İçeriğe atla
Mücâdele 3Cüz 28 · Sayfa 542

Mücâdele Sûresi 3. Âyet

المجادلة

Sohbete sor

Velleżîne yuzâhirûne min nisâ-ihim śümme ya'ûdûne limâ kâlû fetahrîru rakabetin min kabli en yetemâssâ(c) żâlikum tû'azûne bih(i)(c) va(A)llâhu bimâ ta'melûne ḣabîr(un)

Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Mücâdele Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyette geçen “dönüş” ifadesi, hatalı bir sözden vazgeçerek doğruya yönelmeyi de ifade eder. Zira kişi söylediği sözün yanlışlığını fark ettiğinde davranışıyla onu geçersiz kılar ve hakikate geri döner. Bu dönüş yalnız sözle değil, fiil ve sorumlulukla gerçekleşir. Kefaretin emredilmesi de bu dönüşün ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Nitekim erkeğin söylediği bu asılsız söz kadını anne konumuna getirmez. Kefaretin gerekli kılınmasının sebebi, kişinin söylediği böylesine çirkin bir söz ve kendi nefsine karşı işlediği hatadır. Çünkü o, eşine annesinin hürmetini nispet etmiş ve nikâhın haramlığını annelik hürmetiyle kıyaslamıştır. Oysa anneliğin haramlığı daha yüce ve gerçek bir bağa dayanmaktadır (İbn Berrecân, Tefsîr, 5/314).

İşârî açıdan âyet, sâlikin iç dünyasında meydana gelen bir hâle de işaret eder. Sâlik kalbinde doğan manevî vâridlerle meşgul olurken bazen zikri ihmal edebilir. Bu ihmal çoğu zaman nefsânî kuvvelerin gizli bir tesirinden kaynaklanır. Bu sebeple kalbe gelen hâle güvenerek zikri terk etmemeli, aksine dili zikre yeniden yöneltmelidir. Âyette geçen “köle azat et

mek” ifadesi de bu bağlamda nefsi bağlayan kuvvelerden birini serbest bırakmayı ve onun hâkimiyetinden kurtulmayı hatırlatır. Sâlik nefsinin bağlarını çözdükçe zikir kalpte daha güçlü bir şekilde yerleşir ve kalp ilâhî hakikate daha iyi idrak eder. (Dâye, Te’vîlât-ı Necmiyye, 6/104).

Bu çerçevede köle azat etmek, insanın kendi nefsini bağlayan zincirleri çözmesini hatırlatan bir anlam taşır. Nefis hevâya kapıldığında sâlik hakikatten uzaklaştırır. Bu bağ çözüldüğünde kalp yeniden hakikate yönelir. Oruç ise nefsin arzularını dizginleyen bir terbiye yoludur. Açlık ve sabır, insanın iç dünyasında yeni bir denge kurarken fakirleri doyurmak ise kişiyi kendi nefsine kapanmaktan çıkarır ve başkalarının ihtiyacını gözetmeye yöneltir.

Görüldüğü üzere bu üç mertebe, nefsin terbiyesinin farklı yönlerini ortaya koymaktadır: Bağlardan kurtulmak, arzuları dizginlemek ve merhameti genişletmek. Sâlik bu yolla hevâsına kulak vermez ve kalbini ilâhî olana bağlar.

Âyetin sonunda yer alan “Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” ifadesi ise, zıhâr suçu ve onun kefareti dâhil olmak üzere insanların işledikleri bütün fiillerin Allah’ın bilgisi altında olduğunu hatırlatmaktadır. Allah hem yapılan işlerin zahirini hem de içindeki niyetleri bilendir. Bu nedenle sâlikin görevi, kendisi için konulan ilâhî hükümlere uymak ve Allah’ın belirlediği sınırları ihlal etmemektir.


Âyet 4