İçeriğe atla
En'âm 97Cüz 7 · Sayfa 140

En'âm Sûresi 97. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Vehuve-lleżî ce'ale lekumu-nnucûme litehtedû bihâ fî zulumâti-lberri velbahr(i)(k) kad fessalnâ-l-âyâti likavmin ya'lemûn(e)

O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.

En'âm Sûresi

O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları cael edendir (kılandır). Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. (6/97)


2663. Yıldızlar kumda ve denizde yol göstericidir, Gözü yıldıza koy ki, o muktedâdır.

Ya’nî, yıldızlar kum çölünde ve denizde gece karanlıklarında yol göstericidir. Nitekim âyet-i kerîmede (En’âm, 6/97) ya’nî “O Allâh Teâlâ sizin için yıldızlar halk etti ki, karanın ve denizin karanlıklarında onlar ile doğru yolu bulursunuz” buyurulur. Bunun gibi bu âlem-i sûretin tabîat ve kesâfet karanlıklarında gözünü yıldızlar gibi yol gösteren insân-ı kâmile dik! Zîrâ o kâmil kendisine uyulacak bir şahsiyettir. Seni yanlış yola gitmekten ve helâk olmaktan hıfz eder.

2664. Gözü onun yüzü ile çift tut! Bahs ve söz cihetinden toz koparma!

Ya’nî, ey sâlik! Gözünü insân-ı kâmilin yüzünden ayırma! Söylediği sözlere dikkat et! Ondan işittiğin sözler, şâyet senin havsalana sığmaz ise, onunla bahis ve münâzaraya girişme ve i’tirâz etme! Zîrâ insân-ı kâmil senin görmediklerini görür ve gördüğünü söyler.

2665. Zîrâ ki yıldız o tozdan gizli olur, göz, kaymalı olan dilden daha iyidir.

‘“İsâr”, kaymak demektir. Ya’nî, eğer sen hidâyet yıldızı olan insân-ı kâmilin sözlerine i’tirâz edersen, o yıldızdan senin kalbine gelecek olan nûr ve aydınlık senin kaldırdığın o i’tirâz ve mübâhase tozlanyla örtülür ve sen o nûr-ı İlâhîden mahrûm kalırsın. Zîrâ o kâmilin sözleri müşâhedeye müsteniddir ve görgü üzerine söylenen sözler, ezberlenip söylenen sözlere benzemez. Çünkü o sözler gözden ve bu sözler dilden çıkar. Halbuki dilin sözlerinde çok kaymalar ve yanlışlıklar vardır.

2666. Tâ ki o söylesin. Zirâ ona vahy şiardır ki tozu oturtur ve toz koparmaz.

“Şiâr", alâmet ve cisme muttasıl olan libâs demektir. Ya’nî, ey sâlik! Sen o kâmilin huzûrunda bahis ve münâzarayı bırak ki, o söylesin ve sen dinle! Zîrâ vahy-i İlâhî onun cismine muttasıl olan libâs gibidir ki, senin kalbine gelen toz mesâbesindeki i’tirâz fikirlerini o oturtur ve senin kalbine gelen o i’tirâz tozlarını ayağa kaldırmaz. Zîrâ o kâmil senin i’tirâzlannın cevâbını sen söylemeksizin birer birer verir ve sen de hayrette kalırsın.[75]


وَهُوَ الَّذِيَ أَنشَأَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ {الأنعام/98}

“Vehuve-llezî enşeekum min nefsin vâhidetin femustekarrun vemustevde’(un) kad fessalnâ-l-âyâti likavmin yefkahûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)