Ve-żżâriyât iżervâ(n)
(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
O tozdurup savuranlara,
Zâriyât Suresi'nin ilk ayeti, yemin formunda olup, 'esip savuranlar' kavramı üzerinden kıyametin ve hesap gününün kesinliğini vurgular. Ayet, rüzgarların gücü ve işlevselliği üzerinden ilahi kudretin bir tezahürünü sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ez-Zâriyât' kelimesini 'er-Riyâh' (rüzgarlar) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, yemin edilen varlıkların, yani rüzgarların, tozu toprağı savurma eylemini ifade ettiğini belirtir. Bu, kıyametin kopuşundaki şiddeti ve kaçınılmazlığı ima eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ez-Zâriyât'ı 'rüzgarlar' olarak tefsir eder ve bunun mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. Rüzgarların savurma eylemi, Allah'ın kudretinin bir göstergesi olarak sunulur ve kıyametin gerçekleşeceğine dair bir delil teşkil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zerv' kökünün 'bir şeyi dağıtmak, saçmak' anlamına geldiğini belirtir. 'ez-Zâriyât' ise bu eylemi yapan varlıklar, yani rüzgarlar için kullanılır. Ayetteki yemin, rüzgarların bu güçlü ve dağıtıcı etkisi üzerinden, kıyametin de benzer bir kesinlik ve güçle geleceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki doğa olaylarına yapılan yeminlerin, genellikle Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını vurguladığını belirtir. 'ez-Zâriyât' kavramı da bu bağlamda, rüzgarların savurma gücü üzerinden ilahi kudretin bir tezahürü olarak kıyametin kaçınılmazlığını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zerv' kelimesinin 'bir şeyi dağıtmak, saçmak' anlamında bir mastar olduğunu ifade eder. Ayetteki 'zervâ' kelimesi, 'ez-Zâriyât'ın (rüzgarların) savurma eylemini pekiştiren bir vurgu olarak kullanılır, bu da eylemin şiddetini ve sürekliliğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zervâ' kelimesinin 'mef'ûl-i mutlak' (mutlak nesne) olarak geldiğini ve fiilin anlamını pekiştirdiğini açıklar. Bu kullanım, rüzgarların savurma eyleminin ne kadar güçlü ve etkili olduğunu vurgulayarak, kıyametin de aynı derecede kesin ve etkili olacağını ima eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zerv' kökünün 'bir şeyi havaya kaldırıp dağıtmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zervâ' kelimesi, rüzgarların bu dağıtma ve savurma eylemini vurgulayarak, yemin edilen varlıkların işlevini ve gücünü net bir şekilde ortaya koyar.
Zâriyât Sûresi
KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK
İz-Terzi Baba Necdet Ardıç İşârî Te’vîl ve Tefekkürü (51-ZÂRİYÂT SÛRESİ) VE M. HAZMİ TURA Hz.
Yazan ve Düzenleyen MURAT DERÛNİ
İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (260-51-31) NECDET ARDIÇ
TERZİ BABA
“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat” Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 31/3
Servet Apt. 59 100
Tekirdağ
Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.
Tekirdağ (0533) 7743937
SAYFA NO
İÇİDEKİLER …………………………………………………………………….. (4)
ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………… (5)
Başlarken …………………………………………………………………………. (7)
ZÂRİYÂT SÛRESİ GİRİŞ ………………………………………………… (38)
1, 2, 3 ,4 ,5. ÂYETLER …………………………………………………… (44)
6, 7, 8, 9, 10. ÂYETLER ………………………………………………… (55)
11, 12, 13, 14, 15. ÂYETLER ……………………………………….. (63)
16, 17, 18, ÂYETLER ……………………………………………………… (67)
Fahri âlem Efendimize …………………………………………………… (71)
19, 20, 21. ÂYETLER ……………………………………………………… (74)
YAKÎN İLMİNİN ÜÇ MERTEBESİ ……………………………………. (85)
CÜNÛN FÜNÛN SÜKÛN. ………………………...................... (87)
Yakıyn ilimleri devam. ………………………..........................(99)
22, 23, 24, 25. ÂYETLER …………………………………………….. (115)
26, 27, 28, 29,30. ÂYETLER ……………………………………….. (124)
31,32, 33, 34, 35. ÂYETLER ……………………………………….. (127)
36, 37, 38, 39,40. ÂYETLER ……………………………………….. (129)
41,42, 43, 44, 45. ÂYETLER ……………………………………….. (143)
46, 47, 48, 49, 50. ÂYETLER ………………………………………. (148)
51,52, 53, 54, 55. ÂYETLER ……………………………………….. (177)
56, 57, 58, 59, 60. ÂYETLER ………………………………………. (181)
TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ ……………………………….. (198)
ÖN SÖZ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.
Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Bunlardan biri de konumuz olan (51) “ZÂRİYÂT” Sûresidir. Bu sûre-i şerifin bizler için ayrı bir özelliği vardır. O da şudur. Silsile-i mübareke de M. HAZMİ Babamın sırası (51) dir. Bu ise Kûr’ân-ı Kerîm’de (51) “ZÂRİYÂT sûresi” dir.
