Fâliku-l-isbâhi vece'ale-lleyle sekenen ve-şşemse velkamera husbânâ(en)(c) żâlike takdîru-l'azîzi-l'alîm(i)
O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).
Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
En'âm Suresi 96. ayet, Allah'ın evrendeki yaratma ve düzenleme kudretini, özellikle zamanın ve gök cisimlerinin işleyişini vurgulamaktadır. Ayet, tanyerinin ağarması, gecenin sükûneti ve güneş ile ayın hesaplama aracı olarak yaratılmasını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'falk' kelimesinin bir şeyi ikiye ayırmak, yarmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fâliku'l-isbâh' ifadesi, gecenin karanlığını yararak sabahın aydınlığını ortaya çıkaran Allah'ın kudretini ifade eder. Bu, yoktan var etme ve düzenleme gücünün bir tezahürüdür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fâlik' kelimesini 'şâkk' (yaran) olarak açıklar. 'Fâliku'l-isbâh' ifadesini ise 'sabahı yaran, ortaya çıkaran' şeklinde yorumlar. Bu, mecazi bir anlatım olup, Allah'ın karanlıktan aydınlığı çıkarma eylemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'f-l-q' kökünün Kur'an'da 'yaratma' ve 'ortaya çıkarma' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Fâliku'l-isbâh' ifadesi, Allah'ın kozmik düzeni kuran ve sürdüren yaratıcı gücünü, özellikle de karanlıktan aydınlığa geçiş gibi temel bir doğa olayını kontrol etmesini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'isbâh' kelimesini 'sabahın başlangıcı, tanyeri' olarak açıklar. Ayetteki 'fâliku'l-isbâh' terkibi, Allah'ın geceyi yarıp sabahı ortaya çıkarması, yani aydınlığı yaratması anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'subh' ve 'isbâh' kelimelerinin sabah vaktini ifade ettiğini, 'isbâh'ın özellikle sabahın aydınlığının ortaya çıkışı anlamına geldiğini belirtir. Bu bağlamda, Allah'ın karanlığı giderip aydınlığı getiren kudretine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'seken' kelimesinin 'sükûnet, huzur, dinlenme' anlamına geldiğini ifade eder. Ayette 'geceyi seken kıldı' ifadesi, gecenin insanların dinlenmesi, huzur bulması ve hareketliliğin durulması için bir zaman dilimi olarak yaratıldığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'seken'in hem 'sükûnet' hem de 'sükûnetin sebebi' anlamına geldiğini belirtir. Gece, insanlar için hem fiziksel hem de ruhsal bir dinlenme ve sükûnet kaynağı olarak işlev görür, bu da Allah'ın yaratmasındaki hikmeti gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'seken' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'huzur, sükûnet, dinlenme' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'geceyi seken kılma' ifadesi, gecenin insanlara sağladığı fiziksel ve zihinsel rahatlamayı, Allah'ın insan yaşamı için koyduğu düzenin bir parçası olarak açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'husbân' kelimesinin 'hesaplama, ölçü' anlamına geldiğini belirtir. Güneş ve ayın 'husbân' kılınması, onların hareketlerinin zamanı, günleri, ayları ve yılları hesaplamak için birer ölçü birimi olarak yaratıldığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'husbân'ın 'hesaplama aracı' veya 'hesaplanan şey' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, güneş ve ayın hareketlerinin, insanların zamanı ve ibadet vakitlerini belirlemesi için birer gösterge olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'h-s-b' kökünün Kur'an'da 'hesaplama, ölçme, değerlendirme' gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Güneş ve ayın 'husbân' olarak yaratılması, Allah'ın evrendeki düzeninin mükemmelliğini ve bu düzenin insanlar için pratik bir fayda sağladığını, yani zamanı ölçme imkanı sunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takdîr' kelimesinin 'bir şeyi belli bir ölçüye göre yapmak, düzenlemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zâlike takdîru'l-azîzi'l-alîm' ifadesi, tanyerinin ağarması, gecenin dinlenme ve güneş ile ayın hesaplama aracı kılınmasının, Allah'ın mutlak kudret ve ilmiyle belirlenmiş kusursuz bir düzen olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'takdîr'in 'bir şeyi belli bir ölçü ve hikmetle yaratma' olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın evrendeki her şeyi bir plan ve düzen dahilinde var ettiğini, hiçbir şeyin tesadüfi olmadığını gösterir.
En'âm Sûresi
O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir). (6/96)
Karanlığın yarılması nefsi emmare karanlığın yarılması ve eşyanın hakikati olan Nûr’un bu âlemi hakikati ile aydınlatmasıdır. Gece ile Fenâfillah mertebesi ifade edilmiştir. Sekine yani sükkun halinde olanında faaliyeti olmadığından Hakk kulun âleti olmakta ve kul dinlenme halinde, Hakkk ise faaliyette olmaktadır.
eşşemsü vel kamerü bihusbanin “şems/güneş ve kamer/ay (hareketleri) hesab ile/a göredir.
“Güneş ve uyın hareketleri bir hesaba göredir.” Vahdet yaşantısında “Güneş” “Hakikat-i İlahiyeyi”, “Ay” “Hakikat-i Muhammediyye”yi, “yıldızlar” ise, “Hakikat-i Beşeriyyeti” ifade etmektedir.
Bunların her birerlerimizde faaliyete geçmeleri, gönül fezamızın irfaniyet yönünden faaliyete geçmesi demektir.
İşte “Nefes-i Rahmani” bütün fezayı doldurup da âlemler meydana geldikten sonra, ayet-i kerimelerdeki ifadeler, mana âleminden madde âlemine inmiş ve madde âlemindeki oluşumlardan bahsetmeye başlamış olmaktadır.
“Güneş ve ay hesaplıdır.”“
Onların dönüşleri, hareketleri, var oluşları kaç milyar sene sürmüştür?
Hepsinin bulunduğu şekliyle, bulunduğu yörüngeye yerleştirilmesi hep hesap iledir.
O ilk “sehab-ı muzî” (parlak bulut) yavaş yavaş kesafetleşmiş, parçalara bölünmüş ve nihayet dönüşümler fezada ulvî rakslar şeklinde ebedi olarak başlamıştır.
Böylece dünya
- evvela “hava”,
- sonra “ateş”,
- sonra “su” ve
- sonra da “toprak” devresinde zuhura gelmiştir.
Gerçek gibi görünen “yoklar”; hayali “var” gibi görünmeye başlamıştır.
“Musavvir” esmâsının zuhuru ile ayrı ayrı varlıklar meydana gelmiştir.[74]
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ {الأنعام/97}
“Vehuve-llezî ce’ale lekumu-nnucûme litehtedû bihâ fî zulumâti-lberri velbahr(i) kad fessalnâ-l-âyâti likavmin ya’lemûn(e)”