Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluġa eşuddeh(u)(s) veevfû-lkeyle velmîzâne bilkist(i)(s) lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ(s) ve-iżâ kultum fa'dilû velev kâne żâ kurbâ(s) vebi'ahdi(A)llâhi evfû(c) żâlikum vassâkum bihi le'allekum teżekkerûn(e)
Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir.
En'âm Suresi 152. ayet, yetim malına yaklaşma, ölçü ve tartıda adalet, sözde adalet ve Allah'a verilen sözün yerine getirilmesi gibi temel ahlaki ve hukuki prensipleri ele almaktadır. Ayet, bu kavramlar üzerinden toplumsal düzenin ve bireysel sorumluluğun önemini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kelimesinin hem mekânsal hem de manevi yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ takrabû' ifadesi, yetim malına haksız yere veya zarar verecek şekilde yaklaşmaktan men etmeyi, yani ona kötü bir niyetle el uzatmaktan uzak durmayı vurgular. (el-Müfredât, s. 403)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'takrabû' fiilinin mecazi olarak 'dokunmak' veya 'müdahale etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Yetim malına yaklaşmama emri, ona zarar verecek her türlü tasarruftan kaçınmayı ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 204)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yetim' kelimesinin babasını kaybetmiş çocuk için kullanıldığını ve bu durumun ona özel bir koruma ve gözetim gerektirdiğini belirtir. Ayetteki 'mâle'l-yetîm' ifadesi, bu özel statüdeki çocuğun mal varlığının dokunulmazlığını vurgular. (el-Müfredât, s. 892)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, yetimin babası ölmüş çocuk olduğunu ve İslam hukukunda malının korunmasının büyük önem taşıdığını ifade eder. Ayet, yetimin malına ancak onun yararına olacak şekilde tasarruf edilebileceğini belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 177)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'eşüd' kelimesinin bedensel ve zihinsel olgunluğa erişme, güçlenme ve akıl baliğ olma halini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hattâ yebluğa eşüddehû' ifadesi, yetimin malına müdahale yasağının, onun kendi işlerini idare edebilecek olgunluğa erişmesine kadar devam ettiğini gösterir. (el-Müfredât, s. 448)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'eşüd' kelimesinin ergenlik ve reşitlik dönemini ifade ettiğini, bu dönemde kişinin kendi malını yönetme ehliyetini kazandığını belirtir. Ayet, yetim malının korunmasının bu döneme kadar sürdürülmesi gerektiğini vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 286)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vefâ' kelimesinin bir şeyi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmek, sözünde durmak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'evfû'l-keyle ve'l-mîzâne' ifadesi, ölçü ve tartıda tam adaleti sağlamayı; 'bi'ahdi'llâhi evfû' ise Allah'a verilen sözleri ve ahitleri eksiksiz yerine getirmeyi emreder. (el-Müfredât, s. 876)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vefâ'nın bir şeyi tamamlamak ve eksiksiz kılmak olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, hem ticari muamelelerde dürüstlüğü hem de dini yükümlülüklerde sadakati kapsayan geniş bir anlam taşır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 165)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıst' kelimesinin adaleti, hakkaniyeti ve doğru ölçüyü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi'l-kıst' ifadesi, ölçü ve tartıda hiçbir eksiklik veya fazlalık yapmadan tam bir adaletle hareket etmeyi emreder. (el-Müfredât, s. 667)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıst' kavramının Kur'an'da adaletin temel bir ilkesi olarak vurgulandığını