Bu çalışmamızda M. HAZMİ Babam (51) yolumuzdan verilen sıra numarası ile (51) “ZÂRİYÂT sûresi” nin arasında ki, bağlantıları ve İlâh-i muhabbet-i ilerleyen sayfalarda bulmaya çalışacağız.
Ancak yanlış anlaşılmasın Bu sûre-i şerifeye sahip olmak diye bir maksadımız yoktur, Tabiî ki bu sûre de bütün insanlığa gönderilmiş müşterek İlâh-i bir arma-ğandır. Ve herkesin içinde Hakk-ı vardır ve her kes gayreti kadar, içinden nasibini alacaktır.
Bizim yapmaya çalıştığımız ise bazı gerçeklere ışık tutup bunlardan bir nebze ma’nevi zevk ve huzur almaktır.
Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta Hazmi Babamın evlâtları ve ayrıca her kez için ma’nevi kazançlar niyaz ederim.
İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir, bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.
“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâlihazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.
Ana metinlerin altına, numaralandırılarak dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.
İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanıma teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah.
Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin ve ceddimin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.
Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.
Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.
Bütün bunları efendimizin, sahabilerinin evliyaullah-ın ve M. Hazmi Tura Babamızın ve Mürşide Tura Annemizin, de ruhlarına ithaf ediyorum, yarabbi şefeatalarına nail eyle.
“Murat DERÛNİ En Nûr” ÜSKÜDAR/İSTANBUL 15-10-2024
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.
Başlarken.
Terzi Baba İstanbul'da bulunduğu dönemlerde evlerinde misafir olarak kaldığı halası Rahmiye Hanımın eşi M. Nûsret Tûra Bey, ondaki özellikleri ve muhabbeti keşfedince, onu boşta bırakmamak ve kendisine faydalı ola-bilmek düşüncesiyle, kendi mürşidi olan ve aynı zamanda Fatih der-siâmlarından ve Süleymaniye Kütüphanesinin müdürlüğünü de yapan, Uşşâki şeyhlerinden Hazmi Tûra Uşşâki Efendiye gönderir. Hazmi Tûra Uşşâki Hazretlerinin huzuruna, elindeki tanıtım kağıdıyla giden ve kabul edilen Necdet Ardıç Bey böylece tasavvufi hayata, yani gönül yolculuğuna da başlamış oluyordu.
Mürşidi Hazmi Tûra Uşşâki Efendiye intisabından sonra mücadelesi, çilesi, fedakarlığı, riyâzatı olan tasavvufi çalışmalarına başladı. Fırsat buldukça istanbul Fatih'te Keçeciler Caddesindeki Bedrettin Dergâhında ikâmet eden mürşidini ziyaret ediyor, onun sohbetlerine iştirak ediyor-du.
Bu ziyaretlerinden ve çalışmalarından çok memnun kalan mürşidi yine bir ziyaret esnasında Necdet Bey'e şu sözlerle taltifte bulunuyor:
"Oğlum, iki şeyinden memnun kaldım. Birincisi tasavvuf çalışmalarına devam etmen, ikincisi ise, gördüğün (taç giyme ve Ihlas okuma v.b.) zuhuratlarındır.” Alîm ve ârif bir zât olan Hazmi Tûra Uşşâki Hazretleri haftanın cu-martesi günleri ikindi namazını müteakiben de Beyazıt Câmiinde Mes-nevi Şerif okutuyordu. Necdet Bey imkân buldukça cumartesi günleri Tekirdağ'dan Beyazıt Câmiine gidiyordu.
Necdet Ardıç Bey bir gün terzihane dükkânında dikiş makinesinin başında çalışırken bir hâl ile karşılaşıyor. Şöyle ki; çalıştığı dikiş makine-sinde yüzü duvara dönük iken birden duvardan Hazmi Tûra Uşşâki Haz-retlerinin silueti beliriyor. Bunun üzerine hemen dikiş makinesini durduruyor.
Mürşidi kendisine sürekli "haydi oğlum, gayret oğlum... lâ ilâhe illâllah... haydi gayret" şeklinde görünüp bir mesaj veriyordu.
Bu hâl geçtikten sonra ütü masasının yanına giden Necdet Bey ilginç bir görüntüyle karşılaşıyor. O dönemlerde ütü için mangal kömürleri kullanılmaktaydı. Yere doğru baktığında beyaz yer karolarının üzerinde siyah kömür parçalarıyla çok açık bir şekilde çizilerek yazılan, (ayn), (ye) ve (dal) harflerinin olduğunu görür.
O anda bunların ne anlama geldiğini bilemez. Ancak unutmamak için oradaki görüntüyü bir kağıda yazar.
Aradan kısa bir müddet geçince mürşidi Hazmi Tûra Efendiyi ziyaret için İstanbul Fatih'teki, dergâh olarak da kullanılan evine gider.
Kapıyı çaldığında Hanımı “Mürşide Anne” kapıyı açar.
İçeriye girip 5-10 dakika oturduktan sonra Necdet Bey Mürşide Hanıma, "Efendi Babam evde yok mu?" diye sorar.
Mürşide Hanım da ona, "Babanız sizindir yavrum" der. Necdet Bey bundan bir şey anlamaz.
Bir müddet sonra Mürşide Annesine "Efendi Babam daha gelmedi mi?" diye tekrar sorduğunda, yine "Efendi Babanız artık sizindir oğlum" cevabını alır.
