İnne-lleżîne yuhâddûna(A)llâhe ve rasûlehu kubitû kemâ kubite-lleżîne min kablihim(c) ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât(in)(c) ve lilkâfirîne ‘ażâbun muhîn(un)
Allah'a ve Resulüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.
Allah'a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
Mücâdele Suresi 5. ayet, Allah'a ve Resulüne karşı çıkanların akıbetini ve kâfirlerin cezasını ele almaktadır. Ayet, 'muhâddet', 'kübitû', 'âyât' ve 'azâb' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi iradeye karşı gelmenin sonuçlarını ve ilahi delillerin açıklığını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadd' kelimesinin bir şeyi diğerinden ayıran sınır olduğunu belirtir. 'Muhâdde', bir şeye karşı gelmek, ona muhalefet etmek ve onun sınırlarını aşmak demektir. Ayetteki 'yuhâddûne' ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırlara karşı gelerek O'na ve Resulüne düşmanlık edenleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hadd' kelimesinin 'men' (yasaklamak) ve 'haciz' (ayırmak) anlamlarına geldiğini belirtir. 'Yuhâddûne' ise, Allah'ın emirlerine karşı gelerek O'nunla bir nevi sınır çekmek, O'na muhalefet etmek ve düşmanlık beslemek olarak açıklanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hadd' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi sınırları ve yasakları ifade ettiğini belirtir. 'Muhâdde' ise bu sınırlara karşı gelme, onları ihlal etme ve dolayısıyla Allah'a ve Resulüne karşı bir duruş sergileme anlamını taşır. Ayetteki kullanımı, bu karşıt duruşun bir düşmanlık ve meydan okuma olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kübitû' kelimesinin 'zelil kılındılar, kahredildiler' anlamına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin, kendilerinden öncekiler gibi alçaltılacakları ve hüsrana uğratılacakları ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kebt' kelimesini 'bir şeyi yüzüstü düşürmek, zelil kılmak ve kahretmek' olarak açıklar. Ayetteki 'kübitû' ifadesi, Allah'a karşı gelenlerin dünyada ve ahirette uğrayacakları zilleti ve yenilgiyi vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kebt'in 'hüsran ve zillet' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Kübitû' fiili, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin, ilahi irade karşısında aciz kalacaklarını ve aşağılanacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin 'açık alamet, işaret ve delil' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an bağlamında ise hem evrendeki ilahi delilleri hem de Kur'an'ın mucizevi ayetlerini ifade eder. Ayetteki 'âyâtin beyyinâtin' ifadesi, Allah'ın indirdiği apaçık delillerin, yani Kur'an ayetlerinin kastedildiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'ibret' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âyâtin beyyinâtin' ifadesi, Allah'ın insanlara yol göstermek ve hakikati açıklamak için indirdiği, açık ve anlaşılır deliller olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, hem kozmik işaretleri hem de vahiy metninin bölümlerini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara gönderdiği açık ve anlaşılır mesajları, yani Kur'an'ı işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' kelimesinin 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' kökünden geldiğini ve 'acı veren ceza' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azâbun muhîn' ifadesi, kâfirlerin uğrayacağı azabın sadece acı verici olmakla kalmayıp aynı zamanda onları alçaltıcı ve zelil kılıcı olduğunu vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azâb'ın 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' anlamından türediğini ve 'acı veren ceza' olarak kullanıldığını belirtir. Kâfirler için vaat edilen 'azâbun muhîn', onların dünyadaki kibirlerinin aksine ahiretteki zilletlerini ve aşağılanmalarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'azâb' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi adaletin bir tezahürü olarak, günahkârların ve inkârcıların hak ettiği cezayı ifade ettiğini belirtir. 'Azâbun muhîn' ise bu cezanın sadece fiziksel acıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda manevi bir aşağılanma ve onur kırıcı bir durumu da içerdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hûn' kelimesinin 'zillet, alçaklık' anlamına geldiğini belirtir. 'Muhîn' ise 'zelil kılan, alçaltan' demektir. Ayetteki 'azâbun muhîn' ifadesi, kâfirlerin çekeceği azabın sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda onları aşağılayıcı ve onurlarını kırıcı bir nitelikte olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muhîn' kelimesinin 'ihane eden, zelil kılan' anlamında olduğunu belirtir. Kâfirler için vaat edilen bu azap, onların dünyadaki kibir ve büyüklük taslamalarına karşılık, ahiretteki tam bir aşağılanma ve zillet halini ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.