Veenne hâżâ sirâtî mustekîmen fettebi'ûh(u)(s) velâ tettebi'û-ssubule feteferraka bikum ‘an sebîlih(i)(c) żâlikum vassâkum bihi le'allekum tettekûn(e)
İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O'nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.
En'âm Suresi 153. ayet, Allah'ın dosdoğru yoluna uymayı emrederken, farklı yollara sapmanın ayrılığa yol açacağını vurgulamaktadır. Ayet, 'sırat', 'müstakîm', 'ittebe'a', 'sübüle' ve 'tettekûn' gibi temel kavramlar üzerinden tevhid ve istikamet prensiplerini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sırat' kelimesini 'geniş ve açık yol' olarak tanımlar. Ayetteki 'sıratî' ifadesi, Allah'a nispet edilerek O'nun belirlediği, şaşırtmayan ve sapmaktan koruyan özel yolu ifade eder. Bu yol, hakikate ulaştıran tek yoldur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sırat' kelimesinin mecazi olarak 'din' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sıratî' ifadesi, Allah'ın dini ve şeriatı olarak anlaşılmalıdır; zira bu, insanları doğru hedefe ulaştıran manevi bir yoldur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'müstakîm' kelimesini 'eğriliği olmayan, dosdoğru' olarak açıklar. Ayette 'sırat' kelimesini niteleyerek, Allah'ın yolunun hiçbir sapma veya eğrilik içermediğini, aksine tam bir doğruluk ve istikamet üzere olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'istikamet' kavramının Kur'an'da 'doğru ve dengeli bir yol izleme' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Sırat-ı müstakîm', hem ahlaki hem de dini açıdan sapmadan, aşırılıklardan uzak, orta yolu temsil eder. Bu, Allah'ın emrettiği yaşam biçimidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ittebe'a' fiilini 'bir şeyin izini takip etmek, peşinden gitmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'fettebi'ûhu' emri, müminlerin Allah'ın dosdoğru yolunu bilinçli bir şekilde benimsemeleri, onun ilkelerine göre yaşamaları ve ondan sapmamaları gerektiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ittibâ''nın 'bir şeyi örnek alarak ona göre hareket etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki emir, sadece bilgi sahibi olmayı değil, aynı zamanda bu bilgiyi pratiğe dökmeyi ve Allah'ın yolunu hayatın her alanında rehber edinmeyi gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sübüle' kelimesinin 'yollar' anlamına geldiğini ve burada mecazi olarak 'farklı dinler, mezhepler veya sapkın görüşler'i ifade ettiğini belirtir. Ayetteki yasak, Allah'ın tek olan doğru yolundan başka yollara sapmanın tehlikesine işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sübüle' kelimesinin çoğul olarak kullanılmasının, Allah'ın yolunun tekliğine karşılık, sapkınlıkların ve bid'atların çokluğunu vurguladığını ifade eder. Bu, insanları hakikatten uzaklaştıran her türlü ideoloji ve yaşam biçimini kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin temel anlamının 'bir şeyi korumak, sakınmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'tettekûn' ifadesi, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak kendinizi azaptan korumanız, O'nun rızasını kazanmanız anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun azabından sakınmak ve O'nun hoşnutluğunu kazanmak için çaba göstermek' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'lâallekum tettekûn' ifadesi, Allah'ın bu emirlerinin nihai amacının müminleri takvaya ulaştırmak olduğunu gösterir.
