Ve lekad râvedûhu ‘an dayfihi fetamesnâ a'yunehum feżûkû ‘ażâbî ve nużur(i)
Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.
Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
Kamer Suresi'nin 37. ayeti, Lut kavminin ahlaki yozlaşmasını ve bunun sonucunda ilahi azaba uğramalarını dilbilimsel bir derinlikle anlatır. Ayet, özellikle 'râvedûhû', 'dayfihî', 'tamasnâ' ve 'azâbî' gibi kelimeler aracılığıyla kavmin cinsel sapkınlığını, misafirperverlik ihlalini ve ilahi cezayı vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'râvede' fiilinin bir şeyi elde etmek için ısrarla istemek, peşine düşmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Lut kavminin misafirleri cinsel ilişki için zorlama ve baştan çıkarma çabasını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'revd' kökünün bir şeyi yumuşaklıkla, nazikçe istemek veya elde etmeye çalışmak anlamına geldiğini ifade eder. Ancak ayetteki 'râvedûhû' formu, bu yumuşaklığın ötesinde, ısrarlı ve zorlayıcı bir talebi, yani misafirleri cinsel amaçla elde etme girişimini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'râvede' fiilinin genellikle cinsel baştan çıkarma veya elde etme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Lut kavminin misafirlere yönelik ahlaksız niyetini ve bu niyetin eyleme dökülme çabasını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dayf' kelimesinin hem tekil hem de çoğul için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'dayfihî' ifadesi, Lut'un evine gelen melekleri kapsayan genel bir misafir topluluğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dayf' kelimesinin, bir yere konuk olan kişi veya kişiler için kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, bu misafirler ilahi bir görevle gelmiş melekler olup, Lut kavminin onlara yönelik kötü niyetleri misafirperverlik ahlakına aykırıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'dayf' kelimesinin, bir eve gelen ve ağırlanan kişi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'dayfihî' ifadesi, Lut'un himayesindeki misafirleri işaret ederek, onlara yapılan tecavüz girişiminin ahlaki ve sosyal boyutunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tamasnâ' fiilinin bir şeyi silmek, izini yok etmek veya kör etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fâtamasnâ a'yunahum' ifadesi, Lut kavminin gözlerinin fiziksel olarak kör edilmesi veya görme yeteneklerinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tams' kökünün bir şeyin izini yok etmek, silmek ve özellikle gözlerin görme yeteneğini ortadan kaldırmak için kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, ilahi bir ceza olarak Lut kavminin gözlerinin kör edilmesini, böylece sapkın arzularına ulaşmalarının engellenmesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tamasnâ' fiilinin, gözlerin görme yeteneğini tamamen ortadan kaldırmak, kör etmek anlamında kullanıldığını vurgular. Bu, Lut kavminin işledikleri günahın karşılığı olarak ilahi bir müdahale ile cezalandırılmalarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' kelimesinin, bir şeyi engellemek, alıkoymak veya acı veren bir durumla karşılaşmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azâbî' ifadesi, Lut kavminin işlediği günahlar nedeniyle Allah tarafından kendilerine verilen acı verici cezayı, yani gözlerinin kör edilmesini ve ardından gelen helakı kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın günahkarlara yönelik cezalandırması anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'azâbî' ifadesi, Lut kavminin ahlaksızlıkları nedeniyle maruz kaldığı ilahi gazabı ve cezayı net bir şekilde ortaya koyar.
Kamer Sûresi
---------------- فَأَنجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
(7/83) (Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn.)
(7/83) “Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.”
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ
الْمُجْرِمِينَ
(7/84) (Ve emtarnâ aleyhim matarâ, fenzur keyfe kâne âkıbetul mucrimîn.)
(7/84) “Ve üzerlerine bir (azâb) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!” Lût (a.s.) kavmi hakkında da burada genel bir bilgi verelim:
Lût ((a.s.)) Hz. İbrâhîm'in kardeşi Hârân'ın oğludur. Lût ((a.s.)), İbrâhîm ((a.s.)) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm ((a.s.).) beraberce Mısır'a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrâhim ((a.s.).)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyetli insânlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlâksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehâletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût'un yaptığı îkazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût'un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere "elçiler" (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrâhim ((a.s.))'a uğradılar ve orada Hz. Lût'un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. Melekler, Hz. İbrâhim'den ayrıldıktan sonra Hz. Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. "Biz sadece şüphe edip durdukları azâbı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insân zannetmesi idi.
Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler sûretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. MÎsâfirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67).
"Lût'un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37). "Hz. Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69). MÎsâfirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.
Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azâbın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun başına da gelecektir. Vâdeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hûd, 11/81). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isâbet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular.[126] “ İz- -T-B- ”