Lâ yestevî ashâbu-nnâri ve ashâbu-lcenne(ti)(c) ashâbu-lcenneti humu-lfâ-izûn(e)
Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir.
Haşr Suresi'nin 20. ayeti, cennetlikler ile cehennemlikler arasındaki temel farkı ve cennetliklerin nihai kurtuluşunu vurgulamaktadır. Ayet, 'istiva' (eşit olmama), 'ashab' (sahipler/ehiller) ve 'faizun' (kurtuluşa erenler) kavramları üzerinden bu ayrımı dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâ' (سَوَاء) kelimesinin 'eşitlik' ve 'denklik' anlamına geldiğini belirtir. 'İstivâ' fiili ise bir şeyin diğerine denk olmaması, aynı seviyede bulunmaması durumunu ifade eder. Ayetteki 'lâ yestevî' ifadesi, cennet ehli ile cehennem ehlinin akıbet ve mertebe bakımından asla bir olamayacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'istivâ'nın bir şeyin diğerine nispetle aynı seviyede bulunması veya aynı hükme tabi olması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki olumsuz kullanımı, bu iki grubun (cennetlikler ve cehennemlikler) ne dünyadaki amelleri ne de ahiretteki karşılıkları açısından bir tutulamayacağını, aralarında mutlak bir fark olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ashâb' kelimesinin 'sahip olanlar', 'birlikte bulunanlar' veya 'bir şeye mensup olanlar' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ashâbu'n-nâr' ve 'ashâbu'l-cennet' ifadeleri, cehenneme ve cennete layık görülen, oranın ehli olan kimseleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ashâb' kelimesinin mecazi olarak bir şeyin 'ehli' veya 'sakinleri' anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu kelime, cehennemin ve cennetin daimi sakinleri ve oraya ait olan kimseleri işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ashâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir gruba, bir yere veya bir duruma aidiyeti ifade ettiğini belirtir. 'Ashâbu'n-nâr' ve 'Ashâbu'l-cennet' terimleri, ahiretteki nihai kaderleri belirlenmiş olan iki zıt grubu tanımlar ve onların bu kaderle olan sıkı bağlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr' kelimesinin 'ateş' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ahiretteki azap yurdu olan cehennemi ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'en-nâr', cennetin zıddı olarak, günahkarların cezalandırılacağı yeri simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nâr' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının sadece maddi ateşi değil, aynı zamanda manevi bir azabı ve ceza mekanını da kapsadığını vurgular. Ayetteki 'en-nâr', Allah'ın emirlerine karşı gelenlerin karşılaşacağı nihai kötü akıbeti temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennet' kelimesinin kök anlamının 'örtmek', 'gizlemek' olduğunu ve bu nedenle ağaçlarla örtülü, gizli bahçelere 'cennet' dendiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, müminlerin ahiretteki ebedi ikametgahı olan mükafat yurdunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cennet'in ağaçları ve bitkileriyle yeri örten, gizleyen bahçe anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'el-cennet', Allah'ın rızasını kazananların gireceği, her türlü nimetin bulunduğu, gözlerden gizli güzelliklere sahip olan ebedi yurdu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fevz' (فَوْز) kelimesinin 'kurtuluş', 'zafer' ve 'istenen şeye ulaşma' anlamına geldiğini belirtir. 'Fâizûn' ise bu kurtuluşa ve başarıya ulaşan kimselerdir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin ahiretteki en büyük başarıyı, yani Allah'ın rızasını ve cenneti kazanmış olmalarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'fevz'in korkulan şeyden kurtulup istenen şeye ulaşmak olduğunu ifade eder. 'Fâizûn' kelimesi, cennet ehlinin cehennem azabından kurtulup ebedi saadete ermiş olmalarını, yani gerçek anlamda kazananlar olduklarını açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fevz' kavramının Kur'an'da 'nihai başarı', 'kurtuluş' ve 'mutluluk' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Fâizûn' terimi, cennetliklerin sadece bir yere girmekle kalmayıp, aynı zamanda tüm beklentilerinin gerçekleştiği, en yüksek mertebeye ulaştıkları ve ebedi bir zafer kazandıkları anlamına gelir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.