En'âm Sûresi
“Veenne hâżâ sirâtî mustekîmen fettebi’ûh(u) velâ tettebi’û-ssubule feteferraka bikum ‘an sebîlih(i) zâlikum vassâkum bihi le’allekum tettekûn(e)” İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti. (6/153)
- «İşte... benim doğru yolum budur… Ona giriniz... Çeşitli yollara girmeyiniz; sonra sizi yolundan alıkoyar...» (6/153) Bu âyet-i kerime ile, işaret edilen çeşitli yollara bağlı olanlar; her ne kadar Allah yolunda iseler de, fırka fırka olduklarından, içlerine: Şirk, ilhad cinsi şeyler girdi…
Ancak: Muhammedi yoldan tevhid ehli olanlar, öbürlerine benzemezler… Bunlar, dosdoğru yolu takib ederler…
Bir kul, Allah'ın dosdoğru yolunda olunca, kendisine, Resulullah S.A. efendimizin, şu hadis-i şerifindeki sır zâhir olur:
- «Bir kimse ki, nefsini bildi; gerçekten Rabbını bilen o oldu...»
Bu hadis-i şerifin sırrı kendisine zâhir olan kimseden, daha sonra: Hakikî manası ile, Hakka ibadet etmesi taleb edilir…
Böyle bir ibadet ise… isimlerin ve sıfâtların hakikatleri ile, tahakkuk etmektir…[105]
Muhyiddin Arabi Hazretleri Fusüs’ül Hikem, Ahmed Avni Konuk şerhinin Hud Fass’ının başında Sırât-ı Müstakim Hakkında şöyle yazılmıştır.
Allâh'a mahsûs sırât-ı müstakîm vardır ki, herşeyde âşikârdır; gizli değildir (1) Yânî Allâh'a mahsûs olan doğru yol, bütün varlıksal aynlarda ve ilâhi isimlerde âşikârdır; gizli bir şey değildir. Bilinsin ki, "sırât-ı müstakîm" birlik yoludur ve Allah Teâlâ Hazretleri bir olduğundan, bu birlik yolu, Hakk'a çıkan yolların en yakınıdır. Şöyle ki, her bir "isim" için bir "kul" vardır; ve o "isim", o kulun, hâs Rabb’dir. Ve o kul da, o "ism"in kulu olmakla berâber, onun görünme yeridir. Bundan dolayı kul zâhirdir, cisimdir; Rabb ise bâtındır, rûhdur. Böyle olunca, mahlûkların nefesleri sayısınca Hakk'a yol vardır. Ve her bir mahlûk tâbi' olduğu kendisine hâs ismin gerekleri üzerine hareket edip o ismin yolunda yürür. O yol da, o "ism"in, o Rabb'in "sırât-ı müstakîm"idir.
Örneğin mü'min “Hâdî” ve kâfir “Mudill” ve zehir “Dârr” ve bal “Nâfi’” isimlerinin görünme yerleridir. Bunların her birisi, terbiyesi altında bulundukları ismin gereklerine tâbi'dirler. Bundan dolayı hepsi, hâs isimlerine göre sırât-ı müstakîm üstünde yürürler. Fakat bu isimlerin, yolları bir dîğerine göre sırât-ı müstakîm değildir. Örneğin Dârr isminin yolu, Nafî’ isminin yoluna göre doğru olmaz.
Ve mü'min kâfiri, kâfir de mü'mini, eğri yolda görür. Şimdi ne kadar ilâhi isimler varsa, isimlenenin ahadiyyeti îtibârıyla hepsi Allâh ismiyle isimlenene ulaşır. Bu sûrette bütün isimlerin yollarını toplayıcı olan sırât-ı müstakîm, "Allah" ismiyle isimlenmiş olan ulûhiyyet zâtına mahsûstur. Ve yolların hepsini toplamış olan tevhîd yolu üzere, ancak ulûhiyyet görünme yeri olana, Muhammedî görünme yeri sülûk eder. Ve bütün nebîler ve evliyâ’nın kâmilleri o yol üzeredir. Ve diğer muhtelif yollar, bu yoldan dallanıp budaklanmıştır.
Cenâb-ı Hakk (c.c.) Efendimizin Hazreti Muhammed (s.a.v) in getirmiş olduğu yolun Sırât-ı Müstakim olduğunu bildirmektedir. Ancak bu yol bizleri Sırâtullah’a yani Allah’ın yoluna ulaştırır. Sırât-ı Müstakim, Nefis mertebeleri çalışmaları, Sırâtullah ise Tevhid mertebeleri çalışmalarıdır.
