Ve-in fâtekum şey-un min ezvâcikum ilâ-lkuffâri fe'âkabtum feâtû-lleżîne żehebet ezvâcuhum miśle mâ enfekû(c) vettekû(A)llâhe-lleżî entum bihi mu/minûn(e)
Eğer eşlerinizden biri kafirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
Mümtehine Suresi'nin 11. ayeti, müminlerin kafir eşleriyle ilgili mali haklarını ve Allah'a karşı takvalı olma yükümlülüğünü ele almaktadır. Ayet, özellikle 'fâtakum', 'akabtum', 'azwâc' ve 'ittakû' gibi kavramlar üzerinden hukuki ve ahlaki bir çerçeve çizmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fevât (فوت), bir şeyin vaktinin geçmesi veya ele geçmemesi anlamına gelir. Ayetteki 'fâtakum' ifadesi, müminlerin kafir eşlerine verdikleri mehir veya nafakanın, eşlerinin kafirlere katılmasıyla müminlerin elinden çıkmasını, yani kaybolmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fevât, bir şeyin zayi olması, kaybolması demektir. Burada, müminlerin eşlerine harcadıkları malların, eşlerinin kafirlerin yanına gitmesiyle müminler için bir kayıp haline gelmesini mecazi olarak anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Akabe (عاقب), bir şeye karşılık vermek, bir zararı telafi etmek veya bir bedel ödemek demektir. Ayetteki 'fe-âkabtum' ifadesi, müminlerin kafir eşleri nedeniyle uğradıkları mali kaybın, ganimetten veya başka bir yolla telafi edilmesi, yani karşılığının verilmesi gerektiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Akabe, bir şeyin ardından gelmek veya bir şeye karşılık vermek manasına gelir. Burada, müminlerin eşlerinin kafirlere gitmesiyle oluşan kaybın ardından, bu kaybın telafisi için bir karşılık verilmesini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevc (زوج), hem erkek hem de kadın için kullanılan, evlilik bağıyla birbirine bağlı olan iki kişiden her biridir. Ayetteki 'ezvâciküm' ifadesi, mümin erkeklerin kafir olan eşlerini ve kafir erkeklerin mümin olan eşlerini ifade eder, bu da evlilik bağının dini farklılıklar nedeniyle sona ermesi durumunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zevc kavramı Kur'an'da sadece biyolojik eşleşmeyi değil, aynı zamanda bir bütünün iki parçasını veya birbirini tamamlayan iki unsuru da ifade eder. Bu ayette ise, özellikle evlilik akdiyle bir araya gelmiş, ancak dini farklılıklar nedeniyle ayrılık yaşayan eşleri belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnfak (إنفاق), malı harcamak, tüketmek veya bir şeye sarf etmektir. Ayetteki 'enfekû' ifadesi, mümin erkeklerin eşlerine mehir olarak veya nafaka olarak harcadıkları malları ifade eder ve bu harcamanın karşılığının ödenmesi gerektiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İnfak, bir malı Allah yolunda veya başka bir amaçla harcamaktır. Burada, müminlerin eşlerine yaptıkları mali harcamaların, eşlerinin kafirlere gitmesi durumunda telafi edilmesi gereken bir hak olarak ele alındığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva (تقوى), nefsi korkulan şeylerden korumaktır. Şeriatta ise, nefsi günahlardan korumakla gerçekleşir. Ayetteki 'ittakû' emri, müminlerin bu hukuki düzenlemeleri uygularken Allah'ın sınırlarını gözetmelerini, O'na karşı gelmekten sakınmalarını ve adaletle hareket etmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva, Kur'an'ın merkezi kavramlarından biridir ve Allah'a karşı duyulan derin saygı, korku ve sorumluluk bilincini ifade eder. Bu ayette, mali hakların düzenlenmesi gibi dünyevi bir meselede bile Allah'ın emirlerine riayet etmenin ve O'na karşı gelmekten sakınmanın önemini vurgular.
Mümtehine Sûresi
Eğer salik derslerinde ve tefekküründe tekrar nefsi emmarenin geri haline düşerse ve eski yaşantısına dönerse ve belli bir süre sonra hakikat yoluna dönmek bir isterse yola ve yolun büyüklerine ve yol ehline karşı bir edepsizlikleri olmamış ise ikinci bir şansı hakk eder. Gelene git, gidene gel denmez. Aksi bir durum yoksa ona tekrar çalıştığı geldiği seviyeden başlama hakkı verilir. Salikte bu geldiği yeri hatırlayıp çalışmalarına devam etmelidir.
