Velâ tekûnû kelleżîne nesû(A)llâhe fe-ensâhum enfusehum(c) ulâ-ike humu-lfâsikûn(e)
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.
Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir.
Bu ayet, Allah'ı unutanların ve bu unutuşun bir sonucu olarak kendi benliklerini de unutanların durumunu ele almaktadır. Ayet, bu tür kişilerin 'fâsık' olarak nitelendirildiğini vurgulayarak, ilahi emirlerden sapmanın ve benlik bilincini kaybetmenin tehlikelerine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nesyan (unutmak), bir şeyi zihinden çıkarmak, hatırlayamamak veya bilerek terk etmektir. Ayetteki 'nesu'l-lâhe' ifadesi, Allah'ın emirlerini ve O'na karşı sorumluluklarını ihmal etme, göz ardı etme anlamındadır, sadece zihinden çıkması değil, aynı zamanda kasıtlı bir terk edişi de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'nesu' kelimesi, mecazi olarak Allah'ın haklarını ve emirlerini terk etmek, onlara uymamak anlamındadır. Allah'ı unutmaları, O'nun varlığını veya kudretini inkar etmekten ziyade, O'nun koyduğu sınırları ve yükümlülükleri göz ardı etmeleridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Bu fiil, Allah'ın bir ceza olarak onların kendi nefislerini, yani kendi menfaatlerini, ahiretlerini ve kendileri için hayırlı olanı unutturmasıdır. Bu, onların dünyevi arzulara dalıp ahireti ihmal etmeleri sonucunda kendi gerçek kimliklerini ve amaçlarını kaybetmeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre, 'Allah'ın unutturması' kavramı, Allah'ın bir ceza olarak kişiyi kendi özünden, kendi 'nefs'inden uzaklaştırmasıdır. Bu, kişinin kendi varoluşsal amacını, sorumluluklarını ve ahiretteki akıbetini idrak edemez hale gelmesi durumudur. Allah'ı unutanlar, kendi benliklerini de unutarak manevi bir körlüğe düşerler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (çoğulu enfüs), bir şeyin kendisi, özü, ruhu ve bazen de bedeni anlamına gelir. Ayetteki 'enfusehum' ifadesi, onların kendi benliklerini, yani kendi menfaatlerini, ahiretlerini, kendileri için hayırlı olanı ve Allah'a karşı sorumluluklarını unutmaları anlamındadır. Bu, kişinin kendi gerçek kimliğini ve amacını kaybetmesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs, insanın hakikati, ruhu ve bazen de bedeniyle birlikte kullanılan bir kavramdır. Ayetteki bağlamda, 'enfusehum' onların kendi akıbetlerini, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğunu idrak etme yeteneklerini kaybetmelerini ifade eder. Allah'ı unutanlar, kendi benliklerinin kurtuluşunu da unutmuş olurlar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fısk, bir şeyin sınırından dışarı çıkması demektir. Dinde ise, Allah'ın emrinden çıkmak, itaatsizlik etmek ve günah işlemek anlamında kullanılır. Ayetteki 'fâsıkûn' ifadesi, Allah'ı unutup kendi benliklerini de unutanların, ilahi sınırlardan ve doğru yoldan sapmış kişiler olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fısk, huruç (çıkmak) ve inhiraf (sapmak) anlamlarına gelir. Şer'i anlamda ise, Allah'ın emrinden çıkmak, O'na isyan etmek ve günah işlemek demektir. Ayetteki 'fâsıkûn', Allah'ın emirlerini terk ederek, O'nun koyduğu sınırların dışına çıkan ve bu nedenle kendi benliklerini de kaybeden kimseleri tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, fısk kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a itaatten sapma, doğru yoldan ayrılma ve günah işleme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'fâsıkûn' tanımı, Allah'ı ve dolayısıyla kendi benliklerini unutanların, ilahi düzenden tamamen koptuklarını ve bu kopuşun bir sonucu olarak yoldan çıktıklarını vurgular.
Haşr Sûresi
59.19 - Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
59.19 - Ve onlar gibi olmayın ki Allahı unutmuşlardır da Allah da onlara kendilerini unutturmuştur, onlardır ki hep fasıklardır.
Ömer Nasuhi Bilmen Meali:
59.19 - Ve o kimseler gibi olmayınız ki, Allah'ı unuttular da artık (Allah) Onlara kendi nefislerini de unutturdu, işte fâsık olanlar onlardır.
İZAH: Âyet adeta “Allah onlardan razı, Onlar da Allah’tan razı” âyetinin zıddıdır.
Allah’ı unuttular ve de Allah onları unutmuyor, unutturuyor farkıyla. Çünkü “Unutma” fiili insanlara aittir.
Fasıklık burada unutma fiilinin sonucunda ortaya çıkar. Kötü işler yapanlar Allah’ı unuturlar. Ve ne acı sondur… Hatırlama ise kuvve olan Allah bilgisinin açığa çıkmasıdır. Ömrümüzün sonuna kadar bu hazine ile birlikteyiz…
Salik tecrübe ederek şunu öğrenir; Tevhid bilgileri hemen unutan bilgilerdir. Günlük hayatımızda gördüğümüz şeyleri unutmayız. Beş duyu o öğrenmeye eşlik eder. Duygu yönünden bilgiyle bağlantı kurarız. Hafızada saklanır.
Oysa nefsimiz görünmez. Ona dair bilgileri el yordamı ile görmeksizin biliriz. Sürekli tekrar gerekir. Tekrarın en güzeli yazmaktır. Yazmak kendini, içini görmek gibidir. “Öğren- yaz- tecrübe et” kuraldır. Sadece dinlemek keyif verir. Yolda olma ve seyretme zannını verir. Gözünü açtığında irtibat kaybolmuştur. Yola tekrar çıkmak için yine dinlemek gerektir. Süreklilik yoktur.
Hayatı ilim alma ve yaşama diye bölümlere ayırırsak parçalı yaşarız. Yorumlarımızda bütünlük olmaz.
Oysa “Cemali zahir olsa tiz celali yakalar anı. Görürsün bir gül açılsa yanında har peyda olur.'' (Niyazi Mısri) şeklinde yaşanmalıdır. Her daim O’nunla, O’nda, O’na olmalıdır.
Bütün nefis mertebelerine hatırlatmadır. N.N.[81] “İz- -T-B- ”
لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ {الحشر/20}
(57/20) “Lâ yestevî ashâbu-nnâri ve ashâbu-lcenne(ti) ashâbu-lcenneti humu-lfâ-izûn(e)”
(57/20) Bir değildir cehennem ehli ve cennet ehli; cennet ehlidir kurtulup üst olanların, kutluluğa erip muratlarını bulanların ta kendileri.
Cehennem ehli cemali esmâların lütüfları içinde ve cehennem ehli celali esmâların gazabı içinde olduklarından bir değildirler. (M.D.)
لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ {الحشر/21}
(57/21) “Lev enzelnâ hâzâ-lkur-âne ‘alâ cebelin leraeytehu hâşi’an mutesaddi’an min ḣaşyeti(A)llâh(i) ve tilke-l-emsâlu nadribuhâ linnâsi le’allehum yetefekkerûn(e)”
(57/21) Eğer biz bu Kûr’ân’ı bir dağın üzerine indirseydik, elbette onu (o dağı), Allah haşyetinden (korkusundan) baş eğmiş, parçalanmış görürdüm.