Mâ urîdu minhum min rizkin vemâ urîdu en yut'imûn(i)
Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.
Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
Bu ayet, Allah'ın kullarından rızık veya beslenme gibi maddi beklentileri olmadığını, aksine kulların kendi iyilikleri için yaratıldığını vurgular. Anahtar kavramlar, rızık ve doyurma eylemleri üzerinden Allah'ın müstağniliğini ve kulların O'na muhtaçlığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'râde' fiilinin bir şeyi arzu etmek, talep etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ urîdü' ifadesi, Allah'ın kullarından bir şey talep etme, isteme fiilini nefyederek, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve kulların rızık vermesine ihtiyacı olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irâde'nin bir şeyi gerçekleştirmeye yönelik kesin bir azim olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımda ise, Allah'ın kullarından rızık sağlama veya besleme gibi bir iradesinin olmadığını, dolayısıyla bu tür beklentilerden münezzeh olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'irâde' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak kudretini ve dilemesini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, Allah'ın 'istemem' demesi, O'nun mutlak müstağniliğini ve yaratılmışların O'na hiçbir katkıda bulunamayacağını açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rızk' kelimesinin genel olarak Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimeti kapsadığını belirtir. Ayetteki 'min rızk' ifadesi, Allah'ın kullarından herhangi bir maddi karşılık veya geçim kaynağı beklemediğini, zira rızkın asıl kaynağının kendisi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ın hem dünyevi hem de uhrevi nimetleri ifade ettiğini, Allah'ın rızkının ise kesintisiz ve sonsuz olduğunu açıklar. Ayetteki 'onlardan bir rızık istemem' ifadesi, Allah'ın kendi rızkını kullarından değil, kendi hazinesinden verdiğini ve kulların O'na rızık veremeyeceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızk'ın Kur'an'da genellikle Allah'ın lütfu ve ihsanı olarak geçtiğini, insanın çabasıyla elde ettiğinden öte, Allah'ın takdiriyle verildiğini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın kullarından rızık talep etmemesi, O'nun mutlak rızık verici olduğunu ve kulların O'na rızık sağlamasının imkansızlığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'it'âm'ın yiyecek vermek, beslemek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'en yut'imûnî' ifadesi, Allah'ın kullarından kendisini beslemelerini, doyurmalarını istemediğini, zira O'nun hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve tüm canlıları besleyenin kendisi olduğunu mecazi bir dille ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'it'âm'ın birine yiyecek sunmak ve onu doyurmak olduğunu açıklar. Ayetteki kullanım, Allah'ın kullarından bu tür bir hizmete ihtiyacı olmadığını, aksine kulların O'nun lütfuyla beslendiğini ve doyurulduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ta'âm'ın yiyecek, 'it'âm'ın ise yedirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Beni doyurmalarını da istemem' ifadesi, Allah'ın maddi ihtiyaçlardan münezzeh olduğunu ve kulların O'na herhangi bir fayda sağlayamayacağını, aksine tüm faydaların O'ndan geldiğini açıkça ortaya koyar.
Zâriyât Sûresi
Onlardan rızık veya doyurmalarını istememek, bundan gani olmaktır. Hayali ve vehimi bilgilere peygamberler vahyi bilgiler aldıları için veliler ise irfani bilgi olan ilhami bilgiler ile beslendiklerinden ihtiyaçları yoktur. (Murat Derûni)