İçeriğe atla
Zâriyât 38Cüz 27 · Sayfa 522

Zâriyât Sûresi 38. Âyet

الذاريات

Sohbete sor

Vefî mûsâ iż erselnâhu ilâ fir'avne bisultânin mubîn(in)

Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

Zâriyât Sûresi

Allah Teâlâ’nın, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip, hâkim kılması için gönderdiği Ulu’l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. İbrâhîm (a.s.)’in soyundan olup, israiloğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Allah Teâlâ’nın dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kûr’ân-ı Kerim’de uzun uzun anlatılmaktadır.

Hz. Âdem (a.s.)’den, Resulullah (s.a.v.)’e kadar pekçok peygamber gelmiştir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah Teâlâ’ya iman etmeye çağırmışlar; bu yolda kâfirlerle savaşmışlar, yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar; ezilmişler, hor görülmüşler ve hatta öldürülmüşlerdir.

Mûsa (a.s.) da, Allah Teâlâ tarafından israiloğulları’na gönderilmiş bir resul idi. O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah’a iman etmeye çağırdı. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Fir’âvna karşı tevhit yolunda mücahede etti. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, onun da karşısına çıktı. Doğup büyüdüğü diyardan çıkarıldı, kâfirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah Teâla Kûr’ân-ı Kerim’de bir ayette Hz. Mûsa (a.s.)’dan söyle bahsediyor: “Kur’ân’da Mûsâ’yı da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israiloğulları’na gönderilmiş bir peygamber idi” (Meryem, 19/51).

Hz. Musa (a.s.)’nın Fir’âvn ile olan kıssası, Kurân’ın bazı sûrelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmıştır. Fir’âvn ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulmaları olayından sonra, israiloğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir.

Mûsâ (a.s.)’nın Fir’âvn ile olan mücadelesi, bir şahsın bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret değildir. Bilâkis bu hak ile bâtıl’ın çatışması, Rahmân’ın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır. Aslında hak ile bâtıl arasındaki bu savaş, insanoğlunun yaratılışından, insanları ıslah etmek üzere nebîler ve resullerin hayat sahnesine çıkmasından beri devam ede gelmektedir.

Sapıklık ve bâtıl, daima iblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiş, imana, tevhide, peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: “Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahid olacağı günde muzaffer kılacağız” (el-Mü’min, 40/51).

Hz. Mûsâ (a.s.)’da gönderildiği kavmi cehalet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Allah Teâlâ’nın izniyle kazandı.[42]