İnna(A)llâhe fâliku-lhabbi ve-nnevâ(s) yuḣricu-lhayye mine-lmeyyiti vemuḣricu-lmeyyiti mine-lhayy(i)(c) żâlikumu(A)llâhu feennâ tu/fekûn(e)
Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O'ndan) nasıl çevriliyorsunuz?
Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O'dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz?
En'âm Suresi'nin 95. ayeti, Allah'ın yaratma ve diriltme kudretini tohum ve çekirdek metaforu üzerinden vurgular. Ayet, cansızdan canlıyı, canlıdan cansızı çıkarma mucizesini ele alarak tevhid inancının temelini oluşturan ilahi kudreti dilbilimsel ve semantik derinlikle işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Falk (فلق) kelimesi, bir şeyi ikiye ayırmak, bölmek anlamına gelir. Ayetteki 'fâliku'l-habbi ve'n-nevâ' ifadesi, Allah'ın tohumu ve çekirdeği yararak içinden bitkiyi çıkarması, yani cansızdan canlıyı var etmesi kudretini gösterir. Bu, ilahi yaratıcılığın ve kudretin bir delilidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fâlik kelimesi, 'yarıcı' demektir. Habbi ve'n-nevâ'yı yarmak, onların içinden bitkileri çıkarmak demektir. Bu ifade, Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını mecazi bir anlatımla ortaya koyar; cansız gibi görünen tohum ve çekirdekten hayat fışkırtmasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'falk' kavramı, genellikle Allah'ın yaratıcı gücünü ve evrendeki düzeni ifade etmek için kullanılır. Özellikle 'fâliku'l-habbi ve'n-nevâ' ifadesi, Allah'ın cansız maddeden hayatı çıkarması, yani 'ex nihilo' (yoktan var etme) kudretinin bir sembolüdür. Bu, Allah'ın mutlak yaratıcı ve diriltici vasfını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Habb (حب), ekilen ve topraktan biten her türlü tanedir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bu taneleri yararak onlardan bitkileri çıkarması, yani cansızdan canlıyı meydana getirme kudretini gösterir. Bu, Allah'ın yaratıcılığının somut bir delilidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Habb (حب), bitkilerin tohumlarıdır. Ayette 'fâliku'l-habbi' ifadesi, Allah'ın bu tohumları yararak içlerinden filizleri çıkarması, onlara hayat vermesi anlamındadır. Bu, Allah'ın kudretinin ve hikmetinin bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nevâ (نوى), hurma ve benzeri meyvelerin çekirdeğidir. Ayetteki 'fâliku'n-nevâ' ifadesi, Allah'ın bu çekirdekleri yararak içlerinden ağaçları çıkarması, yani cansızdan canlıyı var etmesi kudretini vurgular. Bu, Allah'ın yaratıcı gücünün bir başka örneğidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nevâ (نوى), hurma çekirdeği ve benzeri çekirdekler için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın bu çekirdekleri yararak onlardan büyük ağaçlar çıkarması, O'nun sonsuz kudretini ve yaratıcılığını gösterir. Bu, cansızdan canlıyı çıkarma mucizesinin bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhrâc (إخراج), bir şeyi bir yerden dışarı çıkarmaktır. Ayette 'yuhricu'l-hayye mine'l-meyyit' ifadesi, Allah'ın canlıyı ölüden, yani cansızdan çıkarması, örneğin tohumdan bitkiyi veya yumurtadan civcivi çıkarması anlamındadır. Bu, Allah'ın hayat verici ve yaratıcı kudretinin bir delilidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yuhricu (يخرج) fiili, Allah'ın yaratma eylemini ve kudretini ifade eder. Özellikle 'ölüyü diriden, diriyi ölüden çıkarması' ifadesi, Allah'ın evrendeki sürekli yaratma ve dönüştürme gücünü gösterir. Bu, Allah'ın mutlak hakimiyetinin ve eşsizliğinin bir kanıtıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'ihrâc' fiili, genellikle Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını vurgulamak için kullanılır. Cansızdan canlıyı, canlıdan cansızı çıkarma eylemi, Allah'ın varlığının ve birliğinin en açık delillerinden biridir. Bu, aynı zamanda ahiret inancının da bir ön hazırlığıdır; zira ölü topraktan bitki çıkaran Allah, ölüleri de diriltecektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayy (حي), hayat sahibi olan demektir. Ayetteki 'el-hayye mine'l-meyyit' ifadesi, Allah'ın canlıyı cansızdan, örneğin bitkiyi tohumdan veya insanı nutfeden çıkarması anlamındadır. Bu, Allah'ın hayat verici ve yaratıcı sıfatının bir tecellisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayy (حي), varlığı kendiliğinden olan ve hayat sahibi olan demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın cansız maddeden hayatı var etme kudretini gösterir. Bu, Allah'ın mutlak yaratıcı ve diriltici gücünün bir kanıtıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Meyyit (ميت), hayatı olmayan, ölü demektir. Ayetteki 'el-meyyite mine'l-hayy' ifadesi, Allah'ın ölü olanı canlıdan, örneğin yumurtayı tavuktan veya tohumu bitkiden çıkarması anlamındadır. Bu, Allah'ın yaratma ve dönüştürme kudretinin bir başka yönünü gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'meyyit' kavramı, sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda manevi ölümü veya cansızlığı da ifade edebilir. Bu ayette ise, 'el-hayye mine'l-meyyit' ve 'el-meyyite mine'l-hayy' ifadeleri, Allah'ın evrendeki sürekli yaratma ve dönüştürme döngüsünü, yani cansızdan canlıyı ve canlıdan cansızı çıkarma kudretini vurgular. Bu, Allah'ın mutlak gücünün ve varlığının bir delilidir.
