İçeriğe atla
Zâriyât 22Cüz 26 · Sayfa 521

Zâriyât Sûresi 22. Âyet

الذاريات

Sohbete sor

Vefî-ssemâ-i rizkukum vemâ tû'adûn(e)

Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

Zâriyât Sûresi

51.22 - Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

51.22 - Semada da rızkınız ve o va'dolunduğunuz Hasan Basri Çantay Meali:

51.22 - Rızkınız ve size va'd olunagelen şeyleri gök (ler) dedir.


Zahiri ma’nâda rızıklarımız, yağmurlar şeklinde gökyüzünden gelmektedir. Ayrıca manevi rızıklarımızda gönül göklerimizden gelmektedir. Bizim neslimiz sülâlemiz için böyle olduğu gibi, göklerdeki diğer dünya arzlarına da aynı şekilde onların rızıkları kendi göklerinden gelmektedir.[32] T.B.


Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim;

1942. "Sizin rızkınız semâdadır"ı işitmedin mi? Bu alçaklığa ne yapışmışsın!

Bu beyt-i şerîfte, Zâriyat sûre-i şerîfesinde olan (Zâriyât, 51/22) âyet-i kerîmesi beyân buyurulur. Ya’ni “Sizin nzkımz ve va’d olunduğunuz şey semâdadır" demektir. Bu beyân-ı âlînin zâhiri ve bâtını vardır. Zâhiri budur ki, “Esbâb-ı nzık semâdadır. Bunlar da, güneş, bulut, yağmur gibi hayât-ı dünyeviyyenin bakâsına hâdim olan nzkın sebepleridir" demek olur. Bâtını budur ki, her ferdin nzkı, a’yân-ı sâbite mertebesinden nâzil olur ki, bu mertebe hazâin-i ilâhiyyedir. Nitekim âyet-i kerîmede, (Hicr, 15/21) “Bizim indimizde hazîneleri olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak mikdâr-ı ma’lûm ile indiririz" buyurulur. Ve nzık, yemek ve içmek ve vücûdun kuvâsı ve ilim ve ef âl ve harekâtın hepsine şâmil-dir. Ve bunların hepsi, her bir ferdin isti’dâdına göre mukadderdir. Binâenaleyh her bir ferdin rızkı bu âlem-i süfliden değil, âlem-i ulvîden ve semâdan nâzil olur. Böyle olunca, onun bu alçak mertebe olan âlem-i sûrete yapışması ve rızkını bu âlem-i sûretten bilmesi cehil olur.[33] “ İz- -T-B- ”

3792. "Rızık isteyiciliğe ben yukarıdan huy tutarım.

Sen bâtia kapıyı gökten açtın!"

“İlâhî, sen bilirsin ki, benim nzık isteyicilikteki huyum ve âdetim, âlem-i süflîye taalluk eden esbâba nazar etmemektir, Beİki esbâbını fevkinde ve yukarısında olan senin kudret-i halkına bakmaktır. Zîrâ sen nzık kapısını bana bu kudret semâsından açtın ve ben de buna alıştım!”

3793. "Ey sen ki mekânı lâ-mekânda gösterip, “Fi’s-semai rızkuküm"ü ayân etmişsin!" Bu beyt-i şerîfte, sûre-i Zâriyât’ta olan o_>ı-j ^Sijj jj (Zariyat, 51/22) ya’ni, “Ve sizin nzkınız ve va’d olunduğunuz şey semâdadır” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. “Mekânı lâ-mekânda göstermek” budur ki, Hak Teâlâ hazretleri bu âlem-i taayyünât mevcûd değil iken, esmâ ve sıfâtınm mezâhiri olmak üzere bu âlem-i kesîfi ve imkâmı, mekândan ve taayyünden münezzeh olan vücüd-ı mut-lakmda peydâ ve izhâr etti. Ve esbâb ise, bu âlem-i taayyünâta âid olan sûretlerden ibârettir. Binâenaleyh, Hak Teâlâ hazretleri idrâk sâhibi olan kul- lannın his ve akıl gözlerini âlem-i süflîye taalluk eden esbâba dikmemeleri ve o esbâbın yukarısında olan Hakk’m, sebebi yaratmak kudretine nazar etmeleri için bu âyet-i kerîmeyi ayânen tebliğ buyurdu.[34]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)