İnne-lmussaddikîne velmussaddikâti ve akradû(A)llâhe kardan hasenen yudâ'afu lehum ve lehum ecrun kerîm(un)
Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.
Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.
Hadîd Suresi 18. ayet, sadaka veren erkek ve kadınların Allah'a güzel bir borç vermesi ve bunun kat kat karşılığının verileceği, ayrıca cömert bir ecirle ödüllendirilecekleri temasını işler. Ayet, 'sadaka verme', 'güzel borç' ve 'kat kat karşılık' gibi kavramlar üzerinden infakın önemini ve ahiretteki mükafatını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sadaka (صدقة) kelimesi, 'sıdk' (doğruluk) kökünden gelir ve kişinin malından Allah rızası için verdiği şeye denir. Bu, kişinin imanının ve Allah'a olan bağlılığının bir göstergesi olduğu için bu ismi almıştır. Ayetteki 'el-musaddikîn' ise, bu eylemi gerçekleştiren erkek müminleri ifade eder ve onların sadakatini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sadaka, Allah'a yakınlaşmak amacıyla verilen maldır. 'Musaddikîn' kelimesi, sadaka verenleri tanımlar ve bu eylemin Allah katında bir doğruluk ve samimiyet nişanesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, infakın sadece bir mal verme eylemi değil, aynı zamanda bir iman ve teslimiyet göstergesi olduğunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sadaka kavramı, Kur'an'da sadece maddi yardım olarak değil, aynı zamanda kişinin Allah'a olan inancının ve samimiyetinin bir ifadesi olarak ele alınır. 'Musaddikîn' kelimesi, bu inancı eyleme döken, yani sadaka veren kişileri temsil eder ve onların bu eylemlerinin Allah katında bir değer taşıdığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karz (قرض), bir şeyi kesmek veya birine bir şey vermek anlamına gelir. Allah'a 'karz-ı hasen' (güzel borç) vermek ise, kişinin malından Allah rızası için harcamasıdır. Bu, Allah'ın o malı kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği vaadini içerir. Ayetteki 'akradû' fiili, bu borç verme eylemini vurgular ve infakın Allah katında bir yatırım olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Karz, birine bir şeyi geri ödenmek üzere vermektir. Kur'an'da Allah'a 'karz' vermek, O'nun yolunda harcamak demektir. Bu, Allah'ın bu harcamayı kendi üzerine alması ve karşılığını fazlasıyla vermesi anlamındadır. Ayetteki 'akradû' fiili, müminlerin Allah yolunda yaptıkları harcamaların boşa gitmeyeceğini, aksine Allah tarafından ödüllendirileceğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'karz-ı hasen' ifadesi, Allah yolunda yapılan harcamaları ve infakı mecazi olarak Allah'a verilen bir borç olarak niteler. Bu, Allah'ın bu borcu kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği vaadini içerir. 'Akradû' fiili, bu mecazi borç verme eylemini vurgular ve müminleri infaka teşvik eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن), bir şeyin güzel olmasıdır. 'Karz-ı hasen' ifadesindeki 'hasen', borcun sadece maddi değeriyle değil, aynı zamanda niyetin samimiyeti, helal yoldan kazanılmış olması ve Allah rızası için verilmesi gibi manevi yönleriyle de güzel olmasını ifade eder. Ayetteki 'hasenen' kelimesi, infakın kabul edilebilirliğinin ve mükafatının artmasının şartını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüsn, her türlü güzelliği kapsar. 