Nusret Babam (r.a.) “salik bazen geminin arkasında, bazen önünde olur” der.
İki Yiğit Çıktı Meydana, İkisi de Birbirinden Merdane, Pehlivan Pehlivan Yendim Diye Sevinme, Yenildim Diye Üzülme… Diye er meydanın bir sözü vardır. Onun için nerede olduğuna bakmadan tavsiyelere uymalı ve nefsi emmare ile olan savaşta daimi olunmalıdır. (M.D.)
"Eşlerinizden Biri, Kâfirlere Gitse (İn Zâhebet İmraetün Ahadikum İle'l-Küffâr)": Nefsin Geri Dönüş Tehlikesi, “terbiye olmuş, hakikate yönelmiş bir nefsin (mü'minât), tekrar eski küfür ve nefsânîlik haline (küffâr) geri dönme, kayma ihtimali"dir. Tasavvuf yolunda bu, "irtidâd-ı ma'nevî" (manevi dönüş) veya "sülûkte gerileme" tehlikesidir. Nefis, bir anlık gaflet, şehvet veya gururla, kazanılmış manevi makamı terk edip eski bataklığına dönebilir. Bu, en büyük tehlike ve kayıptır.
"Siz de (Onlara Karşı Zafer Kazanıp) Ganimet Alırsanız (Fe Âkabekum Fa's'ın)": "Ganimet (fey')", burada "nefs üzerinde kazanılan zaferin, mücâhede sonucu elde edilen manevi kazanç ve fetih"dir. Bu, kaybedilen nefsin (kaçan kadın) yerine, "daha üstün bir manevi hal, yeni bir marifet veya güçlü bir yakîn" kazanmaktır. İçsel savaşta (cihâd-ı ekber), bir zafer (feth), genellikle bir kaybın telafisi ve ötesinde bir kemal getirir. Örneğin, nefsin bir zaafından (cimrilik) kurtulmak, onun yerine cömertlik gibi bir faziletin (ganimet) kazanılmasıdır.
"Eşleri Gitmiş Olanlara, (Eski) Hanımlarına Harcadıkları Mehir Kadar (Ganimetten) Verin (Fe Âtûllezîne Zehebet Ezvâcuhum Misle Mâ Enfekû)":
Tasavvufî yolculuktaki "denge (mîzan) ve adalet (adl)" ilkesinin ta kendisidir. Manevi yolcu (sâlik), bir nefsî zaafını (kayıp) telafi etmek ve ondan ders almak zorundadır.
"Eski Hanıma Harcanan Mehir": Bu, o kaybedilen nefs haline (zaafa) "harcanan zaman, emek, dikkat ve enerji"dir. Belki uzun süre o zaaf ile uğraşılmış, onunla mücadele edilmiştir.
"Ganimetten Vermek": Elde edilen yeni manevi kazanç (ganimet) ile o eski kayba (harcanan emeğe) bir "denklik (misl)" sağlamak gerekir. Yani, "O zaaf için harcadığım çabayı, şimdi kazandığım bu fazilet ile dengeleyeyim, onun üzerine bina edeyim." Bu, bir tür "içsel tazminat" ve "tecdîd" (yenileme) hareketidir. Kayıp, kazanca dönüştürülmelidir.
Kendisine İman Ettiğiniz Allah’tan Korkup (Hakkı Gözetin) (Vettekūllahe-llezi Entum Bihi Mu'minûn)": Bu emir, tüm bu içsel sürecin (kayıp, ganimet, tazminat) ancak "takvâ" ile sahih olacağını bildirir. Takvâ, Allah'ı görür gibi ibadet etmek (ihsan) ve O'nun gazabından sakınmaktır. Burada özel anlamı: "Bu içsel hesapları ve adaleti, sadece Allah için (li-vechillâh) ve O'nun müşahedesi (ru'yetullah) altında yapın." Nefsin kaybına üzülmek veya ganimetine gururlanmak, bu süreci bozar. Asıl olan, her halde Allah'a yönelmek (ittikâ) ve O'na imanın gereğini yerine getirmektir. Takvâ, nefsin bu inceliklerde hile yapmasını (keyd) engelleyen en büyük koruyucudur.[24]