Bu ifadedeki maksat ve mânâyı anlayan Necdet Bey, mürşidi Hazmi Tûra Uşşâki Hazretlerinin vefat ettiğini, yani bâtın tecellisine dönüştüğünü anlar.
O anda kısa bir tefekküre dalan Necdet Bey Hz. Peygamberimiz bâ-tın âleme giderken Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in söylediği sözler hatırına gelir.
O anda çok üzgün ve değişik duygular yaşayan Necdet Bey, çalışırken dükkânda yaşadığı hâlet-i rûhiyenin, mürşidinin rûhunu teslim et-meden evvel kendisini son bir kez gayrete geçirmek için ziyarete geldi-ğini idrak eder.
Bir müddet sonra "şimdi biz ne yapacağız Mürşide Anne?" diye sorduğunda, Mürşide Hanım da, "Efendi Babanız yerine M. Nûsret Tûra'yı bı-raktı. Emanetler artık onda. Sizler de bundan böyle ona gide-ceksiniz," cevabını verir.
Tarikat-ı Aliyye-i Halvetiyye-i Uşşâkiye'nin önemli şahsiyetlerinden biri olan; alîm, ârif ve fazıl kişiliğiyle tanınan Hazmi Tûra Uşşâki, Necdet Bey'in tasavvuftaki seyr-i sülûkunda önemli bir yer tutar.
Mürşidinin vefatından sonra o günki hisler içinde kâleme aldığı ve mürşidine olan sevgi ve muhabbetini anlattığı, "Hazmi Tûra'nın Huzurunda" adlı şiirini sizlere sunuyorum.
H A Z M İ T Û R A’ N I N H U Z U R U N D A
Gitmiştim bir gün Nûsret Tûra'ya, Gönderdi beni Hazmi Tûra'ya.
Yazdı verdi elime bir kağıt, Sanki içinde bin türlü ağıt.
Gidip Fatih'e girdim dergâhına, Alıp içeri oturttu yanına.
Okudu elimdeki kağıdı, Çözülen ayağımın bağıydı.
Oğlum dedi, her gün şunları yap, Gittiğin dünyadan hemen sap.
Görünce o muhterem Hak dostu, O günüm bilsen ne hoştu.
Hadi oğlum Allah selâmet versin, Yoluna güle güle gidersin.
Çıkarma bizi sakın gönülden, Gaflette kalırsan ne gelir elden.
Hazmi Tûra ilk mürşidim oldu, İhsanları fakire çok boldu.
Bir gün yine gittim dergâhına, Oturttu beni hemen karşısına.
Anlat bakalım gördüklerini, Değerlendirelim hâllerini.
Anlattım tüm gördüklerimi, Başımdan geçirdiklerimi.
İki şeye sevindim dedi bana, Bunları anlatayım sana.
Biri unutmamışsın bizleri, Diğeri gitmişsin hayli ileri.
Okuturdu Mesnevi Bayezit'te Bir gün nasip oldu orda ziyarette.
Anlatıyordu hakikat-i Nuh'dan, Nasıl kurtulunur o tufandan.
Sanki şu anda görür gibiyim, Rûhaniyetini sezmiş gibiyim.
Bakıyor sanki yazdıklarıma, Tebessüm ediyor anlattıklarıma.
Tekrar yine gittiğimde dergâha, Ulaşamadan o padişaha.
Hacdan gelince pek hastalanmış, Hemen rahmet-i Rahmânâ dalmış.
O anda sanki Sıddık'ın sözü Muhammed öldü ise Allah baki.
Şimdi ne yapacağız? Dedim, Nûsret Bey'e gideceksiniz dediler.
Daha evvel dükkânda çalışıyorken, Sanki geldi karşıma duvar içinden.
Coşturdu beni Tevhid ile, Ben de şaştım o zaman bu işe.
Sonra baktım yere lyd yazılmış, Sanki bir el hat kazımış.
Anladım ki o an bayrammış, Fakire lûtfen vedaya gelmiş.
Bu hadiseyi (tecelliyi) sonradan Necdet Bey, Nûsret Efendiye anlattı-ğında, “oğlum üç harften (IYD) meydana gelen bu kelime (bayram) demektir.” O anda onun bayramı yani “Şebb-i aruz” Hakk’a vuslatı imiş, diye kendisine ifade ettiğini bildirmiştir.[1] “ İz- -T-B- ” Bu hatıra-müşahadenin devamında İz-Efendi Babamız şöyle anlatmaktadır;
Yere doğru baktığında beyaz yer karolarının üzerinde siyah kömür parçalarıyla çok açık bir şekilde çizilerek yazılan, (ayn), (ye) ve (dal) harflerinin olduğunu görür.
O anda bunların ne anlama geldiğini bilemez. Ancak unutmamak için oradaki görüntüyü bir kağıda yazar.
