Lehum dâru-sselâmi ‘inde rabbihim(s) vehuve veliyyuhum bimâ kânû ya'melûn(e)
Rableri katında selam yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.
Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur.
En'âm Suresi 127. ayet, Allah'ın müminlere vaat ettiği 'selamet yurdu'nu ve bu yurdun, onların salih amelleri neticesinde kazanılacağını vurgulamaktadır. Ayet, 'selam', 'dar', 'veli' ve 'amel' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütfu ve insan sorumluluğunu dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dâr' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyin etrafında dönmek' (devr) olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da genellikle 'ikamet edilen yer', 'konut' anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'dâru's-selâm' ifadesiyle, dünya hayatının geçiciliğine karşılık, ebedi ve güvenli bir ikametgâh olan cennet kastedilmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'dâr'ın 'bir şeyin etrafını kuşatan' veya 'içinde ikamet edilen yer' olduğunu ifade eder. 'Dâru's-selâm' terkibinde ise, selamet ve esenliğin kuşattığı, her türlü sıkıntıdan uzak bir mekânı, yani cenneti temsil ettiğini açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'selâm' kelimesinin 'esenlik, afiyet ve kurtuluş' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Dâru's-selâm' terkibinde ise, Allah'ın cenneti için kullanılan bir isim olduğunu ve buranın her türlü beladan, sıkıntıdan ve ölümden salim olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selâm' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'güvenlik, barış, esenlik' olduğunu ve Allah'ın isimlerinden biri olarak da kullanıldığını vurgular. 'Dâru's-selâm' ifadesinde ise, bu kavramın nihai ve mutlak bir güvenlik, huzur ve esenlik yurdu olan cenneti nitelediğini, dünya hayatının zıtlığı olarak konumlandığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'selâm'ın 'afetlerden ve eksikliklerden uzak olmak' anlamına geldiğini ifade eder. 'Dâru's-selâm'ın ise, Allah'ın cenneti olduğunu ve buranın her türlü noksanlıktan, korkudan ve ölümden salim olduğunu, dolayısıyla müminler için tam bir esenlik ve huzur mekânı olduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rabb' kelimesinin asıl anlamının 'terbiye etmek, bir şeyi kademe kademe kemale erdirmek' olduğunu belirtir. Allah için kullanıldığında ise, 'yaratıcı, malik, terbiye edici, yönetici' gibi tüm bu anlamları kapsar. Ayetteki 'Rab' kelimesi, müminlerin ahiretteki mükâfatını veren, onları terbiye eden ve onlara hükmeden yüce varlığı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rabb' kavramının Kur'an'da 'sahip, efendi, besleyici, terbiye edici' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Özellikle 'Allah'ın Rabb olması', O'nun yaratma, rızık verme, yönetme ve hükmetme gibi tüm ilahi sıfatlarını içerir. Bu ayette, müminlerin 'Rablerinin katında' olmaları, O'nun himayesi ve lütfu altında bulunmaları anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'velî' kelimesinin 'yardımcı, dost' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette Allah'ın müminlerin 'velîsi' olması, onların işlerini üstlenen, onlara yardım eden ve onları koruyan olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'velâ' kökünün 'yakınlık' anlamına geldiğini ve 'velî'nin de 'yakın dost, yardımcı, işleri üstlenen' anlamlarına geldiğini açıklar. Allah'ın müminlerin 'velîsi' olması, O'nun onlara yakınlığını, yardımını ve himayesini ifade eder; onların işlerini en güzel şekilde idare ettiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'velî' kelimesinin 'yardımcı, dost, işleri üstlenen' gibi çeşitli anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 've hüve veliyyühüm' ifadesi, Allah'ın müminlerin işlerini üstlendiğini, onlara yardım ettiğini ve onları koruduğunu, dolayısıyla onların en yakın dostu olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'amel' kelimesinin 'bir işi yapmak, icra etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bimâ kânû ya'melûn' ifadesi, müminlerin dünya hayatında Allah'ın rızasını kazanmak için yaptıkları salih amellerin, ahiretteki mükâfatlarının sebebi olduğunu açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kavramının Kur'an'da genellikle 'bilinçli ve kasıtlı olarak yapılan iş, eylem' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ya'melûn' fiili, müminlerin iradeleriyle gerçekleştirdikleri iyi ve salih amelleri ifade eder ve bu amellerin Allah katındaki değerini ve karşılığını vurgular.
En'âm Sûresi
“Lehum dâru-sselâmi ‘inde rabbihim vehuve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(e)” Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur. (6/127)
Selâm.
Bir işten kurtulmak. Ayıp âfet, noksanlık, hastalık vb. şeylerden beri olmaktır. “s-l-m” kökünden türeyen selâm Allah’ın sıfâtı olarak insanlara arız olan ayıp, kusur, eksiklik, âfet, hastalık acizlik, ölüm vb şeylerden berî olan yaratıklarını âfet ve belâlardan kurtaran, zulmetmeyen güven arayanları güvene erdiren demektir.
Allah’ın sıfâtı olarak Kur’ân’da sadece. “O….. selâmdır, mü’mindir, müheymindir.” (Haşır, 59/23) âyetinde geçmiştir.
“Onunla (kitapla) rızasının peşinde gidenleri selâm yollarına iletir. (Mâide. 5/16) “Onlar (mü’minler) için Rabları katında selâm yurdu vardır, yaptıkları işlerden dolayı O, onların dostudur.” (En’am. 6/127). “Allah selâm yurduna çağırır.” (Yûnus, 10/25) âyetlerindeki “selâm” kelimesinin de Allah’ın ismi olduğunu söyleyenler olmuştur.
Namazların sonunda okuduğumuz şu hadis, Allah’ın selâm isminin anlamını ifade etmektedir. “Allahümme ente’s-Selâmü ve min ke’s-Selâm.” (Allah’ım! Sen selâmsın ve selâmet de sendendir) (Müslim. Mesacîd. 135-136) Cennetin bir adı da Daru’s-Selâm barış ve esenlik yudu) dur. Allah da kullarını bu yurda çağırmaktadır. (En’âm. 6/127; Yûnus, 10/25)[93]
وَيَوْمَ يِحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُم مِّنَ الإِنسِ وَقَالَ أَوْلِيَآؤُهُم مِّنَ الإِنسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِيَ أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلاَّ مَا شَاء اللّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَليمٌ {الأنعام/128}
“Veyevme yahşuruhum cemî’an yâ ma’şera-lcinni kadi-steksertum mine-l-ins(i) vekâle evliyâuhum mine-l-insi rabbenâ-stemte’a ba’dunâ biba’din vebe-laġnâ ecelenâ-llezî eccelte lenâ kâle-nnâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâa(A)llâh(u) inne rabbeke hakîmun ‘alîm(un)” Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: