Kul te'âlev etlu mâ harrame rabbukum ‘aleykum(s) ellâ tuşrikû bihi şey-â(en)(s) vebilvâlideyni ihsânâ(en)(s) velâ taktulû evlâdekum min imlâk(in)(s) nahnu nerzukukum ve-iyyâhum(s) velâ takrabû-lfevâhişe mâ zahera minhâ vemâ betan(e)(s) velâ taktulû-nnefse-lletî harrama(A)llâhu illâ bilhakk(i)(c) żâlikum vassâkum bihi le'allekum ta'kilûn(e)
(Ey Muhammed!) De ki: "Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah'ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız."
De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.
En'âm Suresi'nin 151. ayeti, temel ahlaki ve hukuki prensipleri içeren bir dizi ilahi emri ve yasağı bildirmektedir. Ayet, şirkten uzak durmayı, anne babaya iyilik yapmayı, çocukları öldürmemeyi, fuhşiyattan kaçınmayı ve haksız yere cana kıymamayı vurgulayarak, İslam'ın temel değerlerini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şirk (شِرْك), bir şeyi iki veya daha fazla kişi arasında paylaştırmak anlamına gelir. Dini bağlamda ise Allah'a ortak koşmak, O'nunla birlikte başka bir ilah tanımak veya O'nun sıfatlarında başkasını ortak görmek demektir. Ayetteki 'tüşrikû' fiili, bu ortak koşma eylemini nehyetmektedir, yani Allah'ın mutlak birliğine halel getirecek her türlü inanç ve davranıştan sakınılmasını emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şirk kavramı, Kur'an'ın merkezî kavramlarından biridir ve tevhidin zıddıdır. Izutsu'ya göre şirk, Tanrı'nın mutlak birliğini ve eşsizliğini ihlal eden her türlü eylemi veya inancı kapsar. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratıcılık, rızık vericilik ve hükümranlık gibi özelliklerinde başkasını O'na denk tutmanın yasaklandığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İhsan (إِحْسَان), bir şeyi güzel yapmak, iyi davranmak demektir. Ayetteki 've bi'l-vâlideyni ihsânen' ifadesi, anne babaya karşı en güzel, en iyi şekilde davranmayı, onlara karşı her türlü iyiliği yapmayı emreder. Bu, sadece maddi yardım değil, aynı zamanda sözlü ve fiili olarak saygı ve şefkat göstermeyi de içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhsan, bir fiili güzel yapmak veya birine iyilikte bulunmak anlamındadır. İhsan, adaletten daha üstün bir mertebedir; adalet karşılıklı denklik iken, ihsan fazilet ve lütuftur. Ayette anne babaya karşı ihsan emri, onlara karşı sadece adil olmakla kalmayıp, onlara karşı lütufkar ve cömert davranmayı, hak ettiklerinden fazlasını vermeyi ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Katil (قَتْل), canı bedenden ayırmak, hayatı sona erdirmek demektir. Ayetteki 'lâ taktulû evlâdekum' ifadesi, çocukları öldürmeyi kesin bir dille yasaklar. Bu yasak, özellikle o dönemde yaygın olan yoksulluk korkusuyla çocukları öldürme pratiğine karşı gelmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Katil, bir canlının hayatına son vermektir. Kur'an'da bu fiil genellikle olumsuz bir bağlamda, yani haksız yere cana kıymayı yasaklamak için kullanılır. Ayetteki 'lâ taktulû' emri, hem çocukların hem de genel olarak nefsin haksız yere öldürülmesinin büyük bir günah olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İmlâk (إِمْلَاق), fakirlik ve yoksulluk anlamına gelir. Ayetteki 'min imlâk' ifadesi, çocukların yoksulluk korkusu veya geçim sıkıntısı nedeniyle öldürülmesini yasaklar. Bu, Allah'ın rızık verici olduğuna olan inancın bir göstergesidir ve insanlara rızık endişesiyle cinayet işlememeleri gerektiğini öğretir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İmlâk, malın tükenmesi, fakirleşme halidir. Ayetteki kullanımı, ebeveynlerin