Len tuġniye ‘anhum emvâluhum velâ evlâduhum mina(A)llâhi şey-â(en)(c) ulâ-ike ashâbu-nnâr(i)(s) hum fîhâ ḣâlidûn(e)
Onların malları da, evlatları da Allah'a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah'dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.
Mücâdele Suresi 17. ayet, mal ve evladın Allah katında bir fayda sağlamayacağını ve bu durumdaki kişilerin cehennem ehli olup orada ebedi kalacaklarını vurgulamaktadır. Ayet, dünya metaının ahiretteki karşılığının olmadığını ve ilahi hükmün kesinliğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğ-n-y' kökünü 'ihtiyaçsız olmak, zengin olmak' olarak açıklar. Ayetteki 'tüğnî' kelimesi, mal ve evladın Allah'ın azabına karşı bir ihtiyaç gidermeyeceğini, bir fayda sağlamayacağını ifade eder. Yani, Allah'ın hükmüne karşı mal ve evladın bir yeterlilik arz etmeyeceğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür kullanımları mecazi olarak 'bir şeyi def etmek, bir şeyi engellemek' anlamında değerlendirir. Ayetteki 'len tüğnî' ifadesi, mal ve evladın Allah'ın azabını onlardan uzaklaştırmayacağını, onlara bir kalkan olamayacağını mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ğ-n-y' kökünün genellikle 'Allah'a muhtaç olmama' veya 'Allah'ın bir şeye muhtaç olmaması' bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, insanların mal ve evlatlarının Allah'ın iradesine karşı hiçbir 'yeterlilik' veya 'bağımsızlık' sağlayamayacağını, dolayısıyla bir fayda getiremeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'm-v-l' kökünü 'sahip olunan şey, mülk' olarak tanımlar. Ayetteki 'emvâlühüm' kelimesi, kişilerin dünyada biriktirdiği, değer verdiği maddi varlıkları ifade eder ve bunların Allah katında bir kurtuluş vesilesi olamayacağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mâl' kelimesinin genel olarak 'insanın sahip olduğu ve tasarruf ettiği her şey' olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu malların ahiretteki ilahi yargı karşısında hiçbir geçerliliğinin olmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'veled' kelimesini 'doğurulan çocuk' olarak açıklar. Ayetteki 'evlâdühüm' kelimesi, insanların soyunu devam ettiren, kendileri için bir güç ve destek kaynağı olarak görülen çocukları ifade eder ve bunların da Allah'ın azabına karşı bir fayda sağlamayacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'veled' kelimesinin hem erkek hem de kız çocukları kapsadığını ve 'doğum' eylemiyle ilişkili olduğunu belirtir. Ayette, dünya hayatında birer süs ve güç kaynağı olarak görülen evlatların, ahiretteki ilahi hüküm karşısında hiçbir kurtarıcı rol oynayamayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sahib' kelimesini 'bir şeye sürekli eşlik eden, onunla birlikte olan' olarak tanımlar. Ayetteki 'ashâbü'n-nâr' ifadesi, cehennemle ayrılmaz bir bütün haline gelmiş, cehennemin sakinleri ve yoldaşları olmuş kişileri anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sahib' kelimesinin 'bir şeye sahip olan, onunla ilişki içinde olan' anlamını taşıdığını belirtir. 'Ashâbü'n-nâr' ifadesi, cehennemin kendilerine ait olduğu, oraya mahkum edilmiş ve oradan ayrılamayacak olan kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'h-l-d' kökünü 'bir şeyin kalıcı olması, ebediyen devam etmesi' olarak açıklar. Ayetteki 'hâlidûn' kelimesi, cehennem ehlinin cehennemde kalışlarının geçici değil, sonsuz ve kesintisiz olacağını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hulûd' kelimesinin 'bir yerde uzun süre kalmak ve oradan ayrılmamak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'hâlidûn' ifadesi, cehennemde kalışın mutlak ve nihai olduğunu, bir sonu olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kavramının Kur'an'da genellikle ahiret hayatının ebediliğini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, cehennem ehlinin azabının ve cehennemdeki varlıklarının kesintisiz bir şekilde devam edeceğini, yani ebedi olacağını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.