İçeriğe atla
Haşr 17Cüz 28 · Sayfa 548

Haşr Sûresi 17. Âyet

الحشر

Sohbete sor

Fekâne ‘âkibetehumâ ennehumâ fî-nnâri ḣâlideyni fîhâ(c) ve żâlike cezâu-zzâlimîn(e)

Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur.

Haşr Sûresi

Nefsi emmarenin hayal ve vehimi ile nefsine zulmedenlerin karşılığı nefsin Hakk’tan ayrılık ateşinin azabıdır. (M.D.) Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.

Vaktâki ayak koydu, hendeğe düştü, o kahkaha ile gülmeye dudak açtı.

Vaktâki insan şeytanın hilesine aldanıp küfür ve inkâr tarafına ayak bastı, şekâvet hendeğine ve çukuruna düştü, o Benî-Âdem’in düşmanı olan mel’ûn kahkaha ile gülmeye dudak açtı ve sevincinden dudakları kulaklarına varacak derecede gülmeden bayıldı. Nitekim sûre-i Yâsîn’de (Yâsîn, 36/60) “Ey Âdem Oğullan! Şeytana itâat etmeyin, zîrâ o sizin apaçık düşmanmızdır!” buyurulur.

“Hey! Gel, ben senden tamalar tatarım!" Ona der: "Git” Git ki senden bizarım." Küfür yüzünden dünyevî ve uhrevî azâb-ı İlâhîye giriftâr olan insan şeytana hitâben der ki: “Hey! Gel, ben bu belâdan kurtulmak için senden tama’lar ve ümîdler tutanm. Zîrâ sen bana yardımlar va’detmiş idin!" Şeytan ona cevâben der ki: “Git, git! Zîrâ ben senden bîzânm!"

"Sen Kirdigâr'ın adlinden korkmadın. Ben korkarım, ilenden iki elini kaldır!"

“Sen fail-i mutlak olan Hakkin adlinden ve ameline mukabil vereceği cezâdan korkmadın. Ben korkarım. Bu hâl içinde benden el çek!” Hak buyurdu ki: "Muhakkak o iyilikten cüda oldu. Sen dahi bu tezvirler de ne vakii kurtulursun?" Bu beyt-i şerîfte yukanda zikr olunan sûre-i Haşr’deki âyet-i kerîmenin mâba’di olan (Haşr, 59/17) ya’nî “O şeytan ve insanın âkıbetleri ebedî ateşte olmaktır; ve zulm edenlerin cezâsı budur” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Bu beyit ile aşağıdaki beyitler bu âyet-i kerîmenin tefsiridir. Ya’nî Hak Teâlâ buyurdu ki: “O insan hidâyet yolunun rehberleri olan peygamberleri bırakıp senin hîlene aldanarak iyilikten ayrıldı. Ey şeytan! Sen dahi bu tezvîrler ve yalanlar ile ne vakit azabdan kurtulursun?” Hesab gününde fail ve mefûl kara yüzlüdürler ve sengsârın harîfidirler.

“Sengsâr", “taşlamak ve recm etmek cezâsı" ma’nâsınadır. “Harîf’, san’atları ve işleri bir olan arkadaş demektir. Ya’nî, hesab günü olan kıyâmette fail ya’nî dalâlet husûsunda müessir olan şeytan ve mefûl ya’nî emr-i dalâlette şeytanın te’sîrini kabûl eden insan kara yüzlülerdir; ve taşlanmak cezâsının harîfi ve müstehakkıdırlar. Ba’zı nüshalarda “harîf’ ile “sengsâr” arasında vâv-ı âtıfe vardır. Bu sûrette ma’nâ “fail ve mefûl kıyâmette kara yüzlüdürler ve arkadaştırlar ve mercûmdurlar, ya’nî taşlanırlar” demek olur.

Yolu vurulmuş ve yol vurucu hükümde ve adlde uzaklık kapısında ve kötü döşektedirler.

“Uzaklık kapısı”ndan murâd, cehennemdir. Zîrâ “cehennem”, “derin kuyu” ma’nâsına olan “cehnâm”dan müştaktır. “Mihâd”, döşek; “bi’se’l-mihâd”, “fenâ döşek” demek olur. Ya'nî, yolu vurulmuş ve dalâlete düşürülmüş olan insan ve yol vurucu ve ıdlâl edici olan şeytan, Hakk’ın hükmünde ve adlinde Zât-ı Hak’tan uzaklık kuyusunda ve kötü döşekte ve mahaldedir.

Ahmağa ve onu aldatan güla halâstan ve necâttan sahr etmek gerektir.

“Şigîften”, “sabr etmek” demektir. Ya’nî, dünyânın fani hayâtını kâfi görüp şeytanın iğvâsına aldanan ahmak insana ve o ahmağı aldatıp yolunu şaşırtan gülyabânî mesâbesindeki şeytana azâb-ı İlâhiden kurtulmaktan ve necâttan ümid kesip sabr etmek gerektir.[78]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)