Bu hadiseyi (tecelliyi) sonradan Necdet Bey, Nûsret Efendiye anlattğında, “oğlum üç harften ايد (IYD) meydana gelen bu kelime (bayram) demektir.” O anda onun bayramı yani Hakk’a vuslatı imiş, diye kendisine ifade ettiğini bildirmiştir.[2] “ İz- -T-B- ” Bu günlerde – O günlerde İz-Efendi Babamın “Kelime-i Tevhid” sohbetinin olduğu günlerde Târık –Târik bağlantısını düşünürken konu buraya gelmiş. Ve markete ekmek[3] almağa gidip geri dönerken daha önce sürekli gördüğüm ve camındaki sarı fon üstüne “Ağlayacaksan Oynama” yazısı dikkatimi çeken minübüsün arka kapısı açılmış birazı yere indirilmiş ve içinde çuvallarda bulunan mangal kömürü bulunan beyaz minübüsün içinin her yerini kap kara yapmıştı. Minübüsün önüne çekmiş olan şöförü oturmuş ve yüzü bu işten kapkara olmuştu.
Anlatımda kullanılan o günlerde kömürlü ütülerde kullanılan marsık (iyi olmayan yanmayan kömür) niteliğinde yerdeki kömürün yazdığı kelimedir.
Bu bana “Fakr her iki cihanda yüz karasıdır” ve “Fakr tamamlandığında sadece Allah kalır.” Şeklindeki ehlullahın sözleri geldi. Hazmi Babam adeta oğlum bu dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Fakr-ı ihtiyar et, çalış ve gayret et diyordu. “hayret ki, hayret…”[4] “ İz- -T-B- ” Hazmi Tura r.a. babamız hakkında daha geniş bilgi Sena Yönlüer hanımefendinin Tez çalışması olarak Terzi Baba kitapları (53) sıra ile yayınlanmıştır.
YETİŞ (Necat) Ey goncai bağ'ı safa, ey virdi handanım yetiş, Lütfun senin derde deva, ey derdi dermanım yetiş, Zat'ın Gayriyette Ayniyet-i Necat bulan, Muhammed S.A.V vahdeti, Zat'ın Hüve, Hüve Ahmed, Kamer, Rahman anım Necat İsa A.S tulu eder. Hz. Meyyemden, dört ered, veda dört rida red Şems kemalinim Necat...
Dolmuş gözüm göynüm senin aşkınla, ey nazlı güzel, Sensiz cihanı neylerim, ey munisi canım yetiş, Adem İnsanı Kamil, gayriyette ki vahdet özüm, Nefs-i Küllü şaşkınlıkta, Zat-ın Allah'ın miratı Celal el..
Elif El Veli hu canı uluhiyet ile nefy eylerim, Zat-ın Hakikat-i Muhammed-i İsa A.S Nuru, 104 kitapta, Necat..
İçtim gözünden bir kadeh, aşkın şarabın mest olup, Ayılmazam ta haşradek, ey mesti çeşmanım yetiş,
18000 Âlem tam Gayriyette ki Vahdet özünden Ahad Hâkk'ın Nuru Hu, Ayın, Şın Kaf Müşahiyd, Hakikat-i Muhammedi Rab Müşahiyd, Metiyn Özün Hu...
Kamer, Ahadiyet Fatih'in Fetih tahakkuh Şah Rahman o zamana dek, Zat-ın Metiyn İkra Cenne'ul Bakiyi imanın Necat..
Ey tuti'i sükker deher, nutkun verir bu cisme can, Kurban yolunda başı can, ey mahı tabanım yetiş, Zat'ın İrşad eder, 8'i tekrar, tekkar Ered Hu der, Nuru Muhammedi Meknuz, Allah, Muhammed Er-Rahman Er-Rahim Ahad olan Ahmed ile Bakidir Can'u dil Kamer..
Veliy'ul Metin Rahman Tarık'ın İlahi benlik Aşı Kamer, Zat'ın Yusuf Mina Nefsim'den Necat..
Nur'ı Cemâlin şem'ine pervane veş yandı gönül, Aşkından ayırma beni, ey şem'i tabanım yetiş, Rububiyet Nurun, Cem Ali Nurun, Kamer Müşahiyd, Hu, Allah,Rahman, Rahim, Hamiyd Mahmud, Iyd Müşahiyd Nur-u Muhammedi Gülü..
Ayın, Şin, Kaf Nidan, Allah, Rahman Rakhim Cenne'ul Baki Nebi, Zat'ın Kameri Mina Nefsim'den Necat..
Dil bülbülü feryad eder, ağlar durur şamu seher, Bekler ol canandan haber, ey can'u cananım yetiş, Kamer Özünün, Özünden Uluhiyet Derya'nın Faaliyeti Bayram Ered, Ayniyette Gayriyet Uluhiyet Rahman Vahdet, Şah kapısı Elli Üç Vahdet başında Hu..
Elli Üç Necat Elif, Kamer Müşahiyd Rahman Habir, Zat-ın Kamer-i Vahdet Kehf Aliy Necat..
Ey goncai bağı emel, ey hüsnü anı bi bedel,
Ey Hazminin leylâsı gel, sultanı habanım yetiş.
Zat'ın Gayriyette Ayniyet-i Necat bulan, İnsan-ı Kamil Hu Aliy, Elif ile Nuru Muhammed-i İlahi benlik.
Zat'ın Hicr La İlahe İlla Hu, Muhammed S.A.V İsa A.S gayriyette ki eli, Yusuf Ahmedim Necat Aliy Necat..
