Elem tera ilâ-lleżîne tevellev kavmen ġadiba(A)llâhu ‘aleyhim mâ hum minkum velâ minhum ve yahlifûne ‘alâ-lkeżibi vehum ya'lemûn(e)
Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.
Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
Bu ayet, Allah'ın gazabına uğramış bir kavmi dost edinen münafıkların durumunu ele almaktadır. Ayet, bu kişilerin ikiyüzlülüğünü, aidiyetsizliklerini ve bile bile yalan yere yemin etmelerini dilbilimsel ve semantik derinliklerle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'velâ' kelimesinin 'yakınlık' ve 'yardım' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'tevellev' fiili, münafıkların Allah'ın gazabına uğramış kavme yakınlık göstererek onlara dostluk ve destek vermelerini ifade eder. Bu, Allah'a ve müminlere karşı bir tavır alış anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tevellâ' fiilinin 'dost edinmek' ve 'yardımcı olmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, münafıkların Allah'ın gazabına uğramış bir kavmi dost edinerek onlara arka çıkmaları, onların safında yer almaları mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velâ' kökünün Kur'an'daki temel anlamının 'yakınlık' ve 'koruyuculuk' olduğunu vurgular. 'Tevellev' fiili, münafıkların Allah'ın gazabına uğramış kavimle kurdukları bu yakınlık ve onlara gösterdikleri koruyuculuk tavrını, dolayısıyla müminlerden uzaklaşmalarını semantik olarak ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gadab' kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kullarına karşı duyduğu hoşnutsuzluğu ve onlara azap etme iradesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'gadıballahu aleyhim' ifadesi, bu kavmin ilahi gazaba müstahak olduğunu ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gadab'ın kalpteki öfke halini ifade ettiğini, Allah'a nispet edildiğinde ise bu öfkenin sonucunda ortaya çıkan cezalandırma ve intikam fiili olduğunu açıklar. Ayetteki 'gadıbe' fiili, Allah'ın bu kavme karşı duyduğu hoşnutsuzluğun somut bir sonucu olarak onların lanetlenmesini ve cezalandırılmasını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'gadab' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi ceza ve azapla ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'gadıbe' fiili, Allah'ın bu kavme karşı duyduğu gazabın, onların dünyevi ve uhrevi akıbetlerini olumsuz yönde etkileyecek bir ilahi hüküm olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'halef' kökünün 'yemin etmek' anlamında kullanıldığını ve genellikle bir şeyi teyit etmek veya inkar etmek için yapılan bir eylem olduğunu belirtir. Ayetteki 'yahlifûne' fiili, münafıkların kendi durumlarını gizlemek veya başkalarını yanıltmak amacıyla yemin ettiklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'halef' kelimesinin 'yemin' anlamında kullanıldığını ve bu eylemin genellikle bir iddiayı güçlendirmek için yapıldığını ifade eder. Ayetteki 'yahlifûne' fiili, münafıkların yalanlarını güçlendirmek ve kendilerini masum göstermek için yemin etme alışkanlıklarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezib' kelimesinin 'gerçeğe aykırı söz' olduğunu ve genellikle bilerek söylenen yalanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ale'l-kezib' ifadesi, münafıkların yeminlerinin temelinin yalan olduğunu ve bu yalanın bilerek söylendiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kezib'in 'hakikatin zıddı' olduğunu ve 'sıdk'ın karşıtı olarak kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ale'l-kezib' ifadesi, münafıkların yeminlerinin gerçeği yansıtmadığını, aksine tamamen uydurma ve asılsız olduğunu net bir şekilde ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kezib' kavramının Kur'an'da sadece gerçeğe aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda ahlaki bir kusur ve ilahi düzene karşı bir isyan olarak da ele alındığını belirtir. Ayetteki 'ale'l-kezib' ifadesi, münafıkların yalan yere yemin etmelerinin sadece bir söz hatası değil, aynı zamanda derin bir ahlaki yozlaşma olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm'in 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 've hum ya'lemûne' ifadesi, münafıkların yeminlerinin yalan olduğunu tam bir bilinçle, yani kasıtlı olarak bildiklerini ve buna rağmen bu eylemi gerçekleştirdiklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'ilm'in 'cehaletin zıddı' olduğunu ve bir şeyi kesin olarak bilme halini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'ya'lemûne' fiili, münafıkların yalan yere yemin etmelerinin bir hata veya yanılgıdan kaynaklanmadığını, aksine tam bir bilgi ve kasıtla yapıldığını gösterir ki bu da onların suçunu ağırlaştırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kavramının Kur'an'da genellikle kesin bilgi ve idrak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ya'lemûne' fiili, münafıkların yalan yere yemin ettiklerini bilmelerinin, onların bu eylemi bilinçli bir tercih olarak yaptıklarını ve dolayısıyla daha büyük bir sorumluluk taşıdıklarını semantik olarak ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.