Yevme yeb'aśuhumu(A)llâhu cemî'an feyunebbi-uhum bimâ ‘amilû(c) ahsâhu(A)llâhu ve nesûh(u)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in şehîd(un)
Allah'ın onları hep birden diriltip yaptıklarını kendilerine haber vereceği günü hatırla. Allah onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah, her şeye şahittir.
O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir
Mücâdele Suresi 6. ayet, kıyamet gününde Allah'ın insanları diriltmesini, amellerini haber vermesini ve her şeye şahit olduğunu vurgular. Ayet, ilahi bilginin eksiksizliğini ve insan hafızasının sınırlılığını 'ba's', 'enbâ', 'ihsâ' ve 'şehâde' gibi temel kavramlar üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ba's (بعث) kelimesi, bir şeyi yerinden kaldırmak, uyandırmak ve göndermek anlamlarına gelir. Kur'an'da ise genellikle ölüleri diriltmek ve kıyamet günü hesap için yeniden ayağa kaldırmak manasında kullanılır. Bu ayetteki 'yeb'asuhum' ifadesi, Allah'ın ahirette tüm insanları yeniden hayata döndüreceğini ve onları hesap için bir araya getireceğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ba's (بعث) fiili, mecazi olarak 'uyandırmak' ve 'harekete geçirmek' anlamlarını taşır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretiyle ölü bedenlere yeniden ruh üfleyerek onları diriltmesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir diriliş değil, aynı zamanda hesap verme sorumluluğu için bir çağrıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ) kelimesi, büyük ve önemli haber anlamına gelir. 'Enbe'e' (أنبأ) fiili ise bu tür bir haberi vermek demektir. Ayetteki 'feyunebbiuhum', Allah'ın kıyamet gününde kullarına dünyada yaptıkları her şeyi, en ince ayrıntısına kadar bildireceğini, hiçbir şeyin gizli kalmayacağını ifade eder. Bu, ilahi adaletin tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nebe' (نبأ) kökü, 'bilgi vermek' ve 'haber ulaştırmak' anlamlarını içerir. Ayetteki 'feyunebbiuhum', Allah'ın kullarına amellerini hatırlatması ve onlara yaptıklarının sonuçlarını göstermesi anlamındadır. Bu, sadece bir bilgilendirme değil, aynı zamanda bir muhasebe ve yüzleşme eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), kasıtlı olarak yapılan her türlü fiil ve eylemdir. Ayetteki 'amilû' (عملوا) ifadesi, insanların dünyada bilinçli olarak gerçekleştirdikleri iyi veya kötü tüm işleri kapsar. Bu ameller, kıyamet gününde hesap konusu olacak ve karşılığı görülecektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Amel (عمل) kavramı, Kur'an'da sadece fiziksel eylemleri değil, aynı zamanda niyetleri ve kalpteki düşünceleri de içeren geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Ayetteki 'bima amilû', Allah'ın insanların sadece dışa vuran fiillerini değil, aynı zamanda bu fiillerin arkasındaki niyetlerini de bildiğini ve buna göre hesap soracağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İhsâ (إحصاء), bir şeyi tam olarak saymak, kaydetmek ve hiçbirini atlamamak anlamına gelir. Ayetteki 'ahsâhu' (أحصاه), Allah'ın kulların tüm amellerini, büyük küçük demeden, eksiksiz bir şekilde bildiğini ve kaydettiğini ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasâ (حصى) kelimesi, çakıl taşı saymak gibi küçük şeyleri bile sayma eylemini ifade eder. 'İhsâ' (إحصاء) ise bu sayma işlemini tam ve eksiksiz bir şekilde yapmaktır. Ayetteki 'ahsâhu Allah', Allah'ın insanların tüm amellerini, düşüncelerini ve niyetlerini en ince ayrıntısına kadar bildiğini ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İhsâ (إحصاء), bir şeyin miktarını ve niteliğini tam olarak bilmek ve kuşatmaktır. Ayetteki 'ahsâhu Allah', Allah'ın insanların amellerini sadece saymakla kalmayıp, aynı zamanda onların mahiyetini, sebeplerini ve sonuçlarını da tam olarak bildiğini gösterir. Bu, ilahi adaletin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisyân (نسيان), bir şeyi hafızadan çıkarmak, unutmak demektir. Ayetteki 'nesûhu' (نسوه), insanların dünyada işledikleri kötü amelleri veya hatta iyi amelleri zamanla unuttuklarını, hafızalarından sildiklerini ifade eder. Bu, Allah'ın her şeyi kaydetmesine karşın insan hafızasının sınırlılığını ve yanılgısını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nisyân (نسيان), bir şeyi hatırlayamama durumudur. Ayetteki 'nesûhu', insanların kendi amellerini unutmalarına rağmen, Allah'ın onları asla unutmadığını ve kıyamet günü hepsini ortaya çıkaracağını vurgular. Bu, insanlara amellerinin ciddiyetini hatırlatan bir uyarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehîd (شهيد), hazır ve nazır olan, her şeye tanık olan demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi gördüğünü, bildiğini ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını ifade eder. Ayetteki 'Allahü alâ külli şey'in şehîd', Allah'ın insanların tüm amellerine, niyetlerine ve hatta düşüncelerine şahit olduğunu, dolayısıyla hiçbir şeyin gözünden kaçmadığını kesin bir dille belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şehîd (شهيد) kelimesi, mecazi olarak 'bilen' ve 'haberdar olan' anlamlarına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sadece gözlemci olmadığını, aynı zamanda her şeyin iç yüzünü ve hakikatini tam olarak bildiğini gösterir. Bu, ilahi adaletin ve hesap gününün kaçınılmazlığını pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şehîd (شهيد) kavramı, Kur'an'da Allah'ın mutlak ilmini ve her şeye nüfuz eden kudretini ifade eder. Ayetteki 'şehîd', Allah'ın insanların unuttuğu amelleri dahi bildiğini ve bu bilginin hesap gününde delil olarak sunulacağını vurgular. Bu, insanlara sürekli bir sorumluluk bilinci aşılar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.