ve özellikle ticari ilişkilerde dürüstlüğün ve hakkaniyetin sağlanması gerektiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, toplumsal düzenin sağlanmasında adaletin merkezi rolünü gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 195)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adl' kelimesinin eşitlik, denge ve hakkaniyet anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fe'adilû' emri, konuşurken veya hüküm verirken, akraba bile olsa, tarafsız ve doğru bir şekilde hareket etmeyi, haktan sapmamayı vurgular. (el-Müfredât, s. 556)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'adl' kavramının Kur'an'da hem bireysel hem de toplumsal düzeyde adaletin tesisini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 've izâ kultum fe'adilû' ifadesi, sözlü beyanlarda ve şahitliklerde dahi adaletten ayrılmamanın önemini vurgular, bu da İslam'ın ahlaki sisteminin temel taşlarından biridir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 120)
En'âm Sûresi
“Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluġa eşuddeh(u) veevfû-lkeyle velmîzâne bilkist(i) lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve-izâ kultum fa’dilû velev kâne zâ kurbâ vebi’ahdi(A)llâhi evfû żâlikum vassâkum bihi le’allekum teżekkerûn(e)” Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. (6/152)
Muhyiddin Arabi Hazretleri, Fusus’ül Hiem Şuayb (a.s) fassında ki himeti açıklarken;
"Yakinen bil ki, câm-ı Cem dedikleri senin kalbindir. Şâdi ve gamın mustakarrı senin kalbindir. Yani gamlanmanın ve hoşluğun yeri yine senin kalbindir. Eğer cihanı görmek temennisinde isen, eşyanın tümünü o kalb içinde görmek mümkündür. Baş gözü, anasır olan madde kalıbı görür, sır olan şeyi ancak kalb gozü görür. Evvela kalb gözünü aç, sonra bütün eşyayı temaşa et!" Şuayb (a.s.) dahi, çok evlat sahibi idi; ve tüm manaların ve cüz'iyyenin sahibi olduğu halde makam-i kalbide olup, Şuayb (a.s.) kalb makamında olup, İlahi ahlakla ahlaklanmış ve "Allah" ism-i cami'inin mazharı olan bir insan-i kamil idi. Ve onun üzerine sıfât-ı kalbiyye galib olmakla Kur'an-ı Kerim'de buyruldugu üzere Medyen ehline : (En'am, 6/152)
"Ey ahali! Adl ile kileyi tamam ölçün ve teraziyi tamam tartin! Ve nâsın hakkı olan eşyalarını noksan vermeyin; ve yeryuzünde nasın hukukunu naks ile fesâd edenlerden olmayın!" derdi. Şuayb (a.s.)ın kavmi yol üstünde otururlarmış, alış verişte çok hile yaparlarmış onun için bu hüküm Adl ona verilmiştir.
İşte Şuayb (a.s.) île "kalb" arasında sabit olan münâsebât-ı mezkûreye binâen Hz. Şeyh (r.a.) "hikmet-i kalbiyye"yi, Kelime-i Şuaybiyye'ye tahsîs eyledi; ve fütûhât-ı ilâhiyye kâmilin kalbinde hâsıl olduğuna işâreten, bu hükmünü, Kelime-i Sâlihiyye'ye mukârin olan" hikmet-i fütûhiyye" akîbinde zikretti. Yani Salih’den (a.s.) sonra bunu zikretti.[103]
“Leallakum tezekkerun” (6/152) olur ki zikredersiniz, “leallakum yeşurun” umulur ki şuur edersiniz, gibi ayetler de akla hitab etmektedir. Burada hazretimizin bahsettiği şey sadece cüzzi akıldan yani beşer aklından bahsetmektedir. İşte o akıl öğüt almaz. Gördüğü ile fikir yürütür, gördüğünü de şartlanmışları olarak fikir yürüten, şartlı kayıtlı olarak fikir yürüten bir akıldan bahsediyor ki işte ancak bu işi o kalb düzenleyebilir.
Biz de o kalbi paslarından temizleyip de dönecek hareket edecek hale getirmemiz gerekiyor. Yoksa o kalp o aklın tesiri altında olduğu sürece o da aynı şekilde kayıtlanmıştır, o vücutla birlikte yani bireysel aklın tesirinde olan vücutla birlikte olduğundan o da aynı tesir altında aynı şekilde dönemeyen, ismi kalp yani dönücü olduğu halde dönmeyen tek yönlü gören bir kalp hükmünde olduğundan işte onların bakışı tabi ki eksik nakıs bir bakış olmaktadır.[104]