İçeriğe atla
Haşr 19Cüz 28 · Sayfa 548

Haşr Sûresi 19. Âyet

الحشر

Sohbete sor

Velâ tekûnû kelleżîne nesû(A)llâhe fe-ensâhum enfusehum(c) ulâ-ike humu-lfâsikûn(e)

Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.

Haşr Sûresi

59.19 - Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

59.19 - Ve onlar gibi olmayın ki Allahı unutmuşlardır da Allah da onlara kendilerini unutturmuştur, onlardır ki hep fasıklardır.

Ömer Nasuhi Bilmen Meali:

59.19 - Ve o kimseler gibi olmayınız ki, Allah'ı unuttular da artık (Allah) Onlara kendi nefislerini de unutturdu, işte fâsık olanlar onlardır.


İZAH: Âyet adeta “Allah onlardan razı, Onlar da Allah’tan razı” âyetinin zıddıdır.

Allah’ı unuttular ve de Allah onları unutmuyor, unutturuyor farkıyla. Çünkü “Unutma” fiili insanlara aittir.

Fasıklık burada unutma fiilinin sonucunda ortaya çıkar. Kötü işler yapanlar Allah’ı unuturlar. Ve ne acı sondur… Hatırlama ise kuvve olan Allah bilgisinin açığa çıkmasıdır. Ömrümüzün sonuna kadar bu hazine ile birlikteyiz…

Salik tecrübe ederek şunu öğrenir; Tevhid bilgileri hemen unutan bilgilerdir. Günlük hayatımızda gördüğümüz şeyleri unutmayız. Beş duyu o öğrenmeye eşlik eder. Duygu yönünden bilgiyle bağlantı kurarız. Hafızada saklanır.

Oysa nefsimiz görünmez. Ona dair bilgileri el yordamı ile görmeksizin biliriz. Sürekli tekrar gerekir. Tekrarın en güzeli yazmaktır. Yazmak kendini, içini görmek gibidir. “Öğren- yaz- tecrübe et” kuraldır. Sadece dinlemek keyif verir. Yolda olma ve seyretme zannını verir. Gözünü açtığında irtibat kaybolmuştur. Yola tekrar çıkmak için yine dinlemek gerektir. Süreklilik yoktur.

Hayatı ilim alma ve yaşama diye bölümlere ayırırsak parçalı yaşarız. Yorumlarımızda bütünlük olmaz.

Oysa “Cemali zahir olsa tiz celali yakalar anı. Görürsün bir gül açılsa yanında har peyda olur.'' (Niyazi Mısri) şeklinde yaşanmalıdır. Her daim O’nunla, O’nda, O’na olmalıdır.

Bütün nefis mertebelerine hatırlatmadır. N.N.[81] “İz- -T-B- ”


لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ {الحشر/20}

(57/20) “Lâ yestevî ashâbu-nnâri ve ashâbu-lcenne(ti) ashâbu-lcenneti humu-lfâ-izûn(e)”

(57/20) Bir değildir cehennem ehli ve cennet ehli; cennet ehlidir kurtulup üst olanların, kutluluğa erip muratlarını bulanların ta kendileri.


Cehennem ehli cemali esmâların lütüfları içinde ve cehennem ehli celali esmâların gazabı içinde olduklarından bir değildirler. (M.D.)


لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ {الحشر/21}

(57/21) “Lev enzelnâ hâzâ-lkur-âne ‘alâ cebelin leraeytehu hâşi’an mutesaddi’an min ḣaşyeti(A)llâh(i) ve tilke-l-emsâlu nadribuhâ linnâsi le’allehum yetefekkerûn(e)”

(57/21) Eğer biz bu Kûr’ân’ı bir dağın üzerine indirseydik, elbette onu (o dağı), Allah haşyetinden (korkusundan) baş eğmiş, parçalanmış görürdüm.  

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)