HAZMİ TURA
Düz dizeler Hazmi Babam r.a. ait ve yatık yazılar ise fakirin şiir dizelerine yorumudur. (Murat Derûni)
Hayırlı Geceler Efendi Babacığım,
Hz. Şehadete gelişinizin 73. Seneyi devriyesini tebrik ederiz. Cenab-ı Allah'ın bu lütfundan dolayı aciziz..
Bugünün anısına Erzurumlu Fakir Ali Rıza'nın Hazmi Babam Rahmetullahi Aleyh için yazmış olduğu şiiri, Anlayabildiğimiz ölçüde Hazmi Babam ve Nusret Babamın da yad ederek yorumlamaya çalıştık..
Herkese selamlar, Hürmet Ve Muhabbetle Nüket Anne ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.
Arif-i Mevla’sın Muhammed Hazmi Zatın Vasf olunmaz demek mümkün mü Hak Seni Kuran’ında övmüş yaratmış, İsmini Cismine Halketmiş.
Bir Gonce ere yetiştin , Kuran’ı Kerimi Eyledin Ezber, Alim Esmasına Sahipsin Ey Can. Sırr-ı Hak Zatına Ayan ve Beyan.
Hazine-i Haksın Müjdeler Olsun, Allah’ın indinde Güzel Bir Kulsun, Kur’anı Furkan’ı sana bildirdi.
Zahir Batın Hep Sırrı Sana Verdi.
Keşfolundu sana cümle mezaya, Batın gözün açtın göründü her-ca, Esrar-ı telkinin sırr-ı nümayun, Halloldu müşkilan hem sırr-ı nihan, Hâkayık, dâkayık göründü her-bar.
Her bir esma sırr-ı oldu Ezhar.
Sırr-ı Muhammede oldun Aşina, Mimlerden göründü nice mana, Mimin birisi Muhammed birisi Mirat, Mimlerden göründü nice mana, Mimin bir sırdır görünmez heyhat,
O mimde gizlidir nice bin ma’nâ
O mimi bulandır Adem-i ma’na, Hakâyık-ı Mevla ondan bilinir, Bu sırra erene ekmel denilir, O mimin biridir….
Şef’ olur, Şef’ âlemler fahri, Şefaat odur ki Hakka eresin, Hakk’ın dîdârını âyân göresin, Hâlık’a erendir velî-yi mutlak, Cân gözünü aç da o nûra bir bak Varlığı mahvolur eri gir Hakk’a İltifât eylemez âlemde halka, Hicâplar ref’ olur kalmaz bir hicâb, Bu sırrı bilendir hem ebû‟l-bâb, Âdem murâdına o mimden erdi,
O mirâte bakanlar Hakk’ı Hak gördü,
Bu sırdır zâtına oldu hüveydâ Şüphem yoktur sensin ârif-i dânâ Öyle bir dil ile Kükreyle dâim, Sırr-ı mirâc-ı namâz namaz-i dâim, İki kanat ile Hakka uçulur, Vâhhitten o ravza cümle açılır,
O ravzada vardır dört türlü ırmak, Gönül şu’lesini o ravzada yak, Hubb-ı câvidân bulursa bir cân, Cân odur ki bula âlemde bir cânân, Cânânı bulanın cân gözü bînâ, Görünür gözünde dîdâr-ı Mevlâ, Her neye bakarsa görünür dîdâr Dîdârı gören görmez âlemde ağyâr Fânî olur âlem kalmaz bir diyâr Leyse fî dâr-i gayrihi diyâr Böyle bir âlemde mesrûr idi dil, Gelmezdi gönlüne hîç kāl ile kıyl Sahve gelip gördüm âsârı hâme Elime sunuldu bir güzel nâme Muhammed Hazmî’nin kokusu geldi Deryâ-yı muhabbet hem dalgalandı Okudum okudum lezzetim arttı Gönül sefînesi girdâba battı, Her harfinde vardır nice bin ma’nâ Ne güzel mektûptur mektûb-ı zîbâ Tekrâren okudum eyledim dikkat Seni zebûn etmiş bir müthiş illet Teessüf ederek eyledim duâ Şifâlar bahsetsin hazret-i Mevlâ, Vücûdun görmesin âlâm u ekdâr, Şefî-i muîn olsun Ahmed-i Muhtâr Enbiyâ evliyâ reh-nümâ olsun, Sözünde özünde cân bulsun Meclisine dâim ehl-i dil gelsin O mecliste mey-i vahdet içilsin Ehl-i dertler gelsin sohbete dâim Tâlib-i âşıkān olsun müdâvim İki âlemde olasın âlî Bulduğun için yâ Hû bâb-ı rızâyı Hakk’ın rızâsıdır âlemde matlûb, Rızâyı bulandır âlemde mergūb, Dâmâdım evlâdım ediyor selâm Huzûru kalp ile çokça ihtirâm Hakkı Kâzım Beyler ediyor duâ Ezkâr-ı cemîlin olur dâimâ Hâne halkı bütün ediyor niyâz Sıhhat haberinden iki satır yaz Cümlemizin gözü yoldadır her-bâr Muhibb-i sâdıksın hakîkatli yâr, Suâl edenlere eylegil selâm Kalbimde saklarım onları müdâm Bu kadar kâfîdir cânımın cânı Sana arz eyledim râz-ı[5] derûnu Burda hatm eyledim yazmadı kâlem Daha neler vardır daha ser-encâm Erzurumlu fakîr … Ali Rıza
Rahman’ın Nûru İlahisi ve Hakikati Muhammedisinin velayetisin Muhammed Hazmi (r.a.) Vahtette Kesrete, Kesrette Vahtede Sahibsin Hu’nun Kulu Füsus’unun Deline Sahip Olunmaz Senin Muhammed Hazmi (r.a.) Fenafillah, Bekabillah makamın mı?
