Kemeśeli-lleżîne min kablihim karîbâ(en)(s) żâkû vebâle emrihim velehum ‘ażâbun elîm(un)
Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin (Mekkeli müşriklerin) durumu gibidir. Onlar (Bedir'de) yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara (Ahirette de) elem dolu bir azap vardır.
(Bu yahudilerin durumu) kendilerinden az önce, işlerinin günahını tatmış olan, ahirette de kendileri için acı bir azab bulunan kimselerin (Bedir'de cezalarını bulan putperestlerin) durumu gibidir.
Bu ayet, geçmiş kavimlerin akıbetini örnek göstererek, Allah'ın emirlerine karşı gelenlerin karşılaşacağı cezayı tasvir etmektedir. Özellikle 'tatmak' ve 'vebal' kavramları üzerinden, yapılan amellerin sonuçlarının kaçınılmazlığını ve acı vericiliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ذوق' (zevk) kelimesinin aslen bir şeyi dil ile tecrübe etmek anlamına geldiğini, ancak mecazi olarak bir şeyin sonucunu, etkisini hissetmek, tecrübe etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ذَاقُوا۟ وَبَالَ أَمْرِهِمْ' ifadesi, onların işlerinin kötü akıbetini bizzat yaşadıklarını, acısını tattıklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ذَاقُوا۟' fiilinin burada mecazi bir kullanımla, 'karşılaştılar, buldular' anlamında olduğunu ifade eder. Yani, işlerinin kötü sonucunu bizzat tecrübe ettiklerini, onunla yüzleştiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zevk' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel tatma değil, aynı zamanda bir şeyin sonucunu, etkisini deneyimleme anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin günahlarının acı sonuçlarını 'tatma'sını, yani tecrübe etmesini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'وبال' kelimesinin 'ağır ve kötü akıbet, ceza' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَبَالَ أَمْرِهِمْ' ifadesi, onların işlerinin kötü ve ağır sonucunu, cezasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'وبال' kelimesinin aslen 'ağır yağmur' anlamına geldiğini, ancak mecazi olarak 'ağır ve kötü sonuç, ceza' için kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, geçmiş kavimlerin isyanlarının getirdiği ağır ve yıkıcı sonuçları ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'وبال' kelimesinin 'şiddetli ve kötü akıbet, zarar' anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki kullanımı, onların işlerinin kendilerine getirdiği felaket ve cezayı anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أمر' kelimesinin hem 'emir, buyruk' hem de 'iş, durum, hal' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'أَمْرِهِمْ' ifadesi, onların kendi yaptıkları işleri, eylemleri ve bu eylemlerin kötü sonuçlarını kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'أمر' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda 'iş, durum, hal, şan' gibi anlamlarda kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'أَمْرِهِمْ', geçmiş kavimlerin genel durumlarını, yaptıkları eylemleri ve bu eylemlerin akıbetini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عذاب' kelimesinin aslen 'bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak' anlamına geldiğini, ancak mecazi olarak 'acı veren ceza' için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'عَذَابٌ أَلِيمٌ' ifadesi, geçmiş kavimlere ve benzer şekilde davrananlara verilecek olan şiddetli ve acı verici cezayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عذاب' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'ceza, işkence' anlamında kullanıldığını ve bu ayette de aynı anlamı taşıdığını ifade eder. Geçmiş kavimlerin isyanları nedeniyle karşılaştıkları cezayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أليم' kelimesinin 'elem veren, acı veren' anlamına geldiğini ve 'عذاب' kelimesini niteleyerek azabın şiddetini ve acı vericiliğini pekiştirdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cezanın sadece bir ceza olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok şiddetli ve elem verici olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أليم' kelimesinin 'elem' kökünden türediğini ve 'çok acı veren' anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette 'عذاب' kelimesinin sıfatı olarak gelerek, azabın niteliğini, yani onun şiddetli ve dayanılmaz bir acı olduğunu belirtir.
Haşr Sûresi
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ {الحشر/16}