'Karz-ı hasen'deki 'hasen', borcun sadece miktar olarak değil, aynı zamanda veriliş şekli, niyetin temizliği ve verilen malın helalliği açısından da güzel olmasını ifade eder. Bu, Allah'a sunulan bir ibadetin en güzel şekilde yerine getirilmesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zı'f (ضعف), bir şeyin katlanması, çoğalmasıdır. 'Yudâaf' fiili, Allah'ın sadaka ve infak karşılığında vereceği mükafatın kat kat artırılacağını ifade eder. Bu, Allah'ın cömertliğini ve kullarına olan lütfunu gösterir. Ayetteki kullanımı, infakın ahiretteki karşılığının beklenenden çok daha fazla olacağını müjdeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Zı'f kelimesi, bir şeyin benzerinin eklenmesiyle çoğalmasıdır. 'Yudâaf' fiili, Allah'ın infak edenlere vereceği sevabın misliyle artırılacağını mecazi olarak ifade eder. Bu, Allah'ın vaadinin kesinliğini ve infakın bereketini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zı'f, bir şeyin üzerine bir mislinin eklenmesiyle iki katına çıkması veya daha fazla katlanmasıdır. 'Yudâaf' fiili, Allah'ın infak edenlere vereceği mükafatın sadece bire bir değil, kat kat fazlasıyla olacağını belirtir. Bu, Allah'ın cömertliğinin ve infakın bereketinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecr (أجر), bir iş karşılığında verilen bedeldir. Kur'an'da genellikle Allah'ın salih amellere karşılık vereceği mükafatı ifade eder. Ayetteki 'ecrun kerîm' (cömert ecir) ifadesi, bu mükafatın sadece maddi bir karşılık olmadığını, aynı zamanda Allah'ın lütfuyla dolu, değerli ve yüce bir ödül olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ecr, yapılan bir işin karşılığıdır. Allah'ın kullarına vereceği ecir, onların amellerine karşılık olarak lütfettiği bir ihsandır. Ayetteki 'ecrun kerîm' ifadesi, bu mükafatın sadece bir karşılık değil, aynı zamanda Allah'ın cömertliğinden kaynaklanan, değerli ve şerefli bir ödül olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerem (كرم), bir şeyin değerli ve şerefli olmasıdır. 'Ecrun kerîm' ifadesindeki 'kerîm', Allah'ın vereceği mükafatın sadece büyük değil, aynı zamanda yüce, değerli ve şerefli olduğunu belirtir. Bu, mükafatın hem nicelik hem de nitelik olarak üstünlüğünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kerîm, her türlü övgüye layık olan, değerli ve cömert demektir. 'Ecrun kerîm' ifadesi, Allah'ın infak edenlere vereceği mükafatın sadece bol değil, aynı zamanda şerefli, değerli ve Allah'ın cömertliğine yakışır bir ödül olduğunu ifade eder. Bu, mükafatın manevi boyutunu ve Allah katındaki değerini vurgular.
Hadîd Sûresi
Sözlükte “(haber) gerçek olmak; doğruluk” gibi anlamlara gelen sıdk kökünden türeyen sadaka kelimesi (çoğulu sadakāt), Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder. Kelime Türkçe’de daha çok dilencilere yapılan küçük para yardımını belirtmek üzere kullanılır. Sadaka vermeye tasadduk denilir. İnsanın doğasında bulunan yardımlaşma ve muhtaç olana yardım etme duygusu yanında dinlerin ve ahlâkî öğretilerin teşvikiyle, devlet tarafından zorunlu biçimde tahsil edilen vergilerden ayrı olarak başkalarına maddî destek sağlamak için özveride bulunma uygulamaları değişik şekiller altında gelişerek sosyal yaraların sarılmasına ve toplumsal barışın sağlanmasına önemli katkılar sağlamıştır. Gerek Eski Ahid’de (Levililer, 19/9-10, 23/22, 25/35; Tesniye, 10/1819, 14/29, 15/9-11; Eyub, 29/12) gerekse İnciller’de (Matta, 6/2-4; 19/21; Markos, 10/21; 12/41-44; Luka, 11/41) yoksullara karşılıksız yardımın özendirildiği ve bu anlamda sadaka kavramının kullanıldığı görülür.
