Vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ la'ibun velehv(un)(s) veleddâru-l-âḣirati ḣayrun lilleżîne yettekûn(e)(k) efelâ ta'kilûn(e)
Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?
Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Bu ayet, dünya hayatının geçici ve aldatıcı niteliğini vurgulayarak, ahiret hayatının üstünlüğünü ve takva sahipleri için daha hayırlı olduğunu belirtir. Ayet, insanları bu gerçeği akıl yoluyla idrak etmeye davet etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (الحياة), var olmanın ve canlılığın zıddıdır. Kur'an'da hem dünya hayatı (الحياة الدنيا) hem de ahiret hayatı (الحياة الآخرة) için kullanılır. Bu ayetteki 'el-hayâtu' kelimesi, geçici ve fani olan dünya yaşamını ifade eder ve sonraki 'oyun ve oyalanma' nitelemeleriyle bu geçicilik pekiştirilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayat' kavramının Kur'an'da genellikle 'dünya hayatı' ve 'ahiret hayatı' şeklinde ikili bir karşıtlık içinde ele alındığını belirtir. Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir varoluş olarak sunulurken, ahiret hayatı gerçek ve kalıcı bir varoluşu temsil eder. Bu ayetteki 'el-hayâtu' kelimesi, bu karşıtlığın ilk ayağını oluşturur ve 'dünya' sıfatıyla nitelenerek geçiciliği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'la'b' (لعب) kelimesini, 'ciddiyetten uzak, eğlence ve oyalanma' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla dünya hayatının, ahiret hayatına kıyasla bir oyun gibi geçici ve anlamsız olduğunu, gerçek bir fayda sağlamadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'la'b' kelimesinin mecazi olarak 'boş ve faydasız işler' anlamına geldiğini belirtir. Dünya hayatının 'la'b' olarak nitelendirilmesi, onun geçiciliğini, aldatıcılığını ve ahiret için bir hazırlık olmaması durumunda bir fayda sağlamayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lehv (اللهو), insanı meşgul eden ve onu önemli işlerden alıkoyan her şeydir. Genellikle eğlence ve oyalanma anlamında kullanılır. Ayetteki 'lehv' kelimesi, dünya hayatının insanı ahiret hazırlığından alıkoyan, geçici zevk ve meşguliyetlerle dolu olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lehv' kelimesini 'kalbi meşgul eden, eğlendiren ve ciddiyetten uzaklaştıran şey' olarak tanımlar. Bu ayette 'la'b' ile birlikte kullanılması, dünya hayatının sadece bir oyun değil, aynı zamanda insanı asıl amacından saptıran bir oyalanma olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (التقوى), nefsi korkulan şeylerden korumaktır. Şeriat dilinde ise nefsi günahlardan korumak, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmaktır. Ayetteki 'yettekûne' (يتّقون) kelimesi, ahiret yurdunun, dünya hayatının geçiciliğini idrak edip Allah'tan korkan ve O'nun rızasını gözetenler için daha hayırlı olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, takvayı 'Allah'ın azabından sakınmak' olarak tanımlar ve bunun, Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmakla mümkün olduğunu belirtir. Bu ayette 'yettekûne' fiili, dünya hayatının aldatıcılığına kapılmayıp ahiret için hazırlık yapan, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden müminleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Akıl (العقل), idrak etme ve anlama yeteneğidir. 'Ta'qilûne' (تعقلون) fiili, 'akıl yürütmez misiniz, düşünmez misiniz?' anlamında bir soru olup, muhatapları dünya hayatının gerçek mahiyetini ve ahiretin üstünlüğünü akıllarıyla kavramaya davet eder. Bu, sadece duymak değil, aynı zamanda derinlemesine düşünerek sonuca varmayı içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'akıl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'düşünme, anlama, idrak etme ve doğru kararlar verme' yeteneği olarak kullanıldığını belirtir. 'Efelâ ta'qilûne' ifadesi, Kur'an'ın insanları sadece inanmaya değil, aynı zamanda inançlarını akıl yoluyla temellendirmeye ve evrensel gerçekleri düşünerek kavramaya teşvik ettiğini gösterir.
En'âm Sûresi
“Vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ la’ibun velehv(un) veleddâru-l-âhirati hayrun lillezîne yettekûn(e) efelâ ta’kilûn(e)” Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? (6/32)
Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim…
3472. Hakk Teâlâ buyurdu ki: "Dünyâ laib ve lehvdir ve siz çocuklarsınız; ve Hakk Teâlâ doğruyu buyurur." Bu beyt-i şerîfde sûre-i Hadîd’de vâki’ (Hadîd, 57/20) ya’nî “Hayât-ı dünyâ ancak oyun ve lehvdir.” Ve sûre-i En’âm’da kezâ (En’âm, 6/32) [Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir] âyet-i kerîmelerine işâret buyrulur; ve oyuncak ve mâlâya'nî ile meşgûliyet ise ancak çocuklara mahsûstur. Ve laib u lehvden ibâret bulunan dünyânın lezzât ve şehevâtında müstağrak olan insanların çocuklardan farkı olmadığından, Hak Teâlâ dünyânın ahvâlini Kurân-ı Kerîm’ de pek doğru olarak buyurdu.
3473. Sen oyundan dışarıya gitmedin, çocuksun; rûhun tahareti olmaksızın ne vakit tâhir olursun?
Mü’minin tahâret-i zâhirîsi ve bâtınîsi vardır. Tahâret-i zâhirîsi gusül ve abdest ve istincâ ve istibrâ sûretiyle te’mîn olunur. Tahâret-i bâtını, ancak rûhun âlem-i süflîye olan muhabbet ve alâkâtını kesmek ve onun yerine hubb-i İlâhîyi ikâme etmek ile olur. Ey sâlik zâhirini temizledin; fakat rûhunu lezzât ve şehevât-ı dünyeviyyeye meyilden temizliyemedin. Rûhun temizlenmedikçe, tâhir olmazsın.[22]