İçeriğe atla
Rahmân 24Cüz 27 · Sayfa 532

Rahmân Sûresi 24. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Velehu-lcevâri-lmunşeâtu fî-lbahri kel-a'lâm(i)

Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O'nundur.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

ve lehül cevaril münşeatü fiyl bahri kel æ’la­mi ve tıpkı æ’la­m/yüce dağlar gibi fiyl bahri/bahr içinde/hakkında el cevaril münşeatü/cevari/akan, cari olan münşee/gemiler (kaleme alınmış şeyler) lehü/ona (onun için)

“Denizde yüzen koca dağlar gibi gemiler O’nundur”.

Yukandaki ayetlerde iki denizden söz edilmişti.

“Bu denizlerde dağlar gibi giden gemiler, vücud tekneleri (gönüller) de O’ nundur.” Şu gemi falanın, şu gemi filanın diye gemileri sahipleniyoruz. Oysa bunlar geçici varlıklardır.

Varlığın tek sahibi “İlahi varlık”tır. Bunun dışında kimse hiçbir şeye sahip değildir. Fakat, “Melik” esmasının bizdeki zuhuruyla geçici olarak, her birerlerimize bazı mallar verilmiş, biz ise, bunların kendi öz malımız olduklarım zannetmişiz. Ancak bu mallar bize dünya nizamı için geçici olarak verilmiştir. Aslında hiç kimsenin herhangi bir varlığı yoktur. Nasıl olsun ki? Hakikatte insanın kendi varlığı dahi yoktur. Bir tek varlığımız var, o da Allah’tır. O’nun dışında başka bir şeye ihtiyaç da yoktur. Bu dünyanın, alemin sahibi olmak istersen, sadece “Allah” de.

“Denizde yüzen koca dağlar gibi gemiler” bir başka manada;

Benlik deryasında enaniyetle yüzen, koca dağlar gibi şişmiş “nefs-i emmare” sahibi kimlikler, gemilerdir. Onların dahi sahibi Allah’tır.

Ancak onlar bu hakikatten perdelidirler ve gemilerinin yani (vücut) gemilerinin kendilerine ait olduğunu sanıp böylece büyük bir zan ve hayale düşerler.

Yunus balığının karnında yüzdükleri halde, gözleri görmediklerinden kendilerini şuurla deryada yüzdüklerini zannederler.

Vücud gemisi bir gün sahile vurduğu zaman, yani tahta tabuta kondukları zaman nasıl bir baştan karaya vurduklarını anlayacaklar, fakat çok geç olmuş olacaktır, heyhat! Allah korusun.

Biz yine ayetin batını yönüne dönmeye çalışalım. Allah’ın varlığını bütün alemde bilen ve kemaliyle müşahede eden sadece “insan”dır.

Abdülkerim Ciyli Hz. “İnsan-ı Kamil” isimli eserinde şöyle diyor:

“Bir çok şeyi çözdüm, bu dünyadaki bir çok sırrı idrak ettim (Yani bir çok inci, mercan çıkardım). Ancak bir hususta tereddütte kaldım:”

“İnsan mı Allah’in aynası, yoksa Allah mı insanın aynasıdır?”

“Kim kimde kendini seyrediyor?

“Allah-u Teala mı insanda cemalini seyretmekte, yoksa insan mı Allah-u Teala’da cemalim seyretmekte?

Bu hususta tereddütlü kaldım” demektedir.

Gerçek bir Hak yolcusu, “Hakikat-i Muhammedi”nin “abdiyyet” ve “Rububiyet” deryalarında Hz. Muhammed teknesiyle dolaşmaktadır.

- Evvela “Nuh”un teknesine binen salik orada nefsinden necat bulmuş olur.

- Daha sonra “ef’al, esma, sıfat, zat” deryalarından inşa etmeye başladığı ilim ve irfaniyet gemileriyle “Nefes-i Rahmani” rüzgarlarının şişirmeye başladığı yelkenleri ile “Ulühiyet” deryalarında seyrine devam eder.

- Daha sonra “sıfat” limanlarına, oradan “esma”, oradan “ef’al” limanlarına uğrayarak gemisinin ambarlarını inci, mercan ve ahiret mallarıyla doldurarak, gerektiğinde ihtiyaç sahiplerine de hediye ederek şuurlu bir yolculuk yapmış ve o deryalar ve gemilerden istifade ederek tekrar asli vatanına döner.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:

[“Münşeat” iki mana ile tefsir edilmiştir:

1 - Bilindiği üzere inşa edilmişler demektir ki, gemilerin inşasının ehemmiyetini ve bunun Allah’ın bir nimeti olduğunu gösterir. İnsanlar tarafından inşa edilmiş olması, Kur’anı Keriym Saffat Suresi 37. sure 36. ayette

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

vallahü halekaküm ve ma ta’me­lune “ve (oysa/andolsun) sizi ve amel ettiklerinizi Allah halk etti “Oysa sizi de, yaptığınız (bu şeyleri) de Allah yaratmıştır.” ayetine göre onların Allah’a ait olmasına mani değildir. ]

2- İsmail Hakkı Bursevi ikinci şıkkı şöyle açıklıyor:

[“Yelkenler” demek olan “şûrû” kelimesi “şira”nın çoğuludur. “Münşeat” ın su üzerinde yükselip kendi halinde yürüyen gemiler manasına gelmesi uzak ihtimal olmadığı gibi, “Münşeat”ın mahlükat (yaratılmışlar) manasına gelmesi de uzak ihtimal değildir.]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)