Hakikat’ul Ahadiyyetul Ahmediyyetinin Zatısının Husunda, Görmüşte Vahdetinde Nefis’ini Hamdıyla Övüp Dost İnsan etmiş, İnsan Muhammed s.a.v eniyyetinin, hüviyyetininde eniyeti alak, mirac etmiş.
Hakikat’ul Ahadiyyet’ül Ahmedinin hu’sunun gülü Necdet’in Uşşaki (k.s.) vahdetinin kesretine, yetiştin yetmişikinde Ey Kamil İnsan.
Zâtı, Furkânı, hakikati marifet-i nefsinde Cemal ve Celal eli İle sıfat-ı İlâhi İle tevhid eyledin.
Hakikat-i Muhammediyenin Elif, Lam, Mim’inden Habirsin, Kâbe’dir gönül âlemin, vahdetin Nur-i Muhammedisi’nin hakikat-i Muhammed’isinin teknesini çekersin yıldız ve ayın ile…
Hakk’ın sakisi, sahiptir tevhid atına, hakikati Muhammed’inin Vahdetinin Yakin İnsan-ı Kamil Nayisini Bil?
Hakikat-i Muhammedin’in İz’inin Ahmedisin, Hu’nun uluhiyetinin işi Necdet Uşşaki (k.s.) müjden eline gönderilsin.
Yokluğun ahın’ın eniyetinde, “Kul huvallahu Ahad”sın, Zatın’ın Rububiyyetinin hür faaliyeti, nefsinin özü ruhuna erdi.
Hürlüğün sahibi, hüviyyet poprağının hakikat-i İlâhi suyunun benliğinin, arzu ve isteği nefsinde, aklında vahdete erdi.
Hu’nun uluhiyeti ahad ifşa olundu insanlara Memhet Hazmi’nin (r.a) vahdetinde.
Hakikat-i İlâhiyyinin Eninyeitinin, hakikati Muhammed-i 18000 âlemin kesretinin vahdetini çıplaklığıyla açtın özün gayriyetinde dürüldü, Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyyenin Husu’nun eri, Eniyeti, insan Rahmân, Rahime, tevhidin Uluhiyyet-i telkinin, Nur-i Muhammedi dünyanın sırrı, “Kullu hu Vallahu” oldu, Muhammed-i Şekilan, Hu Muhammed s.a.v. gizli sırrı ayan beyan, Hakikati İlâhi teknesi, her defa Nûru Muhammedi Teknesinde göründü,
Hu Rahman Ahad esmanın sırrı Hu Uluhiyet ateşi çiçeklerin tomurcukları oldu.
Rahmân Rahim, İnsan-ı Kamilin sırrı Muhammede Hu uluhiyyet ateşin oldun, Hakikat-i İlâhi güneşini Nûr-i Muhammedisinin ışığını bize yansıtır.
Hakikati Muhammedi’nin ma’nâsı, Nûru Muhammedi olarak her mertebeden zuhurda gayriyette dürüldü.
Hakitati Muhammedin bâtını Ahad olan olan Ahmed zâhiri Hz. Muhammed s.a.v.
Hakikati Muhammedi’nin ma’nâsı, Nûru Muhammedi olarak her mertebeden zuhurda gayriyette dürüldü, Necdet Uşşakiden çıktı nice Nûr-i Muhammedi Ma’nâ…
Hakikati Muhammedi, Ahad olan Ahmed de sıralıdır, Hüviyeti tevhidi ef’al ile hazreti şahadette Hayy ile Nûru Muhammedi nin her mekanda ışkından görünmez oldu.
Hu’nun nice ma’nâları Nûr-i Muhammedinin gayriyetinin ayniyetinde izlidir. Necdet Uşşakiden (k.s.) yayılır Elif’in nice gizli ma’nâları.
Hakikat-i Muhammediyyeyinin Ah’ını nidasının Hu’sunu özünde bulandır. Ayniyet-i ile anda Âdem-i ma’nâsı açıklanmış olarak Hakikati ilahi deryasında seyirdedir.
Hakikat-i Muhammedinin eniyyet ve uluhiyyetinin hakikati, Hu’nun nûrunun sıfatlarının Celal Cemal delili ile hayallenir.
Hakikat-i ilahi deryasının, Rahmân, Rahîm sırrınını eniyyetine erene er kamil diye nida edilir.
Hakikat-i Muhammedi Hu…. Hakikati Ahadiyyet’ul Ahmediyyedin “Kul hu Vallâhu Ahad”ıdır.
Hu’nun uluhiyyeti, Hüviyyetinde ve Eniyyetinde bir olur, Rahman Rahiminde, Elif, Lam, Mim olan İnsan-ı Kamilin Uluhiyetini över.
