Elem tera ilâ-lleżîne nuhû ‘ani-nnecvâ śümme ye'ûdûne limâ nuhû ‘anhu ve yetenâcevne bil-iśmi vel'udvâni ve ma'siyeti-rrasûli ve-iżâ câûke hayyevke bimâ lem yuhayyike bihi(A)llâhu ve yekûlûne fî enfusihim levlâ yu'ażżibuna(A)llâhu bimâ nekûl(u)(c) hasbuhum cehennemu yaslevnehâ(s) febi/se-lmasîr(u)
Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde Allah'ın seni selamlamadığı selamla selamlıyorlar. İçlerinden de, "Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!" diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Ne kötü varış yeridir orası!
Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Kendi içlerinden de "bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası!
Bu ayet, yasaklanmış gizli konuşmaları (necvâ) ve bu konuşmaların içeriğini (ism, udvân, ma'siyet) ele almaktadır. Ayet, bu tür davranışlarda bulunanların ikiyüzlülüğünü ve akıbetlerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necvâ, bir sırrı başkalarından gizleyerek konuşmaktır. Ayetteki kullanımı, yasaklanmış, kötü niyetli ve başkalarına zarar verme amacı güden gizli toplantıları ifade eder. Bu, sadece fısıltı değil, aynı zamanda gizli planlama ve komplo anlamını da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necvâ, bir topluluğun kendi aralarında gizlice konuşmasıdır. Ayetteki 'nuhû anin-necvâ' ifadesi, onlara gizli konuşmaktan men edildiklerini, yani başkalarının duymasını istemedikleri, şüpheli ve kötü niyetli konuşmalardan uzak durmalarının emredildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Necvâ kelimesi, Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla kullanılır. Gizli konuşmaların genellikle kötü niyetli, komplo kurma veya başkalarına zarar verme amacı taşıdığına işaret eder. Bu ayette de, yasaklanmış bir eylem olarak, günah ve düşmanlık içeren gizli planları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Avd (عود), bir şeyin başlangıç noktasına geri dönmesidir. Ayetteki 'ya'ûdûne limâ nuhû anhü' ifadesi, men edildikleri şeye tekrar geri döndüklerini, yani yasağa rağmen aynı kötü fiili işlemeye devam ettiklerini vurgular. Bu, kasıtlı bir itaatsizliği ve ısrarı gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Avd, bir durumdan başka bir duruma geçişi veya bir fiilin tekrarını ifade eder. Burada, yasaklanmış bir eylemi terk ettikten sonra ona yeniden dönme anlamındadır. Bu, onların yasağa karşı gelme konusundaki kararlılıklarını ve inatlarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsm (إثم), insanı cennetten uzaklaştıran her türlü fiildir. Ayetteki 'yetecâvne bil-ismi' ifadesi, gizli konuşmalarının içeriğinin günah olduğunu, yani Allah'ın hoşnut olmadığı, haram olan şeyleri konuştuklarını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İsm, Allah'ın emrine muhalefet etmek ve O'nun sınırlarını aşmaktır. Bu ayette, gizli konuşmaların günahla ilişkilendirilmesi, bu konuşmaların sadece gizli olmakla kalmayıp, aynı zamanda ahlaki ve dini açıdan da yanlış olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Udvân (عدوان), haddi aşmak ve başkalarına zulmetmektir. Ayetteki 'bil-ismi vel-udvâni' ifadesi, gizli konuşmaların günahın yanı sıra düşmanlık ve saldırganlık içerdiğini, yani başkalarına zarar verme veya onlara karşı komplo kurma amacını taşıdığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Udvân, bir şeyi aşmak ve sınırı geçmektir. Burada, başkalarına karşı haksız yere düşmanlık besleme ve onlara zarar verme niyetini ifade eder. Bu, gizli konuşmaların sadece kişisel günahlarla sınırlı kalmayıp, toplumsal zarara yol açan eylemleri de kapsadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ma'siyet (معصية), emre karşı gelmek ve itaatsizlik etmektir. Ayetteki 'ma'siyetir-rasûl' ifadesi, gizli konuşmaların Peygambere karşı gelme, onun emirlerine uymama ve ona itaatsizlik etme amacı taşıdığını açıkça belirtir. Bu, dini otoriteye karşı bir başkaldırıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ma'siyet, Allah'ın veya peygamberinin emirlerine bilerek ve isteyerek karşı gelmektir. Bu ayette, Peygambere karşı gelme eylemi, gizli konuşmaların temel motivasyonlarından biri olarak sunulur. Bu, sadece bir günah değil, aynı zamanda dini liderliğe karşı bir meydan okumadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasb (حسب), bir şeyin yeterli olmasıdır. Ayetteki 'hasbuhum cehennemu' ifadesi, Cehennem'in onlara ceza olarak yeterli olacağını, başka bir şeye ihtiyaç duyulmayacak kadar büyük bir karşılık olduğunu vurgular. Bu, tehdidin ciddiyetini ve kesinliğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hasb, bir şeyin bir başkası için kâfi gelmesidir. Burada, Cehennem'in bu kişilerin işledikleri günahlar ve itaatsizlikler için yeterli bir karşılık olduğunu ifade eder. Bu, ilahi adaletin tecellisini ve cezanın kaçınılmazlığını belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.