İçeriğe atla
Necm 23Cüz 27 · Sayfa 526

Necm Sûresi 23. Âyet

النجم

Sohbete sor

İn hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzela(A)llâhu bihâ min sultân(in)(c) in yettebi'ûne illâ-zzanne vemâ tehvâ-l-enfus(u)(s) ve lekad câehum min rabbihimu-lhudâ

Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tabi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.

Necm (Yıldız) Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

in hiye illâ esmâün sem­meytümüha entüm ve abaüküm ma en­zelellahü biha min sültanin in yettebi­une illezzanne ve ma tehvel enfüsü ve lekad caehüm min rabbihimül hüda “Onlar hiçbir şey değildir, onları ancak siz ve babalarınız isimler olarak isimlerdirdiniz. Allah -Teâlâ- ona dâir bir sultan (delil) indirmemiştir. Zandan ve nefislerinin arzu ettiğinden başka birşeye tâbi olmuyorlar. Halbuki, onlara Rab'lerin-den bir hü-dâ -bir hidâyet rehberi- gelmiştir.” Onlar hiçbir şey değildir, onlar ancak siz ve babalarınız tarafından yani insânlar tarafından

isimlendirildiği için, isim kazanmışlar.

İşte Esas varlık Allahındır, isimler sonradan var edilmiştir. Bu isim verilmesi insânların yaşamlarının kolaylaştırması, karışıklık olmasın di-yedir.

Eğer Allah bir sultan (delil) indirirse o zaman iş başkadır.

Meselâ nizam-ı ilâhiyeye göre ateş herşeyi yakar, hiçbir şey ona karşı koyamaz ama Allah İbrahim (a.s.) üzerine sultan indirdiğinden ateş onu yakmadı. Çünkü onda ilâhi saltanat vardır. Aksi takdirde hiç-bir mesnedi olmaz.

Hayâl ve zandan meydana getirilen şeylerin hiçbir ilâhi mesnedi yoktur. Öyle ki biraz daha ileriye gidelim kendi rabbımızı dahi biz zannımız’dan meydana getirdik.

Esasında bütün âlemler, Cenâb-ı Hakkın rû’yasıdır, yani hayâldir. Ama şu anda kesafet kazanmıştır ve müşahâde edilebiliniyor.

Peki biz Cenâb-ı Hakk’ın varlığını bu yakınlıkta, bu müşahâde de idrak edip, anlayabiliyor muyuz?... Yani “gerçek eşhedü” diyebiliyor muyuz?...

- Diyemiyoruz.

O zaman hangi rabbe ibadet ediyoruz?... Hayâlimizde kendi resmettiğimiz rabbe ibadet ediyoruz demektir.

Ancak Cenâb-ı Hakk onu da hoş görüyor. “ene abdî zannibi” “ben kulumun zannı üzeriyim,” hükmü ile onu da kabul ediyorum. Bu kabul başka ilâhi hakikate, ilâhi rabb’a ulaşmak çok başka şeydir. İslâmın asaletine uygun olan şey asalettir, vekâlet değildir. Bizim Hz. Rasûlüllah’ın asaleti ile asaletlenmemiz gerekir. Tabii ki bu asalet onun asaletine göre vekâlet sayılır ama “vekâlet-i asliyye”dir.

“in yettebi­une illezzanne ve ma tehvel enfüsü”

“Zandan ve nefislerinin arzu ettiğinden başka birşeye tâbi olmuyorlar.”

Onlar ancak zan ve hayâllerine tabi oldular. İlâhi hakikate tabi olmadılar Bu Âyetler her ne kadar Hz. Rasûlüllah’ın risâletinden önceki insânlara hitap ediyorsa da Kûr’ân-ı Keriym her zaman taptaze olduğundan her an, her Âyeti bize ve bütün insânlara taze ve mutlak olarak hitap etmektedir. Bizler bunu okuduğumuzda aynı hüküm altına biz de giriyoruz. Zanların %99 u mutlak yanlış çıkar, nadiren bazen tutar.

Onlar ancak zanlarına tabi oldular. Gerçek bir Allah bilgisi oluşturamadıklarından dini Mübin-i İslâmı sadece yap - yapma yahut uygula - uygulama cetveli hâline getirdiklerinden, sadece %20 sini teşkil eden fizik bedenini ilgilendiren sahası ile ilgilenildiğinden, mârifetullah bilgisi hiç ortaya çıkarılmadığından, İslâm bilgisi olarak fıkıh (yani sosyal yaşantımızda lâzım olan ve sadece bu dünyada geçerli olan beşer arası ilişkileri ve fiillerin tatbikat) bilgileriye uğraşıldığından Allahlık, ulûhiyyet, mârifetullah bilgisi göz ardı edilmiştir.

“lâ tetefekkeru bizâtîllâh”

“Allahı hiç tefekkür etmeyin” hadis-i kûdsisini yanlış anlayarak “Allahı hiç düşünmeyin,” hükmü kullanıldı, böylece insân kendine yazık etmiş oldu. Bu durumda ne vicdanen tatmin olmuş (mutmain nefsi olan) insânlar olabildik, ne de bunun tatbikatını yapamadığımız için dışarıdan bizi örnek alacak olanlara örnek olabildik. Eğer biz İslâmın bize sunduğu kurallar içinde hakikatiyle bilmiş olsaydık, bugün bütün dünya müslüman olurdu.

“ve ma tehvel enfüsü”

“Zan üzeri hareket etmeyi ve nefislerinin arzu ettiğidir.” Bu hayâli kurgu, zannetme onların nefislerine hoş geliyor, deniyor.

ve lekad caehüm min rabbihimül hüda “ve halbuki, gerçekten onlara Rab'lerinden bir hüdâ (bir hidâyet rehberi) gelmiştir.” Yani bütün bu hayâl ve zanları içlerinde rablerinden bir hüda/hidâyet geldi, diyor. Bu hüküm içinde Hz. Rasûlüllahın ve ondan sonra devam eden ehlullahın, insân-ı kâmillerin, âriflerin gelişini kabul etmeliyiz. Hüda “Hadi” isminin zuhur edicisi, hidâyet üzere onları götürücüler geldi, deniyor. Buna rağmen onlar yine de zanlarına ve kendi isimlen-dirdikleri putlarına yöneldiler.

(Necm Sûresi 53/24)

أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّى

em lil insâni ma temenna “ Yoksa insân için temenni edilen midir?”

(Necm Sûresi 53/25)

فَلَلَهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)