Âyet sayısal değeri 6-153 tür. 61 ve 53 olmaktadır. 61 “Necdet” isminin harflerinin Türkçe alfabedeki sıra toplamlarını vermekteydi. Böylelikle “Necdet 53” ün “Ene” “Hakk’ın Benliğine” Sıratullah’a ulaştıracak doğru yol olduğu bildirilmektedir. Ve hep onun takip edilmesi istenmektedir. Kardeşlerimize burada başka yol (nefsâni ve Hakk’a götürmeyen yollar) arayışı içine girmelerinin kendilerini saptırıp parçalayacaktır. Burada Terzi Baba (Necdet 19/53) yolu hususi bir yol olduğu için burada ki emir tavsiye babındandır. Uyanlar aklı külle uymuş olurlar, uymayanlar ise nefsi cüz ve aklı cüzüne uyup, hareket etmiş olurlar. Derslerimizin “Etturu Seba” yani Yedi Nefis mertebesi üzere yapılan çalışmalar Sırât-ı Müstakim çalışmalarımızdır.[106]
Bu âyet-i kerime ile ilgili düzenlemeleri yaparken Gü… hanım kardeşimiz mesaj grubumuza atılan Cum’a mesajlarına hastanede oldukları ve 6. Torunu dünyâya geldiği için mesajlara geç cevap verdiğini belirtiyordu. Kendisini, kızını ve zâhir âleme yeni teşrif ederek, Hakk cânibinden yeni gelen bireyi tebrik ederiz.
Görüldüğü gibi 6 sayısı ve doğum ile bir tasdik olduğu anlaşılmaktadır. Sırât-ı Müstakim yani dos’doğru içinde Hakk’ın dostluğunun rububiyet hakîkatleri ile doğumu vardır, diyebiliriz. Ve yolumuz bu hakîkatler içinde sâlikteki bu mertebelerin doğumunu gerçekleştirmesini sağlayan ve “Center” yani Merkez’e hedefine ulaşmasını sağlayan sağlıklı Hakk üzere olan bir yoldur.
Burada gönlüme doğan buradan bildirilmesini dile getirilmesini istendiğini düşündüğüm bilinen bir hakîkatide yazalım.
Merkez aynı zamanda Asitane-i Uşşakiyedir. Bilindiği gibi Cumhuriyetin ilanı ile Asitane-i Uşşâkiyenin son seccade-nişini[107] Mustafa Hilmi Safi babamız zamanında kapanmıştı. Daha sonra metruk bir hâle dönen bu yer, Efendi Babamın anlatımı ile şu an ismini yanlış hatırırlayamıyorsam Almanya’da çalışmış ve bu kazancının büyük bir bölümünü restore faaliyetlerine ayıran Nihat bey’in âlemi ma’nâda görmüş olduğu rûyada, Hazret-i Pir’in oğlum biz burada garip kaldık gel bizi ihya et demesi ile bu günkü hâline kavuşmuştur. Yalnız dernek kuran Uşşâki adı altındaki grup, burayı mahkeme kararı ile sahiplenmiştir. Daha sonra asitanenin tam karşısı başka bir Uşşâki grub bayrak açarak faaliyet sürdürmeye başlamıştır.
Tarîkât adabında “Merkez” olan “Asitane”yi son seccade-nişinin görevlendirdiği Merkez halife yürütebilir. Bilindiği gibi Safi Babamızın merkez halifelerinin sonuncusu ve günümüzde olanı Efendi Babamız, Necdet ARDIÇ’tır.
Şu anda bulunan durumdan Hazreti Pir Hasan Hüsamettin Uşşaki’nin de rahatsız olduğu tam karşısına kurulan diğer dergâh ile belli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten kendi makamında post açanlardan razı olsaydı. Bu duruma izin vermeyeceğini düşünüyorum. Orada bulunanlara bu bir işarettir, ama anlayana![108]-[109]