çocuklarını besleyememe endişesiyle onları öldürme eğilimini hedef alır. Kur'an, bu tür bir endişenin yersiz olduğunu, zira rızkın Allah tarafından verildiğini açıkça belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fahş (فَحْش), haddi aşan, çirkin olan her şeydir. Fevâhiş (فَوَاحِش) ise bunun çoğuludur ve özellikle zina, livata gibi cinsel ahlaksızlıkları ve diğer büyük günahları ifade eder. Ayetteki 'lâ takrabû'l-fevâhiş' emri, bu tür çirkin ve aşırı günahlara yaklaşmamayı, yani sadece işlememeyi değil, ona götürecek yollardan da uzak durmayı emreder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fahş, çirkinlikte aşırıya gitmektir. Fevâhiş, hem açıkça görünen (zâhir) hem de gizli kalan (bâtın) tüm büyük günahları ve ahlaksızlıkları kapsar. Ayetteki 'mâ zahara minhâ ve mâ batana' ifadesi, bu tür çirkinliklerin her türlüsünden, ister toplum içinde açıkça işlensin isterse gizlice yapılsın, uzak durulması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Akl (عَقْل), bir şeyi bağlamak, tutmak anlamına gelir. Zihinsel olarak ise bilgiyi kavramak, idrak etmek ve doğruyu yanlıştan ayırmak yeteneğidir. Ayetteki 'leallekum ta'kılûn' ifadesi, bu emirlerin ve yasakların hikmetini kavramak, üzerinde düşünmek ve akıl yürütmek için verildiğini belirtir. Yani bu hükümlerin körü körüne değil, akıl ve idrakle benimsenmesi amaçlanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Akıl, Kur'an'da sadece düşünme yeteneği olarak değil, aynı zamanda doğruyu bulma, hikmeti anlama ve buna göre hareket etme kapasitesi olarak da kullanılır. 'Ta'kılûn' fiili, ayette bahsedilen ilahi buyrukların sadece ezberlenip uygulanması değil, aynı zamanda derinlemesine anlaşılması ve bu anlayışla hayatın şekillendirilmesi gerektiğini ifade eder. Bu, Kur'an'ın insanı düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eden yönünü gösterir.
En'âm Sûresi
(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (6/151)
Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim.
2734. Bil ki bize hayâ kırıcılığa nişân olmak için, Hak Teâlâ bize [Kul teâlev] buyurdu.
Vâkıâ biz Hak Teâlâ’mn azamet ve kudreti karşısında, kendi hiçliğimize ve kemâl-i zilletimize bakarak, o dergâh-ı azamete yaklaşmağa utanınz; fakat kerîm olan Hak Teâlâ bizim bu hayâmızın inkisânna nişân olmak ve bu husûsta bizim cür’etimizi artırmak için, bize Kur’ân-ı Kerîm’de: (En’âm, 6/151) ya’nî “Yâ Habıbim, kullanma gelin, de!” buyurdu “Kul teâlev” ile başlayan âyât-ı kur’âniyye müteaddiddir; şurrâh-ı kirâm hazarâtı bu âyetlerden ba’zılarını alıp tefsîr buyurmuşlardır; fakat hangi âyet olursa olsun yalnız [Teâlev] hitâbının, Hz. Pîr efendimiz cezb-i İlâhîye nişân olduğunu beyân buyururlar. Ve nitekim bir gazellerinde de şöyle buyururlar:
[Kul teâlev], Hak Teâlâ’nın kullarını cânib-i ulûhiyyete cezbine alâmettir. Binâenaleh biz Hak Teâlâ’nın cezbi ile gideriz."[101]
2520. Sıkı tuttuğun vakit, o "Hu'nun tevfîkidir. Her kuvvet ki sana gelir, onun cezbidir.
Insân-ı kâmili bulmak ve ona sıkı sıkı sanlmak, sana hüviyyet-i ilâhiyyeden nâzil olan bir tevfîktir ki, bu lütfa muvaffak oldun. Bu tevfîk sana Hak’tan olduğu gibi, tarîk-ı Hak’ta terakkine bâis olan her kuvvet de yine Hak Teâlâ’nın seni kendi tarafına çekmesindendir. “Cezb-i ost” da “O” zamîri Hakk’a râci’dir. Nitekim cenâb-ı Pîr bir gazellerinde aynı ma’nâyı sarahaten beyân buyururlar. Beyit:
Tercüme ve îzâh: “Âyet-i kerîmede (En’âm, 6/151) [ya’ni “Geliniz, de!"] buyurulması, Hakk’ın cezbinden alâmettir. Biz Hak tarafına yine Hak Teâlâ ’nın çekmesiyle gideriz. ”[102]