E-eşfektum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadakât(in)(c) fe-iż lem tef'alû ve tâba(A)llâhu ‘aleykum fe-akîmû-ssalâte ve âtû-zzekâte ve-etî'û(A)llâhe ve rasûleh(u)(c) va(A)llâhu ḣabîrun bimâ ta'melûn(e)
Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
Bu ayet, müminlerin özel konuşmalardan önce sadaka verme yükümlülüğünden duydukları endişeyi ve bu yükümlülüğün kaldırılmasının ardından temel ibadetlere yönelişi ele almaktadır. Ayet, 'eşfaktum' kelimesiyle başlayan bir sorgulama ile insanların sadaka verme konusundaki tereddütlerini ortaya koyarken, 'sadakat', 'salat' ve 'zekat' gibi kavramlarla İslam'ın temel direklerine vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şefek' kelimesinin bir şeyden korkmakla birlikte ona acımayı da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'eşfaktum' ise, sadaka vermenin getireceği maddi yükten veya zorluktan dolayı duyulan bir tür endişe ve çekinme halini yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eşfaka' fiilinin 'korktu' anlamına geldiğini ifade eder. Bu bağlamda, müminlerin özel konuşmalarından önce sadaka verme emrinden dolayı hissettikleri korku veya çekingenliği vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'takdîm' kelimesinin bir şeyi öne almak, önce yapmak manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'en tukaddimû' ifadesi, müminlerin özel görüşmelerinden önce sadaka verme emrini yerine getirme eylemini anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kaddeme' fiilinin 'öne geçirmek, takdim etmek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, bir eylemi (sadaka vermeyi) başka bir eylemden (özel konuşmadan) önce yapma zorunluluğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sadaka' kelimesinin 'sıdk' (doğruluk) kökünden geldiğini ve kişinin imanının doğruluğuna delil olan malî yardımı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'sadakât' ise, özel görüşmelerden önce verilmesi emredilen gönüllü bağışları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadaka' kavramının Kur'an'da hem zorunlu (zekat) hem de gönüllü (infak) bağışları kapsadığını, ancak genellikle gönüllü bağışlar için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'sadakât' ise, müminlerin özel konuşmalarından önce Allah rızası için vermeleri istenen gönüllü bağışları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salât' kelimesinin aslen 'dua' anlamına geldiğini, ancak şeriatta belirli rükünleri olan ibadeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-salât' ise, müminlerin Allah'a yönelişlerinin ve kulluklarının en temel göstergesi olan namaz ibadetini emreder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'salât'ın lügatte dua, istiğfar ve bereket anlamına geldiğini, şeriatta ise bilinen ibadet olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-salât' emri, sadaka yükümlülüğünün hafifletilmesinin ardından müminlere hatırlatılan en önemli farz ibadettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zekât' kelimesinin 'bereket, artma, temizlenme' anlamlarına geldiğini ve şeriatta belirli mallardan alınan farz sadakayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-zekât' ise, malın temizlenmesi ve bereketlenmesi için verilmesi gereken farz malî ibadeti emreder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zekât'ın hem lügat anlamında artma ve temizlenme, hem de şer'î anlamda belirli bir maldan alınan hak olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-zekât' emri, namazla birlikte zikredilerek İslam'ın temel direklerinden biri olan malî ibadetin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tâ'a' fiilinin 'boyun eğmek, emre uymak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'etî'û' emri, müminlerin Allah'ın ve Peygamberi'nin emirlerine tam bir teslimiyetle uymalarını, onların koyduğu hükümlere riayet etmelerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'itaat' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın ve Resulü'nün emirlerine gönüllü olarak boyun eğmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'etî'û' emri, sadaka yükümlülüğünün kaldırılmasına rağmen, müminlerin Allah ve Resulü'ne olan genel itaat yükümlülüğünün devam ettiğini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.