Kutile-lḣarrâsûn(e)
(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!
Kahrolsun (o fikir adına) kendi tahminlerini ileri sürenler!
Zâriyât Suresi'nin 10. ayeti, 'kutila' fiili ve 'el-harrâsûn' ismi üzerinden, zan ve tahmine dayalı konuşan, gerçeği araştırmayan kişilere yönelik şiddetli bir kınama ve beddua içermektedir. Ayet, bu tür kişilerin akıbetine dikkat çekerek, kesin bilgiye dayanmayan iddiaların tehlikesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kutila' fiilinin bu bağlamda mecazi bir kullanım olduğunu ve 'lanetlendi', 'kahroldu' anlamlarına geldiğini belirtir. Gerçek bir öldürme eylemi değil, şiddetli bir kınama ve beddua ifadesidir. (s. 427)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kutila'nın Arap dilinde 'lanetlendi' ve 'helak edildi' anlamında kullanıldığını, bu ayette de 'el-harrâsûn' için bir beddua ve kınama olarak geldiğini ifade eder. (c. 2, s. 239)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'katl' kelimesinin asıl anlamının 'canı bedenden ayırmak' olduğunu, ancak mecazen 'lanetlemek' ve 'helak etmek' anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kutila' ifadesi, 'Allah onları lanetlesin' anlamındadır. (s. 666)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'katl' kavramının sadece fiziksel öldürmeyi değil, aynı zamanda manevi bir yok etme, lanetleme ve ilahi gazabı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, 'el-harrâsûn'un ilahi lanete uğramış kişiler olduğunu gösterir. (s. 187)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hars' kökünden türeyen 'harrâs' kelimesinin, 'zan ve tahmine dayanarak konuşan, kesin bilgiye sahip olmayan kişi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-harrâsûn', hakikatten uzak, sadece tahminlere dayalı iddialarda bulunanları ifade eder. (s. 160)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hars' kelimesinin 'tahmin etmek, zan ve kuruntuya dayanarak konuşmak' anlamlarına geldiğini açıklar. 'el-harrâsûn' ise, sürekli olarak zan ve tahmine dayalı konuşmayı alışkanlık haline getiren, gerçeği araştırmayan kişilerdir. (s. 268)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hars'ın 'yalan söylemek, tahmin etmek, zan ve şüpheye dayanmak' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'el-harrâsûn' ise, bu kötü vasfı kendilerine huy edinmiş, sürekli yalan ve tahminde bulunan kimselerdir. (c. 2, s. 490)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hars' kökünün Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, 'zan ve tahmine dayalı konuşma, yalan' anlamında kullanıldığını vurgular. 'el-harrâsûn' ifadesi, hakikati değil, kendi kuruntularını dile getirenleri kınamak için gelmiştir. (s. 215)
Zâriyât Sûresi
الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ {الذاريات/11}