İtteḣażû eymânehum cunneten fesaddû ‘an sebîli(A)llâhi felehum ‘ażâbun muhîn(un)
Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah'ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.
Yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.
Mücâdele Suresi 16. ayet, münafıkların yeminlerini bir kalkan olarak kullanıp insanları Allah yolundan saptırmalarını ve bunun sonucunda karşılaşacakları alçaltıcı azabı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'yemin', 'kalkan', 'alıkoymak' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden münafıkların taktiklerini ve akıbetlerini gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, almak, benimsemek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihâz' (edinme) formu, yeminlerin bilinçli ve kasıtlı olarak bir amaç uğruna araçsallaştırılmasını, yani münafıkların yeminlerini bir strateji olarak benimsediklerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihâz' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada yeminlerin gerçek bir kalkan olmaktan ziyade, bir savunma veya gizlenme aracı olarak 'edinilmesi' mecazını taşır. Bu, münafıkların yalan yeminlerle kendilerini koruma altına alma çabasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yemîn' kelimesinin Arapçada 'sağ el' ve 'ant' anlamlarına geldiğini belirtir. Antlaşma yapılırken sağ elin kullanılması geleneğinden türemiştir. Ayetteki 'eymân' kelimesi, münafıkların Allah adına ettikleri, ancak gerçekte yalan olan ve aldatma amacı taşıyan antları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn' kelimesinin 'kuvvet' ve 'sağ taraf' anlamlarından türediğini, bir şeyi güçlendirmek ve teyit etmek için kullanılan söz olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, münafıkların kendi batıl davalarını güçlendirmek ve insanları aldatmak için Allah'ın adını kullanarak ettikleri yalan yeminleri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'yemîn' kavramının sadece bir sözden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir taahhüt ve sorumluluk içerdiğini belirtir. Münafıkların yeminleri ise bu taahhüdü ihlal eden, aldatmaya yönelik, ahlaki ve dini değerlerden yoksun eylemlerdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cünne' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'cenn' kökünden geldiğini ve bir şeyi örten, koruyan her şeye 'cünne' denildiğini açıklar. Ayetteki 'cünne', münafıkların yalan yeminlerini, gerçek niyetlerini ve kötü amellerini gizlemek için kullandıkları bir kalkan olarak tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cünne' kelimesinin 'gizlemek, örtmek' anlamından türediğini ve bir şeyi koruyan, örten her şey için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, münafıkların yalan yeminlerini, kendilerini müminler arasında gizlemek ve cezadan korunmak için bir siper olarak kullandıklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cünne'nin hem maddi hem de manevi bir koruyucu olabileceğini ifade eder. Ayetteki 'cünne', münafıkların yalan yeminleri aracılığıyla kendilerini müminlerin gözünde 'güvenilir' gösterme ve böylece gerçek yüzlerini gizleme çabalarını sembolize eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadd' fiilinin 'engellemek, mani olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fesaddû' ifadesi, münafıkların yalan yeminlerini kullanarak insanları Allah'ın dinine girmekten veya ona uymaktan aktif olarak alıkoyma eylemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sadd' kelimesinin hem 'yüz çevirmek' hem de 'başkalarını yüz çevirtmek' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, münafıkların sadece kendilerinin Allah yolundan sapmakla kalmayıp, aynı zamanda başkalarını da bu yoldan engelleme ve saptırma çabalarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sadd' fiilinin Kur'an'da genellikle 'engelleme, alıkoyma' anlamında kullanıldığını ve bu engellemenin çoğu zaman dini bir bağlamda, yani Allah yolundan alıkoyma şeklinde gerçekleştiğini belirtir. Ayetteki 'fesaddû', münafıkların yalan yeminlerini kullanarak insanları imandan ve doğru yoldan uzaklaştırma stratejilerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' kelimesinin 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamından türediğini ve 'acı veren şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azâb', münafıkların dünyadaki aldatıcı eylemlerine karşılık ahirette çekecekleri, acı ve elem dolu ilahi cezayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'azâb'ın bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamından geldiğini ve bu nedenle cezalandırmanın da bir tür engelleme olduğunu ifade eder. Ayetteki 'azâb', münafıkların Allah yolundan alıkoyma eylemlerine karşılık, onların cennetten ve Allah'ın rahmetinden alıkonulması şeklinde bir cezayı işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihâne' fiilinin 'küçük düşürmek, alçaltmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'muhîn' sıfatı, münafıkların azabının sadece fiziksel bir acıdan ibaret olmayıp, aynı zamanda onların onurlarını zedeleyecek, onları zelil ve aşağılanmış kılacak bir nitelikte olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hûn' kökünün 'zayıflık, alçaklık' anlamlarına geldiğini ve 'ihâne'nin birini zayıf ve alçak kılmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'muhîn' sıfatı, münafıkların dünyadaki kibir ve aldatmacalarına karşılık, ahirette tam tersi bir durumla, yani alçaltıcı ve zelil kılıcı bir azapla karşılaşacaklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ihâne' ve 'hûn' kavramlarının genellikle kibir ve gururun zıttı olarak kullanıldığını belirtir. Münafıkların dünyadaki sahte üstünlük ve aldatma çabalarına karşılık, ahiretteki 'azâbun muhîn' onların bu sahte statülerinin tamamen yıkılacağını ve gerçek alçaklıklarının ortaya çıkacağını gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.