Eşrefi Mahlukluğun tahakkuku Hu’nun Rububiyyetidir ki, Hakikatin kafının şefaati, eridir insan, Hakik’i sevgilinin gayriyetinin vahdetinin sıfatlarını bizde insan, göresin, Ahmedin, Uluhiyyetine eren, Sen olmasaydın âlemleri halketm ezdim’e erendir, Muhammed s.a.v. tevhidi’ni açandır Veliyi mutlak, Hakikat’il Ahmediyyenin Ahad’ında ki Ahmed’i aç da gör, Ahad olan Ahmedin Nûrunun kabına bir bak.
Uluhiyyetin vahdeti Rahmân ile gayriyette Ahmed ile, Açılır Hüve, Hu Uluhiyyet eri, gayriyette Hakk Ahmed ile…
Uluhiyyetin tevhid sancağını açtı iltifat eylemez ha, Samed olan Ehadiyyet-Uluhiyyet-Muhammediyet’inde Ahmed’in Uluhiyyet kal’âsinde …
Hüviyyet bâtının yokluğuna Rahmân acaip haller ile yükseltilir, artmaz Ahmedin Selam’ının örtüsüne nefsaniyyeti ile perde olanın hüviyyeti, Hakikat-i İlahiyye deryasının sırrını eniyyeti bilendir, Muhammedin zatının kapısının babasıdır Hacı Necdet Uşşaki…
Ayniyyetir an, Muhammed A.S. Murad’ına, Hakikati Muhammediden, Hu derdi.
Hu’nun Hakikat-i Muhammedisinin entarisine, LA’nın yokluk aynasından bakan anlar, Ahmedi Hakk gayri-yette ördü.
Hakikat deryasının ısrarıdır, Zatına Hakikati Muhammed’inin Nuru Aynasına Hu doldu, Hüve’sinin Teklik eli Nuru Muhammedi.
Hüviyyetin Hakikati Muhammediden Şeniyette, Şüphem yoktur Hâkikat’ul Ahdiyyet’ul Ahmediyeden, Akl-ı Külle Nefs-i Külle, Nuru Muhammedi ile Arif olup bilen sensin.
Özün yel, Ahmedin gönlünün eli, Kürke yele, Allah daim[6] hım, hım.
Mirac’ın sırrı tevhid ile açılır, Hakikati Muhammedi’nin zaman namazındayım, Hakikat’i Muhammedinin Cemal ve Celaliyle iki kanat birlenir, Hakka Uluhiyyet, Rububiyyet, Abdiyyet üçüyle uçulur..
Tevhidin Vahdetinin, Hüviyyeti Eniyyetine, Hu Rahman İnsan-ı Kamil Sahip Hakikati Muhammedin Uluhiyyeti cümle 18000 bir âleme Rububiyetiyle açılır.
Hu, Rahman, Vahid Zatı Nûr-u Muhammedinin vahidiyyet sahasında Rahmân Rahim’in, ilim, irfan, hakikat, marifet dördü bir olur vahdeti Elif, Lam, Mim, Ra’nın..
Hu gülünün önü hayal dolu, hayalini o zât olan Rahmân’ın Nûru Muhammedi’sinin narında yak.
Sevgilinin kapısı, Hâkikat’ul Ahmediyye yi nida eden, sabreden Ahad can’ın Nûrunun özünü bulursa bir can, Necdet Uşşaki (k.s.) Hu, Rububiyyetin delilisin sen, özün ayn’iyettir âlemde, Nûru Muhammmedi’nin Elif, Lam, Mim’i, Rahmân’idir, bizim Necdet Uşşakinin canları, Necdet Uşşaki’nin (k.s.) özünün cananı bulan, Necdet Uşşaki’nin (k.s.) gayriyetin ayniyetinde özü bizim ile, Gayriyetin Ayniyetinde Uluhiyet görünür sevgilsidir Mevla olan Muhammed evla,
18000 âlemi temiz gören, İnsan-ı kamil ile örmez arasına âlemde gayriyet, Vahdeti rehberdir bize, cümle vücudu sevgilinin âleminden görünür.
18000 âlem eniyyeti Hu Uluhiyyetin Rububiyyeti olur, Sen Uluhiyyeti açansın Hâkikat’ul Ahadiyyetinin Nûr-i Muhammedi yolusun, Uluhiyetin Vahdeti eser Nur-i Muhamemdi ile Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye, gayriyette Hu’nun yari rida.
Hakikati ilahi güneşinin benliği, İnsan-ı Kamil Ahmed Nuru Muhammed-i ile âlemde, Rububiyyetin başı Hakikat-i Muhammedi idi gönül-i dil.
Gayriyetin delili eleme sahip değildi, hüviyyetin 18000 âleminin eniyyetinin gülünün gönlüne hiç dedikodu gelmezdi.
Hüvenin gayriyet elinin ipi nnsanın, hakikati Muhammedi’nin gayriyette eserlerini zâtım ile ördüm, İnsan-ı Kamil Ahmedin uluhiyet ud’unun işi, celal-i aman bir Ah…..
Muhammed Hazminin eli, “Kul Hu” gülünün kokusu idi.
Gönül gülü çıplak, senin fesin, gayriyetin baharını tattı..
