Feaḣracnâ men kâne fîhâ mine-lmu/minîn(e)
Orada (Lut'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.
Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
Zâriyât Suresi 35. ayet, helak edilen bir kavimden müminlerin kurtarılmasını konu edinir. Ayet, 'çıkarmak' fiili ve 'müminler' kavramı üzerinden ilahi kudretin ve adaletin tecellisini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak, fiilin geçişliliği ve ismin çoğul formu, eylemin kapsamını ve kurtarılan grubun niteliğini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-r-c (خ-ر-ج) kökü, bir şeyin bir yerden ayrılması, dışarı çıkması veya çıkarılması anlamlarına gelir. Bu ayetteki 'ahracnâ' (أَخْرَجْنَا) fiili, Allah'ın kudretiyle müminlerin helak olacak kavmin içinden kurtarılıp emniyetli bir yere çıkarılmasını ifade eder. Bu, ilahi bir kurtarma ve ayırma eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ahracnâ' fiilinin mecazi olarak 'kurtardık' veya 'ayırdık' anlamında kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, helak edilecekler arasından müminlerin seçilip kurtarılması, fiilin bu mecazi yönünü güçlendirir. Bu, sadece fiziksel bir çıkarma değil, aynı zamanda bir ayrıştırma ve koruma eylemidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihrâc' (إخراج) fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, genellikle bir yerden başka bir yere nakletme, sürgün etme veya kurtarma anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'fâ-ahracnâ' ifadesi, ilahi bir müdahale ile müminlerin tehlikeli bir durumdan güvenli bir duruma geçirilmesini, yani kurtarılmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-m-n (أ-م-ن) kökü, 'emniyet, güven, tasdik' anlamlarını taşır. 'Mü'min' (مُؤْمِن) ise, Allah'a iman eden, O'nun vaatlerine güvenen ve başkalarına güven veren kişidir. Ayetteki 'el-mü'minîn' (ٱلْمُؤْمِنِينَ) ifadesi, helak edilecek kavim içinde imanlarını koruyan ve bu sayede ilahi kurtuluşa layık görülen kişileri belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. 'Mü'min', sadece inanmakla kalmayıp, aynı zamanda bu inancın gerektirdiği ahlaki ve dini sorumlulukları yerine getiren kişidir. Bu ayetteki 'mü'minîn', helakten kurtarılmalarının temel nedeni olan sağlam inanç ve salih amelleriyle öne çıkan bir topluluğu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mü'min' kelimesinin hem 'iman eden' hem de 'emniyet veren' anlamlarını içerdiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın müminleri kurtarması, onların Allah'a olan imanlarının bir karşılığı olduğu gibi, aynı zamanda Allah'ın onlara emniyet ve güven vermesinin bir tecellisidir. Onlar, imanları sayesinde ilahi korumaya mazhar olmuşlardır.
Zâriyât Sûresi
“Lutiyet” kavmi içinden inanan yönü yani iyi yönü, ahlakı çıkarılarak, kötü yönü ortadan kaldırılmaktadır. (Murat Derûni)