En'âm Sûresi
“İnna(A)llâhe fâliku-lhabbi ve-nnevâ yuhricu-lhayye mine-lmeyyiti vemuhricu-lmeyyiti mine-lhayy(i) zâlikumu(A)llâhu feennâ tu/fekûn(e)” Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? (6/95)
Bu âyet-i kerime dahi Cenâb-ı Hakk’ın ne kadar hayatın içinde olduğunu açık olarak ifade etmektedir.
Tabii ki tane ve çekirdeği Cenâb-ı Hakk kendi gelip yarmamaktadır. Ancak tane ve çekirdeğin oluşumunda her saniye gelişmelerini takip ve takviye eden sayısız “müdebbir melekler”, O’nun güçleri olduğundan oralarda oluşan faaliyetlerin mutlak sahibi de Hakk’ın kadir, rezzak ve daha bir-çok isimleri ile ta kendisidir.
Bu mevzuda da söylenecek çok şey vardır, ancak ga-yemiz bunların izahı değil açık olan gerçeklere biraz daha açıklık getirmeğe gayret etmektir.[71]
“Şüphesiz ki çekirdeği ve taneyi (içlerinden bitki ve ağaç çıkarmak için) yarıp çatlatan,” açık olarak görüldüğü gibi, çekirdeğin ve tanenin içinden çıkanlardan bahsediyor işte bu hadise yaratma değil zâten çekirdeğin ve tanenin içinde özünde var olanın, vakti geldiğinde yarılıp çatlayınca, yani “perdesi açıldığında”, ortaya çıkmasıdır. Geçmiş sayfalarda karşı çıktığın kelimeleri, ayeti kerimenin nasıl tasdik ettiği açık olarak gözüyor.
Açık olarak görüldüğü gibi, zâten batında var olanın zuhura çıkmasıdır. Yoktan vararedilen yaratma değildir. İzafi-geçici yoklukta programı olan varlığın, latif âlemden “zahera” ismi ile zuhur edip meydana gelmeleridir bu oluşum, “zuhur ve tecelli” ismini almaktadır. T.B.[72]
Bu Âyet-i Kerîme’ sıfât mertebesinden bir ifâdedir.
Her birerlerimiz birer tohum gibiyiz. Ancak nefsi mânâda yaşandığı sürece bu tohumdan bir şey çıkması mümkün olmamaktadır. “E lem neşrah leke sadrek” (94/1) ile o göğüs açılmaz ise o çekirdek yarılıp filiz vermez, hakîkati olarak içinde durur ancak filiz vermez. Bu çekirdekten gaye bir bakıma, birimsel kimliğimiz, iken bir bakıma hakîkatimizde olan “ve nefahtü”dür.
Evvelce nefsimiz kendini bağımsız birim olarak var zannettiğinden Hakkel olarak ölü hükmünde idi çünkü ilâhî hakîkatlerden habersizdi. Ne zaman ki bir İnsân-ı kâmilin nefhâyı ilâhîyyesi gelir, oraya ve “sen ölü değilsin, uyan ve kalk artık!” dediği zaman, artık o çekirdekte, yavaş, yavaş açılmalar başlar ve sonuçta o ölüden diri çıkar.
Diğer yönüyle ise hakîkatinde dipdiri olan “ve nefahtü” o çekirdekte faaliyete geçmez ve devre dışı kalırsa ölü hükmünde olur, bu durumda da “canlıdan ölü çıkar.” İlâh-î hakîkatlerde yaşantı olarak tahakkuk etmeyen bilgilerin kaynağı hayâldir. Bu nedenle canlı bir birimden gelen etki ancak karşı tarafı canlandırır. İşte bu hakikatleri bu şekilde idrâk etmeyenler her gün ölmektedirler çünkü zaman ilerlemektedir, idrâk ederek hakîkatlerini yaşayanlar ise hergün tekrar dirilmektedirler.
Madenler ve bitkilerde de “Hayy” tecellisi olmasına rağmen “hayvan” ismi bu tecellinin kemâli olarak “hayvanlara” verilmiştir. Madenler ve bitkilerdeki hayât yere bağımlı olan bir hayâttır oysa hayvanlar bağımsız olarak hareket edebilmektedirler. İşte bizler de beden îtibarıyla bu hayât sâhibi varlıklardanız ancak Cenâb-ı Hakk (c.c) bize bir ilâvesiyle konuşmamız vardır, Allah’ı şuurlu olarak idrâk etme vardır. Bu nedenle insan cinsi olarak ilk ismimiz “konuşan hayvan” “hayvân-ı nâtık” daha sonra “nefsi nâtıka”dır. Daha sonrası “İnsân-ı nâtık’tır.” Bunların sonrası ise “Kur’ân-ı nâtık”tır.[73]
فَالِقُ الإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ {الأنعام/96}
“Fâliku-l-isbâhi vece’ale-lleyle sekenen ve-şşemse velkamera husbânâ(en) zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm(i)”