Mutteki-îne ‘alâ furuşin betâ-inuhâ min istebrak(in)(c) ve cenâ-lcenneteyni dân(in)
Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.
Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.
Rahmân Suresi'nin 54. ayeti, cennet ehlinin konforlu yaşamını ve onlara sunulan nimetleri tasvir etmektedir. Ayet, cennet yataklarının lüksünü ve meyvelerin kolay erişilebilirliğini vurgulayarak, ahiret hayatının mükafatlarını dilbilimsel bir zenginlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vekâ (وكأ) kökünden türeyen 'müttekiîn' kelimesi, bir şeye dayanarak, yaslanarak oturmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin tam bir rahatlık ve huzur içinde, hiçbir zahmet çekmeden yataklarına yaslanmış hallerini betimler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Müttekiîn, 'dayananlar, yaslananlar' demektir. Bu ayetteki bağlamda, cennet ehlinin kendilerine sunulan nimetler içinde, hiçbir endişe duymadan, keyifli bir şekilde dinlenmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ittekâ' fiili ve türevleri, genellikle bir rahatlık ve güvenlik durumunu, aynı zamanda bir tür 'sığınma' veya 'dayanma' halini ifade eder. Burada 'müttekiîn', cennetin sunduğu mutlak huzur ve emniyet içinde, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, tam bir konforla yaslananları anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Feraş (فرش) kelimesi, yaymak, sermek anlamındaki 'feraşe' fiilinden türemiştir. 'Furuş', üzerine oturulan veya yatılan her türlü sergi, döşek ve yatak anlamına gelir. Ayetteki 'furuş', cennetin lüks ve konforlu yataklarını, döşeklerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Furuş, 'ferş'in çoğuludur ve serilen, döşenen şeyleri ifade eder. Bu ayette, cennet ehlinin yaslandığı, altı atlasla döşenmiş, son derece değerli ve rahat yatakları kastetmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'furuş' kelimesi, genellikle cennet tasvirlerinde geçer ve cennetin maddi nimetlerinden biri olarak, rahatlık ve konforu simgeleyen yatakları, döşekleri ifade eder. Ayetteki 'furuş', cennetin üstün nitelikli döşemelerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstebrak, kalın ve parlak ipek demektir. Bu kelime, Farsça kökenli olup Arapçalaşmıştır. Ayetteki kullanımı, cennet yataklarının astarlarının bile dünyadaki en değerli ve lüks kumaşlardan yapıldığını, dolayısıyla dış yüzeylerinin çok daha ihtişamlı olduğunu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstebrak, kalın ve parlak ipek kumaş anlamına gelir. Cennet tasvirlerinde kullanılması, cennetin maddi nimetlerinin üstünlüğünü ve güzelliğini vurgular. Ayette, yatakların iç astarlarının bile bu denli değerli olmasının, cennetin genel lüksünü ve ihtişamını gösterdiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İstebrak, 'berîk' (parlaklık) kökünden türemiş, parlak ve kalın ipek kumaş demektir. Cennet ehlinin yataklarının astarlarının bu kumaştan olması, cennetin zenginliğini ve nimetlerinin kalitesini ifade eder. Bu, dış yüzeylerinin daha da göz alıcı olacağına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cenâ (جنى), ağaçtan toplanan meyve demektir. Ayetteki 'cenâ' kelimesi, cennetin meyvelerinin kolayca erişilebilir olduğunu, zahmet çekmeden toplanabileceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cenâ, ağaçtan toplanan meyve veya mahsul anlamına gelir. Kur'an'da cennet bağlamında kullanıldığında, bu meyvelerin kolayca erişilebilir, zahmetsizce toplanabilir olduğunu ve her zaman taze bulunduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cenâ, ağaçtan toplanan meyveler için kullanılan bir isimdir. Ayetteki 'cenâ' kelimesi, cennetin meyvelerinin bolluğunu ve cennet ehlinin bu meyvelere ulaşmak için hiçbir çaba sarf etmeyeceğini, onların her zaman ellerinin altında olacağını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dânî (دانٍ), yakın demektir. Ayetteki 'dânî' kelimesi, cennet meyvelerinin cennet ehlinin ellerinin altında, kolayca ulaşabilecekleri bir konumda olduğunu, onları toplamak için eğilmeye veya uzanmaya gerek kalmayacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dânî, 'denâ' fiilinden türemiş olup 'yakınlaşan, yakın olan' anlamına gelir. Cennet meyvelerinin 'dânî' olması, onların cennet ehlinin istediği anda, zahmetsizce toplayabileceği kadar yakın olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dânî, 'denâ' (yakın olmak) kökünden gelir. Cennet meyvelerinin 'dânî' olması, onların cennet ehlinin oturduğu yerden bile uzanıp alabileceği kadar yakın ve erişilebilir olduğunu, hiçbir zahmet gerektirmeden sunulduğunu anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'dânî' kelimesi, genellikle bir şeyin kolayca elde edilebilirliğini ve erişilebilirliğini vurgular. Bu ayette, cennet meyvelerinin 'dânî' olması, cennet ehlinin konforunu ve nimetlere ulaşmadaki kolaylığı simgeler.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
كثِينَ عَلَى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ اسْتَبْرَقَعمُتَ ﴿٥٤﴾
تِينٍ دَانٍعوَجَنَا الْجَنَّ
müttekiiyne ala füruşin betainüha min istebrakın ve cenæ’l cenneteyni danin betainüha/onun/kendisinin betain/astarı (ları) istebrak/kalın ipek kumaştan, atlastan füruş/fereş/yaygılar üzerine/karşı mütteki/ yaslanıp oturanlar ve iki cennet cena/mahsul devşirilmesi, meyva toplanması dena/yakındır, vakti gelmiştir “Astarları atlastan yataklaru yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.”
“Betainüha” yani batınları (astarları, iç yüzleri) “atlastan, ipekten”:
Bilindiği gibi ipek, dünya kumaşları içinde gerek üretilişi, gerek dokunuşu, gerek kendine has özellikleri itibariyle en değerli ve latif olanıdır.
“Yataklara yaslanmak”, “tecelli-i ilahi”de kemalat ve huzurdur.
Onlara yaslananların “abdiyyet”leri yani astarları itibariyle ipek gibi latif tecellilere;
yatağın aslı itibariyle “Rububiyyet” tecellilerine nail olmalarıdır.
“İki cennette de” “meyveler onlara yakındır”.
Her iki cennette her iki tecellinin meyveleri kendilerine çok yakındır; istedikleri zaman ihtiyaç duydukları tecelliyi kullanırlar, fakat hemen yerini yenileri gelir, hiçbir şeyleri eksilmez.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
[Dayanmış oldukları halde “mefruşat” yaygı, döşeme takımları ki. kumaşları kalın ipek kumaştandır, artık yüzlerinin güzelliğini Allah bilir. Hem iki cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır. Her iki konumda zahmetsizce alınıverecek derecede yakındır.]