İçeriğe atla
En'âm 95Cüz 7 · Sayfa 140

En'âm Sûresi 95. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

İnna(A)llâhe fâliku-lhabbi ve-nnevâ(s) yuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti vemuḣricu-lmeyyiti mine-lhayy(i)(c) żâlikumu(A)llâhu feennâ tu/fekûn(e)

Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O'ndan) nasıl çevriliyorsunuz?

En'âm Sûresi

“İnna(A)llâhe fâliku-lhabbi ve-nnevâ yuhricu-lhayye mine-lmeyyiti vemuhricu-lmeyyiti mine-lhayy(i) zâlikumu(A)llâhu feennâ tu/fekûn(e)” Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? (6/95)


Bu âyet-i kerime dahi Cenâb-ı Hakk’ın ne kadar hayatın içinde olduğunu açık olarak ifade etmektedir.

Tabii ki tane ve çekirdeği Cenâb-ı Hakk kendi gelip yarmamaktadır. Ancak tane ve çekirdeğin oluşumunda her saniye gelişmelerini takip ve takviye eden sayısız “müdebbir melekler”, O’nun güçleri olduğundan oralarda oluşan faaliyetlerin mutlak sahibi de Hakk’ın kadir, rezzak ve daha bir-çok isimleri ile ta kendisidir.

Bu mevzuda da söylenecek çok şey vardır, ancak ga-yemiz bunların izahı değil açık olan gerçeklere biraz daha açıklık getirmeğe gayret etmektir.[71]

“Şüphesiz ki çekirdeği ve taneyi (içlerinden bitki ve ağaç çıkarmak için) yarıp çatlatan,” açık olarak görüldüğü gibi, çekirdeğin ve tanenin içinden çıkanlardan bahsediyor işte bu hadise yaratma değil zâten çekirdeğin ve tanenin içinde özünde var olanın, vakti geldiğinde yarılıp çatlayınca, yani “perdesi açıldığında”, ortaya çıkmasıdır. Geçmiş sayfalarda karşı çıktığın kelimeleri, ayeti kerimenin nasıl tasdik ettiği açık olarak gözüyor.

Açık olarak görüldüğü gibi, zâten batında var olanın zuhura çıkmasıdır. Yoktan vararedilen yaratma değildir. İzafi-geçici yoklukta programı olan varlığın, latif âlemden “zahera” ismi ile zuhur edip meydana gelmeleridir bu oluşum, “zuhur ve tecelli” ismini almaktadır. T.B.[72]

Bu Âyet-i Kerîme’ sıfât mertebesinden bir ifâdedir.

Her birerlerimiz birer tohum gibiyiz. Ancak nefsi mânâda yaşandığı sürece bu tohumdan bir şey çıkması mümkün olmamaktadır. “E lem neşrah leke sadrek” (94/1) ile o göğüs açılmaz ise o çekirdek yarılıp filiz vermez, hakîkati olarak içinde durur ancak filiz vermez. Bu çekirdekten gaye bir bakıma, birimsel kimliğimiz, iken bir bakıma hakîkatimizde olan “ve nefahtü”dür.

Evvelce nefsimiz kendini bağımsız birim olarak var zannettiğinden Hakkel olarak ölü hükmünde idi çünkü ilâhî hakîkatlerden habersizdi. Ne zaman ki bir İnsân-ı kâmilin nefhâyı ilâhîyyesi gelir, oraya ve “sen ölü değilsin, uyan ve kalk artık!” dediği zaman, artık o çekirdekte, yavaş, yavaş açılmalar başlar ve sonuçta o ölüden diri çıkar.

Diğer yönüyle ise hakîkatinde dipdiri olan “ve nefahtü” o çekirdekte faaliyete geçmez ve devre dışı kalırsa ölü hükmünde olur, bu durumda da “canlıdan ölü çıkar.” İlâh-î hakîkatlerde yaşantı olarak tahakkuk etmeyen bilgilerin kaynağı hayâldir. Bu nedenle canlı bir birimden gelen etki ancak karşı tarafı canlandırır. İşte bu hakikatleri bu şekilde idrâk etmeyenler her gün ölmektedirler çünkü zaman ilerlemektedir, idrâk ederek hakîkatlerini yaşayanlar ise hergün tekrar dirilmektedirler.

Madenler ve bitkilerde de “Hayy” tecellisi olmasına rağmen “hayvan” ismi bu tecellinin kemâli olarak “hayvanlara” verilmiştir. Madenler ve bitkilerdeki hayât yere bağımlı olan bir hayâttır oysa hayvanlar bağımsız olarak hareket edebilmektedirler. İşte bizler de beden îtibarıyla bu hayât sâhibi varlıklardanız ancak Cenâb-ı Hakk (c.c) bize bir ilâvesiyle konuşmamız vardır, Allah’ı şuurlu olarak idrâk etme vardır. Bu nedenle insan cinsi olarak ilk ismimiz “konuşan hayvan” “hayvân-ı nâtık” daha sonra “nefsi nâtıka”dır. Daha sonrası “İnsân-ı nâtık’tır.” Bunların sonrası ise “Kur’ân-ı nâtık”tır.[73]


فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ {الأنعام/96}

“Fâliku-l-isbâhi vece’ale-lleyle sekenen ve-şşemse velkamera husbânâ(en) zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm(i)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)