Elleżîne yuzâhirûne minkum min nisâ-ihim mâ hunne ummehâtihim(s) in ummehâtuhum illâ-llâ-î velednehum(c) ve-innehum leyekûlûne munkeran mine-lkavli ve zûrâ(an)(c) ve-inna(A)llâhe le'afuvvun ġafûr(un)
İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedici, bağışlayıcıdır.
Mücâdele Suresi'nin 2. ayeti, zıhar uygulamasını ele alarak, karıların annelerle bir tutulamayacağını ve bu tür sözlerin hem dilbilimsel hem de şer'î açıdan 'münker' ve 'zûr' olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, bu yanlış beyanın ciddiyetini ortaya koyarken, Allah'ın affediciliğine de işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zahr' kelimesinin asıl anlamının 'sırt' olduğunu belirtir. 'Zıhar' ise, bir erkeğin karısına 'Sen bana annemin sırtı gibisin' demesiyle gerçekleşen ve cahiliye döneminde bir boşanma şekli olarak kabul edilen bir uygulamadır. Ayetteki 'yüzâhirûne' fiili, bu özel şer'î anlamda kullanılmıştır ve karıyı anneye benzeterek haram kılma fiilini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yüzâhirûne' fiilinin 'zıhar yaparlar' anlamına geldiğini ve bu ifadenin mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. Cahiliye Araplarının karılarını annelerine benzeterek kendilerine haram kılma adetini ifade eder. Ayette, bu fiilin şer'î bir hükmü ihlal eden bir eylem olarak ele alındığı vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zıhar' kavramının Kur'an'da özel bir hukuki ve ahlaki bağlamda ele alındığını belirtir. Cahiliye dönemindeki bir adetin İslam tarafından reddedilişini ve bu eylemin 'münker' (kötü) ve 'zûr' (asılsız) olarak nitelendirilmesini inceler. 'Yüzâhirûne' fiili, bu adeti gerçekleştirenleri tanımlar ve bu eylemin İslam'ın aile yapısına aykırı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümm' kelimesinin asıl anlamının 'kaynak, köken' olduğunu ve 'anne'nin de çocuğun kaynağı olması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Ayetteki 'ümmehâtihim' ifadesi, biyolojik anneleri ifade eder ve karıların bu biyolojik annelik vasfına sahip olamayacağını vurgulayarak zıharın geçersizliğini ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümm' kelimesinin hem gerçek anneyi hem de mecazi olarak bir şeyin aslını ve temelini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı ise, 'doğuran' anlamındaki gerçek anneye işaret eder ve zıharın bu temel biyolojik ve hukuki gerçeği göz ardı ettiğini açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ümm' kelimesinin Kur'an'da genellikle biyolojik anne anlamında kullanıldığını ve bu ayette de bu anlamın pekiştirildiğini ifade eder. Zıharın reddedilmesinin temelinde, karı ile annenin hukuki ve biyolojik statülerinin farklılığı yattığını, 'ümmehâtihim' kelimesinin bu ayrımı netleştirdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nükr' ve 'münker' kelimelerinin 'bilinmeyen, tanınmayan' anlamından türediğini ve şeriatın veya aklın reddettiği, çirkin bulduğu şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'münkeran mine'l-kavli' ifadesi, zıhar sözünün şer'î ve ahlaki açıdan ne kadar çirkin ve kabul edilemez olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'münker'in, şeriatın ve aklın çirkin gördüğü, reddettiği her şey olduğunu açıklar. Zıhar sözünün 'münker' olarak nitelendirilmesi, bu sözün İslam'ın temel prensiplerine ve aile hukukuna aykırı olduğunu, dolayısıyla toplumda kabul görmemesi gerektiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'münker' kavramının Kur'an'da 'ma'rûf'un zıttı olarak kullanıldığını ve toplumun genel ahlaki değerlerine, şer'î hükümlere aykırı olan her türlü eylem veya sözü ifade ettiğini belirtir. Zıhar sözünün 'münker' olarak tanımlanması, bu eylemin sadece hukuki bir hata değil, aynı zamanda ahlaki bir sapma olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zûr' kelimesinin 'yalan, batıl' anlamına geldiğini belirtir. Zıhar sözünün 'zûr' olarak nitelendirilmesi, bu sözün gerçekle hiçbir ilgisi olmadığını, karının anne olamayacağı gerçeğine aykırı olduğunu ve dolayısıyla asılsız bir iddia olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zûr' kelimesinin 'eğri, çarpık, yalan' anlamlarına geldiğini açıklar. Zıhar sözünün 'zûr' olması, bu sözün hakikatten saptığını, doğru ve gerçek dışı bir beyan olduğunu gösterir. Bu, aynı zamanda sözün batıl ve geçersiz olduğunu da ima eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zûr' kelimesinin 'yalan şahitlik' ve 'batıl söz' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'zûr' ifadesi, zıhar sözünün sadece kötü olmakla kalmayıp, aynı zamanda temelsiz, asılsız ve gerçeği çarpıtan bir yalan olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'afv' kelimesinin 'silmek, izini gidermek' anlamından geldiğini ve Allah'ın 'Afuvv' isminin, günahları silen, cezalandırmaktan vazgeçen anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'le'afuvv' ifadesi, zıhar gibi büyük bir hataya düşenlerin tevbe etmeleri ve kefaret ödemeleri durumunda Allah'ın onları affedeceğine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'afv'ın, günahın izini silmek ve cezayı düşürmek olduğunu açıklar. Allah'ın 'Afuvv' isminin tecellisi, kullarının hatalarını bağışlama ve onlara merhamet etme yönündedir. Bu ayette, zıhar yapanlara bir çıkış yolu ve af kapısı sunulduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğafr' kelimesinin 'örtmek' anlamından geldiğini ve Allah'ın 'Ğafûr' isminin, günahları örten, bağışlayan ve kullarını azaptan koruyan anlamına geldiğini belirtir. 'Ğafûr' ismi, 'Afuvv' ismiyle birlikte kullanılarak Allah'ın bağışlayıcılığının genişliğini ve merhametini pekiştirir. Zıhar yapanların tevbe ve kefaretle affedilebileceği mesajını güçlendirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'Ğafûr' isminin, günahları örten ve affeden anlamına geldiğini, bu ismin 'Afuvv' isminden daha kapsamlı bir bağışlayıcılığı ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, zıhar gibi ciddi bir hatanın bile Allah'ın geniş rahmeti ve bağışlayıcılığı sayesinde affedilebileceğini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.