İçeriğe atla
Mümtehine 11Cüz 28 · Sayfa 550

Mümtehine Sûresi 11. Âyet

الممتحنة

Sohbete sor

Ve-in fâtekum şey-un min ezvâcikum ilâ-lkuffâri fe'âkabtum feâtû-lleżîne żehebet ezvâcuhum miśle mâ enfekû(c) vettekû(A)llâhe-lleżî entum bihi mu/minûn(e)

Eğer eşlerinizden biri kafirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, eşleri gidenlere sarf ettikleri (mehir) kadarını verin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

Mümtehine Sûresi

Eğer salik derslerinde ve tefekküründe tekrar nefsi emmarenin geri haline düşerse ve eski yaşantısına dönerse ve belli bir süre sonra hakikat yoluna dönmek bir isterse yola ve yolun büyüklerine ve yol ehline karşı bir edepsizlikleri olmamış ise ikinci bir şansı hakk eder. Gelene git, gidene gel denmez. Aksi bir durum yoksa ona tekrar çalıştığı geldiği seviyeden başlama hakkı verilir. Salikte bu geldiği yeri hatırlayıp çalışmalarına devam etmelidir.

Nusret Babam (r.a.) “salik bazen geminin arkasında, bazen önünde olur” der.

İki Yiğit Çıktı Meydana, İkisi de Birbirinden Merdane, Pehlivan Pehlivan Yendim Diye Sevinme, Yenildim Diye Üzülme… Diye er meydanın bir sözü vardır. Onun için nerede olduğuna bakmadan tavsiyelere uymalı ve nefsi emmare ile olan savaşta daimi olunmalıdır. (M.D.)

"Eşlerinizden Biri, Kâfirlere Gitse (İn Zâhebet İmraetün Ahadikum İle'l-Küffâr)": Nefsin Geri Dönüş Tehlikesi, “terbiye olmuş, hakikate yönelmiş bir nefsin (mü'minât), tekrar eski küfür ve nefsânîlik haline (küffâr) geri dönme, kayma ihtimali"dir. Tasavvuf yolunda bu, "irtidâd-ı ma'nevî" (manevi dönüş) veya "sülûkte gerileme" tehlikesidir. Nefis, bir anlık gaflet, şehvet veya gururla, kazanılmış manevi makamı terk edip eski bataklığına dönebilir. Bu, en büyük tehlike ve kayıptır.

"Siz de (Onlara Karşı Zafer Kazanıp) Ganimet Alırsanız (Fe Âkabekum Fa's'ın)":  "Ganimet (fey')", burada "nefs üzerinde kazanılan zaferin, mücâhede sonucu elde edilen manevi kazanç ve fetih"dir. Bu, kaybedilen nefsin (kaçan kadın) yerine, "daha üstün bir manevi hal, yeni bir marifet veya güçlü bir yakîn" kazanmaktır. İçsel savaşta (cihâd-ı ekber), bir zafer (feth), genellikle bir kaybın telafisi ve ötesinde bir kemal getirir. Örneğin, nefsin bir zaafından (cimrilik) kurtulmak, onun yerine cömertlik gibi bir faziletin (ganimet) kazanılmasıdır.

"Eşleri Gitmiş Olanlara, (Eski) Hanımlarına Harcadıkları Mehir Kadar (Ganimetten) Verin (Fe Âtûllezîne Zehebet Ezvâcuhum Misle Mâ Enfekû)":

Tasavvufî yolculuktaki "denge (mîzan) ve adalet (adl)" ilkesinin ta kendisidir. Manevi yolcu (sâlik), bir nefsî zaafını (kayıp) telafi etmek ve ondan ders almak zorundadır.

"Eski Hanıma Harcanan Mehir": Bu, o kaybedilen nefs haline (zaafa) "harcanan zaman, emek, dikkat ve enerji"dir. Belki uzun süre o zaaf ile uğraşılmış, onunla mücadele edilmiştir.

"Ganimetten Vermek": Elde edilen yeni manevi kazanç (ganimet) ile o eski kayba (harcanan emeğe) bir "denklik (misl)" sağlamak gerekir. Yani, "O zaaf için harcadığım çabayı, şimdi kazandığım bu fazilet ile dengeleyeyim, onun üzerine bina edeyim." Bu, bir tür "içsel tazminat" ve "tecdîd" (yenileme) hareketidir. Kayıp, kazanca dönüştürülmelidir.

Kendisine İman Ettiğiniz Allah’tan Korkup (Hakkı Gözetin) (Vettekūllahe-llezi Entum Bihi Mu'minûn)": Bu emir, tüm bu içsel sürecin (kayıp, ganimet, tazminat) ancak "takvâ" ile sahih olacağını bildirir. Takvâ, Allah'ı görür gibi ibadet etmek (ihsan) ve O'nun gazabından sakınmaktır. Burada özel anlamı: "Bu içsel hesapları ve adaleti, sadece Allah için (li-vechillâh) ve O'nun müşahedesi (ru'yetullah) altında yapın." Nefsin kaybına üzülmek veya ganimetine gururlanmak, bu süreci bozar. Asıl olan, her halde Allah'a yönelmek (ittikâ) ve O'na imanın gereğini yerine getirmektir. Takvâ, nefsin bu inceliklerde hile yapmasını (keyd) engelleyen en büyük koruyucudur.[24]