Nusret Uşşaki (r.a.)ın Muhabbeti Vahdet deryasına derk olundu, Hakikat-i Muhammedi Allah, Allah nidası ile dalgalandı..
“Kul Hu” Muhammed s.a.v, “Kul Hu” Muhammed s.a.v, Uluhiyyet izzetimi tarttı.
Rehberidir fahrin ile Vahdeti’nin Necdet Ardıç Uşşaki, Elfi, Elfi harflere Nûr-i Muhammedi ile üfler..
Eniyyetin Celal-i, takiptedir katip kurbiyettekilere, “Kul Hu” okudum, eniyyetimi tararken, Muhammed’in s.a.v, hakikat kapsının Fettahı Ali aslanının yelesiyim dikkat, Nefsini un etmiş, bezl etmiş, Hakikat-i Muhammedin eli tevhidine müşahid, Tevhid-i açarak, Nûru Muhammedi yeleğim ile faailyetim, Açsın sinenin uluhiyetini, kıskandırsın Ahmed’in gül kokulu zâtının terini, Hakikati Muhammedin’in evi Allah, Necdet Uşşaki (k.s.), Üç ud’un, gayriyetin ayniyetinde İsa Mesih, İnsan-ı Kamil senin Rad’ın, Eniyyetin tevhid pazarı, Vahdetin Uluhiyyet eli, Nûr-i Muhammedi rehberin, Hu uluhiyet işin, İfşa olsun ikilikte nimetlerin, Ahmed-i Muhtar.
Nûr-i muhammedin çıplaklığında süz özünü, sözünde Necdet Uşaki (k.s)’nin ayn’ının özü işin olsun, Hakikat-i Muhammedi ile oturanın damı, gönlünün hu eli, gariyetin uluhiyetinin sinesin,
Hu’nun Hakikat-i Muhammedi evinde, Vahdet şarabı İnsanın Uluhiyyeti içilsin..
Nûr-i Muhammedi’nin ehl-i dertlilerin gönülerinin erisin, Sen sevilen ol her daim Ahmed..
İki İnsan-ı Kamilde, Nur-i Muhammedi, Kul Hu’yu oku İnsan olasın..
Necdet Uşşaki, Özün hu olduğu için, Vallahu zatı’n rıza kapısı, Eniyyetin Hakkın rızasıdır. İnsan-ı Kamil Nur-i Muhammedi’de, Hakikat-i Muhammedinin tahakkunu bul.
Rahmân’ın ziyasının özünü İnsan-ı Kamil’in anında bulandır, rağbet edilen garip.
Kayyum’un adımındayım, Kamer evinin yokluğunda devrediyor, 41 selâm..
Arzu halim hu, kalbimin bal eli, 18000 âleminde çokça hatıram, Hakikat sen Azim, 13 eyler, Hakikat-i İlahi Güneşinin duhâ eli.
Sekiz cennet vahdet mecmul’ün hu olur Allah daim..
Hakikati İlâhi Güneşinin ziyası, Ahmed’in eniyyetinin alkışı çıplağıyla ne diyor?, Ahmed’in tahakkunu hisset ikiliğin bari’sinden gözetir ziyasıyla, Muhammed’in s.a.v. Necm yıldızı gayriyetin özü, Hakikat-i İlahi güneşi, Nûr-i Muhammedi ile yolda bâri ile tasvir eden rehberdir.
Muhammed s.a.v. sevgilisi kutlu insanın temiz hakikatin tahakkuku Vahdeti Rahmân’ın dostu, Hakikat-i ilahi suyunun yokluğundan suâl eden, Nûr-i Muhhamediyye erenlere eyil gel, 41 Selâm eyle, Hakikat balını kalbimde saklarım, Hu’nun Uluhiyyet Nûr’una sarıldım, Hakikat deryasının Necm-i, Necdet Uşşaki (k.s) fakirin can-ı cananıdır.
Bizim kutluluğumuzu arza, yel eyledim, Razıdır, Nûru Muhammedi’nin Nûru, Nûr-i Muhammedi’ni hatm eyledim Ahmed, Ziyanı ademin yokluk kâlemi yazamadı.
Rahmân Ahmed’in elinin Nûru, Vahdet Ridan Ahmed, 41 Necmin başıdır, Necdet Ardıç Uşşaki (ks) El-Fakir Mu----------------------------
Arif-i Mevla’sın Muhammed Hazmi Zatın Vasf olunmaz demek mümkün mü Hak Seni Kuran’ında övmüş yaratmış, İsmini Cismine Halketmiş.
Bir Gonce ere yetiştin , Kuran’ı Kerimi Eyledin Ezber, Alim Esmasına Sahipsin Ey Can. Sırr-ı Hak Zatına Ayan ve Beyan.
Hazine-i Haksın Müjdeler Olsun, Allah’ın indinde Güzel Bir Kulsun, Kur’anı Furkan’ı sana bildirdi. Zahir Batın Hep Sırrı Sana Verdi.
Keşfolundu sana cümle mezaya, Batın gözün açtın göründü her-ca, Esrar-ı telkinin sırr-ı nümayun, Halloldu müşkilan hem sırr-ı nihan, Hâkayık, dâkayık göründü her-bar. Her bir esma sırr-ı oldu Ezhar.