Ve lekad sabbehahum bukraten ‘ażâbun mustekir(run)
Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Kamer Suresi 38. ayet, Lût kavmine gelen azabı tasvir ederken, azabın zamanlamasını ve niteliğini vurgulayan güçlü kavramlar kullanır. Özellikle 'sabah erken' ve 'devamlı/yerleşik azap' ifadeleri, ilahi cezanın kaçınılmazlığını ve şiddetini dilbilimsel olarak pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sabah' (صَبَّحَ) fiilinin, bir şeyin sabahleyin vuku bulması veya birine sabahleyin bir şeyin isabet etmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'صَبَّحَهُم' ifadesi, azabın Lût kavmine sabah vakti ansızın geldiğini, onları hazırlıksız yakaladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sabah' (صَبَاح) kelimesinin kökünden türeyen 'صَبَّحَ' fiilinin, bir olayın sabah vaktinde meydana gelmesi veya birine sabahleyin bir şeyin ulaşması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, azabın belirli bir zaman diliminde, yani sabahın erken saatlerinde gerçekleştiğini ve bu zamanlamanın ilahi takdirin bir parçası olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki zaman kavramlarının, ilahi eylemlerin kesinliğini ve kaçınılmazlığını vurgulamak için kullanıldığını belirtir. 'صَبَّحَهُم' ifadesi, azabın belirli bir zaman dilimine (sabah) sabitlenmesiyle, ilahi cezanın ertelenemez ve kesin olduğunu semantik olarak güçlendirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bükra' (بُكْرَة) kelimesinin 'sabahın ilk vakti' anlamına geldiğini ve bu ifadenin, bir olayın çok erken bir saatte, henüz gün tam ağarmadan vuku bulduğunu belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'بُكْرَةً' kelimesi, azabın ansızın ve beklenmedik bir anda geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bükra' (بُكْرَة) kelimesinin, 'gün ağarmadan önceki vakit' veya 'günün ilk kısmı' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, azabın Lût kavmine sabahın en erken saatlerinde, yani gaflet anlarında geldiğini ve bu durumun cezanın şiddetini artırdığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da 'bükra' gibi zaman zarflarının, ilahi eylemlerin kesinliğini ve zamanlamasının önemini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Bu kelime, azabın belirli bir zaman diliminde, yani sabahın erken saatlerinde gerçekleştiğini ve bu zamanlamanın ilahi takdirin bir parçası olduğunu semantik olarak pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'azap' (عَذَاب) kelimesinin, 'tatlı sudan mahrum kalmak' kökünden geldiğini ve bu nedenle 'acı veren şey' veya 'cezalandırma' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'عَذَابٌ' ifadesi, Lût kavmine gelen cezanın şiddetli ve elem verici olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap' (عَذَاب) kelimesinin, 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' anlamındaki 'azb' kökünden türediğini ve 'insanı arzu ettiği şeyden alıkoyan, ona acı veren şey' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Lût kavminin işlediği günahlar sebebiyle ilahi bir cezaya çarptırıldığını ve bu cezanın onların hayatlarını altüst ettiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'azap' kavramının, genellikle ilahi adaletin bir tezahürü olarak, günahkârların dünyada veya ahirette karşılaşacakları acı verici sonuçları ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'عَذَابٌ', Lût kavminin ahlaki sapkınlıklarına karşılık gelen, kaçınılmaz ve yıkıcı bir ilahi müdahaleyi sembolize eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'müstakirr' (مُّسْتَقِرٌّ) kelimesinin 'yerleşmiş, sabitlenmiş' anlamına geldiğini ve bu bağlamda azabın, Lût kavmi için kaçınılmaz ve kalıcı bir gerçeklik haline geldiğini ifade ettiğini belirtir. Bu, azabın geçici değil, onların üzerine çöken ve devam eden bir durum olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karar' (قَرَّ) kökünden türeyen 'müstakirr' (مُّسْتَقِرٌّ) kelimesinin, 'bir yerde sabitlenmek, yerleşmek, devamlı olmak' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Lût kavmine gelen azabın geçici olmadığını, aksine onların üzerine yerleşen, kalıcı ve kaçınılmaz bir ceza olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'müstakirr' (مُّسْتَقِرٌّ) kelimesinin, 'istikrar kazanmış, sabitlenmiş ve ayrılmaz bir parça haline gelmiş' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, azabın Lût kavminin kaderi haline geldiğini, onlardan ayrılmayacak ve devam edecek bir ceza olduğunu semantik olarak güçlendirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'istikrar' ve 'kalıcılık' ifade eden kelimelerin, ilahi hükümlerin ve cezaların kesinliğini ve geri dönülemezliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. 'مُّسْتَقِرٌّ' kelimesi, Lût kavmine gelen azabın sadece anlık bir olay olmadığını, aksine onların üzerine çöken ve devam eden, kaçınılmaz bir ilahi ceza olduğunu ifade eder.
Kamer Sûresi
Sabah vakti azabın gelmesi, Fenafillahtan mertebesinden Bekabillaha geçiştir. Salik Fenafillah mertebesinden Bakabillah geçmeye çalıştığı vakitte artık bu nefsi emmarenin hayali ve vehimi oluşumlarının etkisi altında kalmayacaktır. (M.D.)