İçeriğe atla
En'âm 96Cüz 7 · Sayfa 140

En'âm Sûresi 96. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Fâliku-l-isbâhi vece'ale-lleyle sekenen ve-şşemse velkamera husbânâ(en)(c) żâlike takdîru-l'azîzi-l'alîm(i)

O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).

En'âm Sûresi

O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir). (6/96)


Karanlığın yarılması nefsi emmare karanlığın yarılması ve eşyanın hakikati olan Nûr’un bu âlemi hakikati ile aydınlatmasıdır. Gece ile Fenâfillah mertebesi ifade edilmiştir. Sekine yani sükkun halinde olanında faaliyeti olmadığından Hakk kulun âleti olmakta ve kul dinlenme halinde, Hakkk ise faaliyette olmaktadır.

eşşemsü vel kamerü bihusbanin “şems/güneş ve kamer/ay (hareketleri) hesab ile/a göredir.

“Güneş ve uyın hareketleri bir hesaba göredir.” Vahdet yaşantısında “Güneş” “Hakikat-i İlahiyeyi”, “Ay” “Hakikat-i Muhammediyye”yi, “yıldızlar” ise, “Hakikat-i Beşeriyyeti” ifade etmektedir.

Bunların her birerlerimizde faaliyete geçmeleri, gönül fezamızın irfaniyet yönünden faaliyete geçmesi demektir.

İşte “Nefes-i Rahmani” bütün fezayı doldurup da âlemler meydana geldikten sonra, ayet-i kerimelerdeki ifadeler, mana âleminden madde âlemine inmiş ve madde âlemindeki oluşumlardan bahsetmeye başlamış olmaktadır.

“Güneş ve ay hesaplıdır.”“

Onların dönüşleri, hareketleri, var oluşları kaç milyar sene sürmüştür?

Hepsinin bulunduğu şekliyle, bulunduğu yörüngeye yerleştirilmesi hep hesap iledir.

O ilk “sehab-ı muzî” (parlak bulut) yavaş yavaş kesafetleşmiş, parçalara bölünmüş ve nihayet dönüşümler fezada ulvî rakslar şeklinde ebedi olarak başlamıştır.

Böylece dünya

- evvela “hava”,

- sonra “ateş”,

- sonra “su” ve

- sonra da “toprak” devresinde zuhura gelmiştir.

Gerçek gibi görünen “yoklar”; hayali “var” gibi görünmeye başlamıştır.

“Musavvir” esmâsının zuhuru ile ayrı ayrı varlıklar meydana gelmiştir.[74]


وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ {الأنعام/97}

“Vehuve-llezî ce’ale lekumu-nnucûme litehtedû bihâ fî zulumâti-lberri velbahr(i) kad fessalnâ-l-âyâti likavmin ya’lemûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)