İçeriğe atla
Mücâdele 12Cüz 28 · Sayfa 544

Mücâdele Sûresi 12. Âyet

المجادلة

Sohbete sor

Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nâceytumu-rrasûle fekaddimû beyne yedey necvâkum sadaka(ten)(c) żâlike ḣayrun lekum ve ather(u)(c) fe-in lem tecidû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)

Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Mücâdele Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

şacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.


Resûlullah ile özel görüşmek isteyenlerin sayısı artınca bazı kimseler bu görüşmeleri gereğinden fazla uzatıyor, bu durum da Peygamber’in başkalarıyla ilgilenmesini güçleştirerek onu zor durumda bırakıyordu. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuş ve Resûlullah’la özel görüşmenin bir adabı belirlenmiştir. Buna göre, imkânı olan kimselerin bu görüşmeden önce fakirlere verilmek üzere bir sadaka vermeleri istenmiştir (Râzî, Tefsîr, 29/271). Bu uygulamanın kalıcı bir yükümlülük getirmekten ziyade, peygamberlik makamına gösterilmesi gereken saygıyı hatırlatmak amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. Nitekim “Bulamazsanız” ifadesi bunun bir teşvik mahiyetinde olduğunu göstermektedir. Ardından gelen âyet de maksadı daha açık biçimde ortaya koymuştur.

Bu düzenleme sayesinde Resûlullah’ı gereksiz yere meşgul eden görüşmeler azalmış, böylece onun ağırlaşan peygamberlik görevini daha rahat yerine getirmesi sağlanmıştır. Ayrıca vahiy almakta olan Peygamber’in gereksiz sorularla sıkıştırılmaması gerektiği de şu âyette açıkça vurgulanmıştır: ““Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir.” (Mâide 5/101).

Dikkat çekici olan husus, bu düzenlemenin yalnızca biçimsel bir kural koymakla yetinmemesi, aynı zamanda toplumsal fayda da gözetmesidir. Zira özel görüşmeden önce sadaka verilmesi şartı, Kur’an’ın sıkça vurguladığı infak ilkesini hatırlatırken fakirlerin gözetilmesine de katkı sağlamıştır.

Ancak amaç gerçekleşince bu uygulamanın sürdürülmesine gerek kalmamıştır. Böylece Müslümanlar için hem Resûlullah’ın makamına saygı gösterilmesi hem de imkân sahiplerinin ihtiyaç sahiplerini gözetmesi gerektiği hususunda kalıcı bir mesaj bırakılmıştır. Bunun yanında bu düzenlemenin, Resûlullah’ın huzurunu gereksiz yere işgal eden münafıkları ortaya çıkarmaya yönelik bir yönünün de bulunduğu düşünülebilir. Çünkü onların Peygamber’i samimiyetle dinlemek için maddî fedakârlıkta bulunmaları beklenmezdi. (Kur’ân Yolu, 5/274-275)

Allah Teâlâ bu âyetle irade ehline bir edep öğretmiştir. Mürîd, şeyhleriyle rüyalarının yorumu, gönlüne gelen ilhâmlar ve mânevî sırlar hakkında konuşmak istediğinde önce ona karşı teslimiyet göstermeli ve bunu da sevgi ve irade şartıyla yapmalıdır. Bu şekilde gerçekleşen sohbet kalpler için daha arındırıcı ve nefisler için daha berrak olur.

Eğer mürid şeyhlerinin haklarını tam olarak yerine getirmekte zayıf kalırsa, fakat yine samimi bir yönelişi varsa ve kendi kusurunun fakında bulunursa, Allah onun bu eksikliğini bağışlar. Rahmetiyle onu yine de büyüklerin derecelerine ulaştırır. (Baklî, Arâisü’l-Beyân, 3/406)

Dâye’ye göre ise âyet, zikre yönelmeden önce kalbin hazırlanmasına işaret eder. Sâlik doğrudan gizli zikre yönelmez; önce dua, niyaz ve zikirle gönlünü arındırır. Kalp zikre alıştıkça ruh ve sır latifeleri de bu zikre iştirak eder. Böylece zikir yalnız dilde kalan bir söz olmaktan çıkar ve insanın bütün varlığına yayılır.

Bâtında bulunan latifeler ise farklı kuvveler hâlinde ortaya çıkar. Bazıları kuvvetlidir, bazıları da zayıf ve muhtaç durumdadır. Zikir bu zayıf yönleri besler ve onları diriltir. Bu sebeple zikir, kalbin fakir yönlerine verilen bir sadaka gibi kabul edilebilir. (Dâye, Te’vîlât-ı Necmiyye, 6/110)

Nitekim seyrü sülûkta kalp, ruh, sır ve hafî latifeleri zikirle uyanır ve her biri kendi mertebesine uygun bir idrak kazanır. Kalbî zikir kalbi arındırır, sırrî zikir kalbin derinliklerinde saklı olan sırları ortaya çıkarır, ruhî zikir gönlün daha derûnî taraflarından inkişafa meydana getirir. Hafî zikir ise en gizli olan latifeye ulaşarak sâlikin Hak ile olan yakınlığını derinleştirir. Zikir kuvvet kazandıkça latifeler arasındaki perdeler kalkar ve sâlik kendi varlığında tecellî eden ilâhî nurları daha açık biçimde idrak etmeye başlar.

Bununla birlikte sâlik her zaman bu mertebeye ulaşacak kuvveti bulamayabilir. Zamanın darlığı, hâlin zayıflığı veya kalbin dağılması buna engel olabilir. Fakat kul yönelişini kaybetmez ve aczini bilirse ilâhî rahmet ona kapıyı kapatmaz. Çünkü Hak Teâlâ kullarının hâlini bilir ve onların eksikliklerini bağışlar. Bu yüzden seyrü sülûkta asıl olan kesintisiz bir yöneliştir. Kul bazen zikirde kuvvet bulur, bazen zayıflar; fakat yönelişini kaybetmediği sürece rahmet kapısı onun için açık kalır.

Şu hâlde sâlik, ilim ve irfan meclislerine girmeden evvel kalbini arındırmalı; şeyhinden mârifet ve keşfe dair bir söz işitmek istediğinde buna nefsinin iddiasıyla değil, gönlünü teslim ederek yönelmelidir. Çünkü mânevî sohbet, zahirde soru ve cevap gibi görünse de hakikatte kalpler arasında gerçekleşen bir intikaldir. Bu intikalin gerçekleşmesi için kalpte bir genişlik ve teslimiyet bulunmalıdır.

Dolayısıyla mürid, hakikat kapısına yönelmeden önce gönlünü nefsânî bağlardan temizlemeli, kalbinde yer tutan dünya meyillerini terk etmelidir. Âyette zikredilen sadaka, bu bakımdan nefsin alışkanlıklarından alıkoymanın ve varlık iddiasından vazgeçmenin bir sembolü gibidir. Bu yönüyle âyet, sâlike önemli bir edep öğretir. Hakikat erbâbının huzuruna giren kimse oraya dünya yükünü ve nefsânî beklentilerini taşımamalıdır. Kalbini hafifleterek ve gönlünü arındırarak girdiğinde o meclisten aldığı feyiz daha güçlü olur. Böylece zahirde Resûlullah ile konuşmanın adabı öğretilirken bâtında kalbin ilâhî hitaba hazırlanmasının yolu gösterilmiş olur.


Âyet 13

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)