Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ tenâceytum felâ tetenâcev bil-iśmi vel'udvâni ve ma'siyeti-rrasûli ve tenâcev bilbirri ve-ttakvâ(s) vettekû(A)llâhe-lleżî ileyhi tuhşerûn(e)
Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
Bu ayet, müminlere gizli konuşmalarında uymaları gereken ahlaki ilkeleri öğretmektedir. Özellikle 'tenâcî' fiili etrafında şekillenen ayet, gizli konuşmanın içeriğini 'günah', 'düşmanlık' ve 'Peygambere isyan'dan uzak tutarak, 'iyilik' ve 'takva'ya yönlendirmeyi emretmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necvâ (نجوى) kelimesi, bir kimsenin diğerine gizlice konuşmasıdır. 'Tenâcî' ise karşılıklı olarak gizlice konuşmaktır. Ayetteki 'tenâceytüm' ifadesi, müminlerin kendi aralarında yaptıkları gizli konuşmaların mahiyetini belirlemektedir; bu konuşmaların olumsuz içeriklerden arındırılması gerektiği vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Necvâ, bir topluluğun gizlice konuşmasıdır. Ayetteki 'tenâceytüm' fiili, müminlerin birbirleriyle fısıldaşmalarını ifade eder ve bu fısıldaşmaların içeriğinin ne olması gerektiğini açıklamak için kullanılmıştır. Olumsuz fiillerden kaçınılması gerektiği belirtilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Necvâ, Kur'an'da genellikle 'gizli konuşma' veya 'sırdaşma' anlamında kullanılır. Bu ayette 'tenâcî' fiili, müminlerin kendi aralarındaki özel iletişim biçimini ifade eder ve bu iletişimin ahlaki bir çerçeveye oturtulması gerektiğini vurgular. Gizli konuşmanın, toplumsal düzen ve ahlak açısından taşıdığı öneme işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsm (إثم), insanı hayırdan alıkoyan her türlü fiildir. Ayette 'bil-ismi' ifadesi, gizli konuşmaların günah içeren, Allah'ın ve Resulü'nün yasakladığı şeylerle ilgili olmaması gerektiğini belirtir. Bu, müminlerin konuşmalarında dahi ahlaki sınırlara riayet etmelerinin önemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İsm, Allah'a isyan ve O'nun emirlerine muhalefet etmektir. Ayetteki 'el-ism' kelimesi, müminlerin gizli konuşmalarında günah işlemeye yönelik planlar yapmaktan veya günahı teşvik etmekten kaçınmaları gerektiğini ifade eder. Bu, sadece açık eylemlerde değil, niyet ve konuşmalarda da takvanın gerekliliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Udvân (عدوان), haddi aşmak ve zulmetmektir. Ayette 'bil-udvân' ifadesi, müminlerin gizli konuşmalarında başkalarına karşı düşmanlık beslemeyi, haksızlık yapmayı veya haddi aşan eylemleri planlamayı yasaklar. Bu, toplumsal barış ve adaletin korunması için önemli bir ilkedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Udvân, bir şeyin sınırını aşmaktır. Ayetteki 'el-udvân' kelimesi, müminlerin gizli konuşmalarında başkalarına zarar verme, onlara karşı düşmanca tavırlar sergileme veya haklarını çiğneme gibi davranışlardan uzak durmaları gerektiğini belirtir. Bu, müminler arası ilişkilerde karşılıklı saygı ve adaletin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Birr (بر), hayır ve iyilikte genişliktir. Ayette 'bil-birr' ifadesi, müminlerin gizli konuşmalarının iyilik, hayır ve Allah'a itaat içeren konular üzerine olması gerektiğini emreder. Bu, müminlerin sadece kötülükten kaçınmakla kalmayıp, aktif olarak iyiliği teşvik etmeleri gerektiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Birr, Kur'an'da hem Allah'a karşı kulluk görevlerini yerine getirme hem de insanlara karşı iyilik yapma anlamlarını kapsar. Bu ayette 'birr' kelimesi, müminlerin gizli konuşmalarında hem Allah'ın rızasını kazanacak amelleri hem de topluma faydalı olacak işleri müzakere etmeleri gerektiğini ifade eder. Bu, müminlerin hayatlarının her alanında iyiliği hedeflemelerinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takvâ (تقوى), nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriat dilinde ise nefsi günahlardan korumak demektir. Ayette 've't-takvâ' ifadesi, müminlerin gizli konuşmalarında Allah'ın azabından sakınmayı, O'nun emirlerine uygun hareket etmeyi ve yasaklarından uzak durmayı hedeflemeleri gerektiğini belirtir. Bu, müminlerin her an Allah'ın gözetiminde oldukları bilinciyle hareket etmelerinin bir yansımasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takvâ, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'Allah'tan korkma', 'sakınma' ve 'sorumluluk bilinci' gibi anlamları içerir. Bu ayette 'takvâ' kelimesi, müminlerin gizli konuşmalarında dahi Allah'a karşı sorumluluklarını unutmamaları, O'nun rızasına uygun davranmaları gerektiğini vurgular. Bu, müminlerin içsel dünyalarında da ilahi emirlere bağlı kalmalarının önemini gösterir.
