İnne-lleżîne yuhâddûna(A)llâhe ve rasûlehu ulâ-ike fî-l-eżellîn(e)
Allah'a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.
Allah'a ve Resulüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.
Mücâdele Suresi'nin 20. ayeti, Allah'a ve Resûlü'ne muhalefet edenlerin akıbetini bildirmektedir. Ayet, bu muhaliflerin 'en alçaklar' zümresine dahil olduğunu vurgulayarak, ilahi otoriteye karşı gelmenin ciddiyetini ve sonuçlarını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadd' kökünü 'bir şeyi diğerinden ayıran sınır' olarak tanımlar. 'Muhâdde' ise, birinin diğerine sınır koyması, yani karşı gelmesi, muhalefet etmesi anlamındadır. Ayetteki 'yuhâddûne' fiili, Allah'ın koyduğu sınırlara karşı gelmek, O'nun emirlerine muhalefet etmek ve düşmanlık beslemek manasında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yuhâddûne' ifadesini 'yüşâkkûne' (aykırı düşmek, muhalefet etmek) ve 'yu'âdûne' (düşmanlık etmek) olarak tefsir eder. Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün belirlediği çizginin dışına çıkmak, onlara karşı bir cephe oluşturmak anlamını pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hadd' kavramının Kur'an'da 'sınır' ve 'yasak' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Muhâdde' ise, bu sınırları aşmak, Allah'ın belirlediği hudutlara karşı gelmek ve O'na düşmanlık beslemek olarak yorumlanır. Ayetteki kullanım, ilahi otoriteye karşı bilinçli bir meydan okumayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, tüm kemal sıfatları kendinde toplayan, ibadete layık tek varlık olduğunu belirtir. Ayette, 'yuhâddûne' fiilinin doğrudan nesnesi olarak gelmesi, muhalefetin en yüce makama, yani Allah'a karşı yapıldığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Allah' isminin, zat-ı vacibü'l-vücud'a delalet eden özel bir isim olduğunu ifade eder. Bu ayette, muhalefetin yöneldiği nihai merci olarak zikredilmesi, eylemin vehametini ve ciddiyetini ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'resûl' kelimesinin 'gönderilen' anlamına geldiğini ve Allah'ın emirlerini insanlara ulaştıran kişi olduğunu belirtir. Ayette Allah ile birlikte zikredilmesi, Resûl'e karşı gelmenin Allah'a karşı gelmekle eşdeğer olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resûl'ü, 'bir haberle gönderilen kişi' olarak tanımlar. Kur'an bağlamında ise, Allah'ın vahyini tebliğ eden ve O'nun iradesini temsil eden peygamberdir. Ayetteki 'yuhâddûne' fiilinin hem Allah'a hem de Resûlü'ne isnat edilmesi, Resûl'ün tebliğ ettiği hükümlere karşı çıkmanın da ilahi otoriteye karşı çıkmak anlamına geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zül' kelimesinin 'boyun eğme, alçalma' anlamına geldiğini belirtir. 'Ezellîn' ise, 'ef'al' vezninde ism-i tafdil olup, 'en zelil olanlar, en alçaklar' demektir. Ayette, Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelenlerin akıbetinin dünyada ve ahirette zillet olacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ezellîn' kelimesinin, 'zillet' kökünden türeyen ve 'en aşağılık, en hor görülen' anlamlarına gelen bir sıfat olduğunu açıklar. Bu ayette, ilahi otoriteye karşı çıkanların, toplumun en değersiz ve hor görülen kesimiyle bir tutulacağını, onların akıbetinin de bu zillet olacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zül' kelimesinin 'boyun eğme, itaat etme' anlamının yanı sıra, 'hor ve hakir olma' anlamını da taşıdığını belirtir. 'Ezellîn' ise, bu horluğun ve hakirliğin en üst derecesini ifade eder. Ayet, Allah'a ve Resûlü'ne muhalefet edenlerin, bu dünyada ve ahirette en şiddetli zilleti yaşayacaklarını bildirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.