdığı şiirde irfaniyet ile bizlere anlatmıştır.

Fahri âlem Efendimize

Bu gün gönlüm kaynıyor, sebeb bilmem ne hikmet.

Misafiriz âlemde, ev sahibim Muhammed. (s.a.v.) Seher vakti Nûsret’in senden şefaat bekler, Ümmete vermek için, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Mahbesin içindeyim, saatin dördündeyim, Ağlar seni beklerim, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Kula secde yok derler, sana dahi olmazmış, Kırk yıl secdem sadır, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Bilmez âlem bu sırrı, bir Hakk O’nda sen varsın, Gören O görülen sen, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Dışı sana benzeyen, içi Hakk’tır şüphesiz.

Birden gayrı ne vardır, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Kâinatın mi’râc-ı veliler de son bulur, Veli sende yok olur, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Seni görmeyen bir göz, sana yanmayan bir dil, Varsa eğer şaşarım, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Seninle bitti firkat, sende bulundu vuslat, Sana feda bin Nûsret, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Senin isminle dahi titremeyen bir gönül, Varsa eğer şaşarım, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Senden baktım âleme, yine Allah’ı gördüm, Hakk gözüyle de seni, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Bir şehre vardı yolum, kalpten nûr ile doldum, Her vârımla sen oldum, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Arşa bastı ayağım, kıble oldu durağım, Sende kayboldu Nûsret, ya Hazret-i Muhammed. (s.a.v.) Not = Yukarıda ki şiirin (8) inci satırında ki “kırk yıl secdem sanadır” ifadesi okuyanlara ters gelmesin, çünkü bu sözler değişik mertebeden, Hakikat-i Muhammediyye ye göre söylenmiştir, zuhuru Muhamme-diyye ye göre değildir. Hz. Rasûlüllah’ın bâtını na ve hakikatine göre, sûret ve zâhirine göre değildir.

Onun bâtını “Hakk” zâhiri ise “halk”’tır, ifade edilen secde bâtınına’dır. Bâtını ise “Hakk” olduğundan en ganiş mânâda hakk’ ın zuhur mahalli olan Hz. Muhammed (s.a.v.) min şahsında yapılan secde dileği doğrudan Hakk’a olmaktadır.

Kâ’be ye dönerek secde eden bütün Müslümanlar, tabii ki onun taş yapısına değil, özünde bulunan hakk’ın tecellisinedir.

Meleklerin Âdem’e secde etmeleri onun toprak kalıbına değil, özünde bulunan Hakk’ın varlığınadır.[24] “ İz- -T-B- ” Bu sahada söz çoktur yeri olmadığı için bu kadar izahı yeterli bulalım ve Hz. Rasûlümüzü gerçek mertebeleriyle idrak edip anlamaya gayret edelim.

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitlerimize devam edelim.

3219. Uykudan ve yemeden biraz tasarruf et; O'nun mülakatı için hediye götür.

3220. Uyuyanlardan uykusu az olan kimse ol; seherlerde istiğfar edenlerden ol!

Bu beyt-i şerîf sûre-i Zâriyât’da vâki’ (Zâriyât, 51/15-18) “Muhakkak muttâkfler Rablerinin verdiği şeyleri alarak cen¬netlerde ve pınarlardadır; zîrâ onlar bundan evvel muhsinîn idiler; geceden biraz uyurlar idi ve seherlerde onlar istiğfâr ederler idi" âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Cenâb-ı Abdürrezzâk Kâşânî Tefsiri' nde şöyle buyurur: “Taal- lukât-ı tabiiyyeden ve nefs-i hayvâniyye sıfâtından tecerrüd eden kimseler, tecelliyât-ı sıfâtın nûrlanndan Rablerinin verdiği şeyleri alarak, sıfât cennetleri ve onlann ulûmu içindedirler. Onlar, tecelliyât-ı sıfât makamına vusûlden evvel, ibâdât ve muâmelât ve ihsân makâmındadırlar; ve ihsân “Senin O’nu görür gibi ibâdet etmendir; ve eğer sen O’nu görür gibi olmazsan, O seni görür gibi ibâdet etmendir"; ve onlar sülûkden gaflet veren zulmet-i nefs hicâbından az şey içinde idiler. Tecelliyât nûrlannın tulû’u ve sıfât-ı nefs zulmetlerinin ingışâsı vaktinde, sıfât-ı nefsi örten nûrlan taleb ederler idi.”

3221. Cenîn gibi biraz hareket et, tâ ki sana nûr görücü havas bağışlasınlar.

Ana rahmindeki çocuk gibi biraz kımılda; çocuğun bu hareketi üzerine kendisine havas bağışlandığı gibi, sen de meşîme-i zulmet-i dünyâda tâat-ı Hak yolunda hareket et! Bu hareketin üzerine havâssine nûr-ı İlâhîyi idrâk edebilecek kuvvet ihsân etsinler.

3222. Ve rahim gibi olan bir cihandan hârice gidesin; zemînden geniş olan arsada olursun.

Dünyâ âlemi kesâfet-i unsuriyyeden mütehassıl olduğundan, ana rahmi gibi dar ve karanlıktır. Vaktâki mevt-i ihtiyârî ile veyâ mevt-i ıztırârî ile bu âlem-i mülkün hâricine çıkarsın, ondan sonra bu zemînden gâyet geniş bir sâha ve âlem olan melekût âlemine gidersin; ve orada, bu âlem-i kesâfetin kaidelerine ve âdetlerine uymayan şeyler görürsün.[25]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)