Kul helumme şuhedâekumu-lleżîne yeşhedûne enna(A)llâhe harrame hâżâ(s) fe-in şehidû felâ teşhed me'ahum(c) velâ tettebi' ehvâe-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ velleżîne lâ yu/minûne bil-âḣirati vehum birabbihim ya'dilûn(e)
De ki: "Haydi, Allah şunu haram kıldı" diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
De ki: "Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.". Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar.
En'âm Suresi 150. ayet, müşriklerin haram kılma iddialarına karşı Allah'ın hükmünü ve şahitlik kavramının önemini vurgular. Ayet, 'şahitlik', 'haram kılma', 'yalanlama' ve 'denk tutma' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid inancının ve ahiret sorumluluğunun altını çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehâdet (شهادة), bir şeyi gözlemleyerek veya bilgiye dayanarak kesin bir şekilde bildirmektir. Bu ayetteki 'şühedâ' (شهداء), Allah'ın haram kıldığına dair iddialarını destekleyecek tanıkları ifade eder. İsfehânî'ye göre, şahitlik bazen görme, bazen de bilgiye dayanır; burada ise iddia edilen bir hükme dair bilgiye dayalı tanıklık istenmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şühedâ' kelimesini 'hucce' (delil) ve 'beyyine' (açık kanıt) anlamında kullanır. Ayetteki 'şühedâekum' ifadesi, müşriklerin kendi uydurdukları haramları Allah'a isnat etmelerine karşı, bu iddialarını ispatlayacak delillerini, yani şahitlerini getirmelerini talep etmektedir. Bu, onların iddialarının temelsizliğini ortaya koyma amacı taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Haram (حرم), Allah'ın yasakladığı, yapılmasına izin vermediği şeydir. İbn Kuteybe, bu ayetteki 'harreme hâzâ' (bunu haram kıldı) ifadesinin, müşriklerin kendi heva ve heveslerine göre bazı hayvanları veya yiyecekleri haram kılmalarına bir reddiye olduğunu belirtir. Allah'ın haram kılması, şer'î bir hükümle sabittir ve bu hükmü ancak Allah koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haram (حرام), şeriat tarafından yasaklanan şeydir. İsfehânî, 'tahrîm' (تحريم) fiilinin, bir şeyi başkalarına yasaklamak veya onu kutsal kılmak anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'harreme hâzâ' ifadesi, Allah'ın belirli şeyleri kullarına yasaklaması, yani şer'î bir hüküm koyması anlamındadır ve bu yetki yalnızca Allah'a aittir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kezzebu (كذبوا), yalanlamak, doğru olmadığını söylemektir. Sicistânî, bu kelimenin Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini veya vaatlerini inkâr etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'kezzebe bi-âyâtinâ' (ayetlerimizi yalanlayanlar) ifadesi, Allah'ın gönderdiği delilleri ve hükümleri inkâr eden, onları asılsız gören kişileri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' (تكذيب) kavramının Kur'an'da sadece 'yalan söylemek' değil, aynı zamanda 'bir şeyi reddetmek, inkâr etmek ve ona karşı çıkmak' anlamlarına geldiğini vurgular. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini yalanlamak, O'nun gönderdiği hakikatleri ve hükümleri kabul etmemek, onlara karşı durmak demektir. Bu, tevhid inancına aykırı bir tutumdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Adl (عدل), bir şeyi başka bir şeye denk veya eşit kılmaktır. İsfehânî, 'ya'dilûn' (يعدلون) fiilinin bu ayette, Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka ilahlar edinmek veya O'nun yetkilerini başkalarına atfetmek anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, tevhidin zıddı olan şirktir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'adl' (عدل) kelimesinin 'misil' (benzer) ve 'nâzîr' (eş, denk) anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'bi-Rabbihim ya'dilûn' (Rablerine başkalarını denk tutuyorlar) ifadesi, müşriklerin Allah'ın uluhiyetinde ve rububiyetinde başkalarını O'na eş ve ortak koşarak şirke düşmelerini anlatır. Bu, Allah'ın tekliğini inkâr etmektir.
En'âm Sûresi
“Kul helumme şuhedâekumu-llezîne yeşhedûne enna(A)llâhe harrame hâzâ fe-in şehidû felâ teşhed me’ahum velâ tettebi’ ehvâe-llezîne kezzebû bi-âyâtinâ vellezîne lâ yu/minûne bil-âhirati vehum birabbihim ya’dilûn(e)” De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı” diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar. (6/150)
Haram, yani yasak olanlar kuran-ı kerim ve hadisi şerifler ile bellidir. Kabe-i şerif inananlar için haremi şerif, inanamayanalar için haram-ı şeriftir. Evlerin içi haremdir. Eskiden saraylarda haremlik selamlık vardır… Kişinin hanımı, beyi kendisi için harem başkası için haramdır. Yukarıdaki eti yenen hayvalarda da bu açıkça belirtilmiştir. Helal ve haram keskin bir çizgi ile ayrılmıştır.
İşte helal olan hakikat ve irfaniyet bilgileri hakkında haram diye hüküm veriyorsanız şahitler getirin… Ve efendimiz (s.a.v.) ile birlikte biz ümmetine buna şahitlik etmememiz istenmiştir.
قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ {الأنعام/151}
“Kul te’âlev etlu mâ harrame rabbukum ‘aleykum ellâ tuşrikû bihi şey-â(en) vebilvâlideyni ihsânâ(en) velâ taktulû evlâdekum min imlâk(in) nahnu nerzukukum ve-iyyâhum velâ takrabû-lfevâhişe mâ zahera minhâ vemâ betan(e) velâ taktulû-nnefse-lletî harrama(A)llâhu illâ bilhakk(i) zâlikum vassâkum bihi le’allekum ta’kilûn(e)”