Lem yatmiśhunne insun kablehum velâ cân(nun)
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
Rahmân Suresi'nin 74. ayeti, cennet ehlinin eşlerinin (hurilerin) saflığını ve bakireliğini vurgulamaktadır. Ayet, bu eşlere daha önce ne insan ne de cin tarafından dokunulmadığını ifade ederek onların özel statüsünü ve eşsizliğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'طمث' kelimesinin asıl anlamının 'kan akıtmak' olduğunu belirtir ve buradan hareketle 'bakireliği bozmak' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'لم يطمثهن' ifadesi, hurilere daha önce cinsel ilişki yoluyla dokunulmadığını, dolayısıyla bakireliklerinin bozulmadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'طمث' kelimesini 'iftidâd' (bakireliği bozmak) olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, cennet kadınlarına daha önce hiçbir erkek tarafından cinsel olarak yaklaşılmadığını, onların el değmemişliğini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'طمث' fiilinin 'bakireliği gidermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki olumsuz kullanımı, cennet kadınlarının bakireliklerinin bozulmadığını, onların saflık ve temizliklerinin korunduğunu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إنس' kelimesinin 'ünsiyet kurmak, alışmak' kökünden geldiğini ve bu nedenle 'insan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'إنس' ifadesi, cennet kadınlarına dünyevi veya başka bir boyuttan hiçbir insan tarafından cinsel olarak yaklaşılmadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının genellikle 'cin' kavramıyla birlikte anıldığını ve bu ikiliğin yaratılışın iki ana kategorisini temsil ettiğini vurgular. Ayetteki 'إنس' kelimesi, bu iki kategoriden birini oluşturarak, hurilere dokunmayan varlıkların kapsamını genişletir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'جانّ' kelimesinin 'cin' anlamına geldiğini ve 'gizli, örtülü' kökünden türediğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, cennet kadınlarına insanlardan önce cinlerin de dokunmadığını, onların her iki varlık türünden de korunmuş olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جنّ' kökünün 'örtmek, gizlemek' anlamından hareketle 'cin' kelimesinin gözden gizli varlıklar için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'جانّ' ifadesi, hurilerin sadece insanlardan değil, aynı zamanda görünmez varlıklar olan cinlerden de el değmemiş olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'جانّ' kelimesinin 'cin'in tekili olduğunu ve 'gizli, örtülü' anlamından geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, cennet kadınlarının saflığının ve bakireliğinin, hem görünen (insan) hem de görünmeyen (cin) tüm varlıklara karşı korunduğunu ifade eder.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
lem yætmishünne insün kablehüm ve la cannün yætmishünne/onlara/kendilerine tamess/hayız görmemiş, cima etmemiş, el sürülmemiş ins/insanlar kablehüm/onların kabl/önceleri ve ne de cann/cin “bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
(55/56). ayette de belirtilen benzeri ifadede; orada söz konuşu olan diğer iki cennetteki “dilberlere” daha evvelce ne insan ne de cinin dokunmadığı bildirilmişti.
Burada ise sıfat ve zat cennetinde olan “hayratün” ve “hûrin” ifadesiyle belirtilen güzellere de daha önce başka ne bir insan ne de cinin dokunmadığı ifade edilmektedir.
Belirtildiği gibi “hayratün hisan” daha evvelce dünyada yaşayarak bu cennetlere girme hakkını kazanmış olan dünya kadınlarıdır.
Dünyada evli olduğu eşi gafletinden cennete girememiş ise, o cennet hakkını kazanmış hanıma dünyadaki eşi dokunmuş demektir. O halde ayette belirtilen “dokunmamıştır” ifadesin! nasıl inlamamız lazım gelecektir ?
Bu yaşadığımız dünyada her şeyin bir sonu olduğu gibi bu beden elbiselerimiz de ölümle son bulmaktadır. Mahşerde toplandığımızda her insana o günün gerekleri içerisinde yeni birer eden verilecektir.
Mizan, terazi, hesap, kitap bittikten sonra cehennem ehli, cehenneme; cennet ehli, cennete girecekleri zaman, ehillerine oralarda hayatlarını sürdürebilmeleri için yeni birer beden elbisesi verilecektir.
Böylece dünyada kullandığı beden elbisesi değiştiğinden, bahsedilen “hayratün hisan” yeni bedenleriyle hak ettikleri cennetlerine girdiklerinden, onlara daha evvelce ne insan ne de cin dokunmamış olmaktadır.
“Hûrün maksuratün” ise, zaten cennet tecellisi ve ehli olduklarından, ne dünya insanlarının ne de cinlerin onlara dokunmaları mümkün olmamıştır.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında epey uzun yorum yapmış, oldukça teferruatlı da olduğundan onun yerine Konyalı Mehmed Vehbi Efendinin “Hülasatül Beyan” isimli tefsirinin ilgili ayetini aktaracağız.
[Şu halde cennette olan huriler bakir kız olarak zevçlerine teslim olunurlar. Yoksa evvelden bir koca görmüş dul olmazlar.
Bu ayetin lafzı aynen geçmişse de evvelki ayet, o ayetten evvel zikrolunan iki cennette olan “nisvana” hanımlara;
bu ayette ikinci defa da zikrolunan iki cennette olan “nisvana” hanımlara mahsus olduğundan, lafızda tekrar olsa da manada tekrar yoktur Yahut evvelki ayet, dünyadan varan hatunlar hakkında, ikinci ayette ise, huriler hakkında olduğundan, tekrar yoktur.]