Kur’ân-ı Kerîm’de sadaka kelimesi değişik anlamlarda olmak üzere beş yerde tekil (el-Bakara 2/196, 263; en-Nisâ 4/114; et-Tevbe 9/103; el-Mücâdile 58/12), sekiz yerde çoğul (el-Bakara 2/264, 271, 276; et-Tevbe 9/58, 60, 79, 104; el-Mücâdile 58/13) şekliyle geçer.
Ayrıca sadaka verenleri öven üç âyette (Yûsuf 12/88; elAhzâb 33/35; el-Hadîd 57/18) “mütesaddikīn, mussaddikīn” ve “mütesaddikāt, mussaddikāt” kullanılmıştır. Hadislerde de sadaka kelimesi yanında sadaka veren ve sadaka verme anlamındaki isim ve fiillerin çeşitli mânalarda ve yaygın biçimde geçtiği görülür (Wensinck, el-Muʿcem, “ṣdḳ” md.). Kur’an kişinin edindiği malı kendi başarısının ürünü diye görmemesi gerektiğini, bunun gerçek sahibinin Allah olduğunu ve kendisine imtihan amacıyla bir lutuf ve emanet olarak verildiğini hatırlatır (Âl-i İmrân 3/26; el-Enfâl 8/28; en-Nûr 24/33). Birçok âyet ve hadiste zengin müminlerin malında fakirler ve ihtiyaç sahipleri için hak/pay olduğu bildirilir (meselâ bk. el-Meâric 70/24-25; Buhârî, “ʿİlim”, 6; Müslim, “Îmân”, 10). Bu telakki ışığında dinen zorunlu kılınan malî vecîbeleri yerine getirme çabası içinde olmak, ayrıca gönüllü olarak hayır yolunda harcama yapmak ideal müslümanın özelliklerinden kabul edilmiştir.
Fakihler âyet ve hadislerdeki kullanımlarını dikkate alarak beş tür sadakadan söz etmişlerdir. 1. İslâm’ın beş şartından ve farz ibadetlerden birini oluşturan sadaka (zekât). Birçok âyet ve hadiste kelime bu anlamıyla geçer. 2. Bedenin zekâtı olmak üzere ramazan ayının sonunda yerine getirilmesi vâcip olan sadaka-i fıtır (fitre). 3. Kişinin kendi iradesiyle üstlendiği yükümlülük anlamındaki nezir gereğince hayır yolunda yapılması vâcip olan harcama (adak sebebiyle tasadduk). 4. Belirli suç veya hataların telâfisi amacıyla Allah hakkı olarak ifası farz olan fidye ve kefâret kapsamındaki sadakalar. 5 Tatavvu sadakası (gönüllü bağış). İlk dört grupta yer alan sadakalar özel terimleriyle fıkıh eserlerinde ele alınmıştır.[78] Sadaka veren erkekler hakikatte kendi varlığından ifna olmuş ve Hakta fani olmuş recül-erlerdir. Varlıklarının tamamını ifna etmişler ve sadaka vermişlerdir. İsterse bunlar dış görünüşte kadın suretinde olsalarda bâtında er-recüldürler.
Sadaka veren kadınlar ise nefsi yaşantı üzerinde olanlar yani hayali ve vehimi yaşantı olanlar ve üzerinde perde olanlar kadın hükmündedir. Bunlar görünüşte erkekte olsalar bu hakikatte kadındırlar yani nefsi yaşantı üzerindedirer. (M.D.) Âyetin, Allah’a kim güzel borç verirse kısmı 11. Âyette tekrar geçmişti.
Orada “Men-Kim” ifasesi ile rubûbiyet-tarikat mertebesi ile verilen borçtan bahsedilmektedir.
Bu âyette ise “sıdk” sadaka, tasdik kelimesinden borç verenler ifade edilmektedir. Buradaki borç hakkı tasdik edip kendi varlığını ifna ederek Hakk’ta fani olmak suretiyle ona borç vermektir. Allah (c.c.) bunu karşılığında o mahalle kendini vererek Hakk’ta fani olanada o mahalde Baki olmak suretiyle verir. (M.D.)