Mücâdele Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Gerek bu âyetten gerekse konuya temas eden diğer âyet ve hadislerden anlaşıldığına göre gizli konuşma ve görüşmeler, özünde mutlak olarak yasaklanmış değildir. Yasaklama, daha çok konuşulan konuların günah, düşmanlık ve isyana yönelik olması yahut bu tür gizli konuşmaların çevrede bulunan kişilerde şüphe, huzursuzluk ve tedirginlik doğurması sebebine bağlanmıştır. Nitekim bu âyette ve Nisâ sûresinin 114. âyetinde, konuşmanın iyilik ve hayır amacı taşıması hâlinde günah sayılmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Aynı doğrultuda Resûlullah’ın “Üç kişi olduğunuzda iki kişi üçüncüden ayrı olarak fısıldaşmasın; çünkü bu onu üzer” (İbn Mâce, “Edeb”, 50) buyruğu da gizli konuşmaların yasaklanmasının, başkaları üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek durumlarla ilgili olduğunu göstermektedir.
Âyette geçen “günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelme hususunda fısıldaşmak” ifadesi ise, zaten müminlere yakışmayan bir davranış olduğu için çoğu müfessir tarafından münafıkların tutumuna işaret olarak yorumlanmıştır. Buna karşılık “iyilik ve takvâ hakkında konuşun” buyruğunun, müminlere doğru davranış biçimini öğretmeye yönelik olduğu ifade edilmiştir. Bu yorum, “Ey iman edenler!” hitabının samimi müminlere yöneldiği anlayışına dayanır. Bununla birlikte bazı müfessirler, dış görünüşte iman etmiş sayıldıkları için müminler arasında kabul edilen münafıkların da bu hitabın muhatabı olabileceğini belirtmişlerdir. (Ku’ân Yolu, 5/572)
Âyetin sonunda yer alan “Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının” uyarısı, müminleri yalnızca belirli fiillerden değil, onları doğuran bütün yönelişlerden sakındıran kapsamlı bir hatırlatmadır. Bu ifade, insanı hem dünyada hem de âhirette ilâhî gazaba sürükleyebilecek günah ve düşmanlıktan uzak durmayı emrettiği gibi, özellikle Rasûlullah’a muhalefete götüren tutumların da terk edilmesini gerekli kılar. Böylece Kur’ân yalnızca açık fiilleri değil, bu fiillerin kaynağını oluşturan sebepleri de yasaklayarak müminlerin hayatını daha başlangıç noktasından itibaren koruma altına alır.
“İyilik ve takvâ hakkında konuşun” buyruğu ise müminlerin gizli konuşmalarının hangi istikamete yönelmesi gerektiğini belirtir. Buna göre müminlerin aralarındaki konuşmalar hayır ve takvâ çerçevesinde olmalı; Allah yolunda fedakârlık, nefsin tezkiyesi ve ilâhî emirlere yönelik gibi konuları içermelidir. Sehl et-Tüsterî âyeti Allah’ı zikretmek, Kur’ân tilâvet etmek, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gibi amellerle açıklamış ve böylece müminlerin sözlerinin kalbi ihya eden bir içerik taşıması gerektiğini belirtmiştir. (Tüsterî, Tefsîr, 564)
Bu yönüyle âyet, yalnız zahirî konuşmaların değil, kalpte doğan iç yönelişlerin terbiyesine de dikkat çekmektedir. Zira kalp, ilâhî vâridlerin ve nefsânî hâtırların karşılaştığı bir mahaldir. Nefse yönelen hâtırlar insanı günaha ve düşmanlığa sürüklerken, Hak’tan gelen vâridler kalbi hayra ve takvâya yöneltir. Bu sebeple sâlik için esas olan, kalpte doğan yönelişleri murâkabe ederek onları zikir ve ibadetle Hak tarafına çevirmektir. Kalbin zikirle meşgul olması, Kur’ân ile ünsiyet kurması ve hayrı yaymaya yönelmesi bu iç terbiyenin en belirgin tezahürleridir.
Bu sebeple sâlik, konuşurken kendisini işitenin kim olduğunu unutmamalı ve sözlerinde ihtiyatlı davranmalıdır. Zira insan söylediği sözlerden sorumludur ve nihayetinde kendi sözleriyle yüzleşecektir; kıyamet gününde amellerin kayde
dildiği kitap önüne konulduğunda kişi söylediklerinin kendisine okunmasıyla karşılaşacaktır.
Tasavvuf yolunda ilerleyen mürid için bu âyet aynı zamanda sohbet adabına da işaret etmektedir. Buna göre sâlik, şeyhinin meclisinde bulunduğunda ona gelen mârifetleri kendi aklî düşünceleriyle ölçmeye kalkışmamalı, bu sebeple şüpheye düşmemelidir. Aynı şekilde yol arkadaşlarına karşı kıskançlık beslemekten, onların manevî hâllerini veya mürşidinin nezdindeki yerlerini çekememekten sakınmalı; şeyhinin verdiği emirler konusunda da itaatten ayrılmamalıdır.
Sâlik yalnız kaldığı zamanlarda da dikkatli olmalıdır. Çünkü bu durumda nefis, şeytanın telkinlerine daha açık hâle gelebilir. Bu telkinler bazen zât ve sıfat hakkında şüpheler doğurur, bazen de insanın kemale ulaştığı ve artık terbiyeye ihtiyaç duymadığı düşüncesini telkin eder. Bundan dolayı mürid, bu tür düşüncelerle meşgul olmak yerine zikirle kalbini muhafaza etmeli ve tümüyle Hakk’a yönelmelidir. (Dâye, Te’vîlât-ı Necmiyye, 6/108-109)
Âyet 10