Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ nâceytumu-rrasûle fekaddimû beyne yedey necvâkum sadaka(ten)(c) żâlike ḣayrun lekum ve ather(u)(c) fe-in lem tecidû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)
Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir..
Mücâdele Suresi 12. ayet, müminlerin Peygamber ile özel görüşmeleri öncesinde sadaka vermelerini emrederek, bu eylemin hem bireysel arınma hem de toplumsal dayanışma açısından önemini vurgular. Ayet, bu emrin yerine getirilememesi durumunda Allah'ın affediciliğini de belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesinin kökü olan 'emn', korkunun zıddı olan güven ve emniyet anlamına gelir. 'Âmene' fiili ise, bir şeyi tasdik etmek, doğrulamak ve ona güvenmek demektir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve Resûlüne kalben tasdik edip güvenen, bu güvenin gereği olarak da emirlerine uyan müminleri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a ve O'nun elçisine karşı tam bir teslimiyet ve güveni ifade eder. Bu ayetteki 'âmenû' hitabı, müminlerin Peygamber'in talimatlarına uymaya hazır olduklarını gösteren bir çağrıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Necvâ' kelimesi, iki veya daha fazla kişinin başkalarından gizli olarak yaptığı konuşmadır. 'Nâceytüm' fiili ise, bu tür bir gizli konuşmayı gerçekleştirmek demektir. Ayette, Peygamber ile özel bir meseleyi görüşmek üzere yapılan gizli mülakat kastedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'necâ' fiilinin 'kurtulmak' anlamından türeyerek, bir şeyi başkalarından ayırıp gizlemek manasına geldiğini belirtir. 'Nâceytüm' fiili de, bir kişiyi diğerlerinden ayırarak onunla özel bir sohbete girmek demektir. Bu, Peygamber'e özel bir durum arz etmek için yapılan gizli görüşmeleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'necâ' kökünün 'yüksek bir yerden aşağı inmek' ve 'bir şeyden kurtulmak' gibi anlamları olduğunu, ancak 'münâcât' ve 'necâ' kelimelerinin 'gizlice konuşmak' manasında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'nâceytüm' fiili, Peygamber ile yapılan özel ve mahrem görüşmeleri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Kadem' kelimesi, ön taraf ve ayak anlamına gelir. 'Kaddeme' fiili ise, bir şeyi öne geçirmek, takdim etmek demektir. Ayetteki 'fekaddimû' emri, Peygamber ile özel görüşmeden önce bir sadaka vermeyi, yani bu eylemi görüşmenin önüne geçirmeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'takdîm'in bir şeyi diğerinden önce yapmak veya öne çıkarmak olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'fekaddimû' ifadesi, müminlerin Peygamber ile özel görüşme arzusunun bir ön şartı olarak sadaka vermelerini emrederek, bu eylemin öncelikli olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Sadaka' kelimesi, 'sıdk' kökünden gelir ve kişinin imanının ve samimiyetinin bir göstergesi olarak Allah rızası için verdiği maldır. Ayetteki 'sadakaten' ifadesi, Peygamber ile özel görüşme arzusunun samimiyetini ve Allah'a olan bağlılığı ispatlayan bir eylem olarak zikredilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sadaka'nın, kişinin Allah'a olan imanının doğruluğunu (sıdkını) gösterdiği için bu ismi aldığını belirtir. Bu ayetteki sadaka, Peygamber'e duyulan saygının ve görüşmenin öneminin bir nişanesi olarak, aynı zamanda fakirlerin gözetilmesi amacıyla verilen bir bağıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sadaka'nın Kur'an'da hem farz olan zekâtı hem de gönüllü verilen bağışları kapsadığını ifade eder. Bu ayetteki sadaka, Peygamber ile özel görüşme talebinde bulunanların bu taleplerinin ciddiyetini ve fedakarlığını gösteren, gönüllü bir bağış niteliğindedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Tuhur' ve 'tahâret', kirden ve pislikten arınmak demektir. 'Atharu' ise, 'daha temiz' anlamına gelen bir ism-i tafdildir. Ayette, sadaka vermenin hem malı temizlediği hem de kişinin nefsini günahlardan ve cimrilikten arındırarak manevi olarak daha temiz bir hale getirdiği vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tahâret'in hem maddi hem de manevi temizliği kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'atharu' ifadesi, sadaka vermenin, kişinin kalbini dünya malına düşkünlükten ve cimrilikten arındırarak, Allah katında daha makbul ve temiz bir duruma gelmesini sağladığını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.