Lâ yenhâkumu(A)llâhu ‘ani-lleżîne lem yukâtilûkum fî-ddîni velem yuḣricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim(c) inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn(e)
Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.
Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.
Mümtehine Suresi'nin 8. ayeti, Müslümanların, kendileriyle savaşmayan ve yurtlarından çıkarmayan gayrimüslimlere karşı tutumunu belirler. Ayet, 'iyilik yapma' ve 'adaletli davranma' kavramları üzerinden, dinî farklılıklara rağmen insani ilişkilerde barışçıl ve hakkaniyetli bir yaklaşımı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nehy, bir şeyi yapmaktan alıkoymak, men etmektir. Ayetteki 'lâ yenhâkum' ifadesi, Allah'ın bu tür insanlara iyilik yapmayı ve adil davranmayı yasaklamadığını, aksine buna izin verdiğini belirtir. Bu, nehyin zıddı olan izin ve ruhsat anlamını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nehy, bir işi yapmaktan alıkoymaktır. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın müminlere, kendileriyle savaşmayan ve yurtlarından çıkarmayan kimselere karşı iyilik yapma ve adaletli davranma konusunda bir yasak koymadığını, dolayısıyla bu davranışların caiz olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Katl, cana kıymak, öldürmektir. Mufâale babından 'mukâtele', karşılıklı savaşmak demektir. Ayetteki 'lem yukâtilûkum' ifadesi, bu kişilerin müminlere karşı aktif bir savaş eylemine girişmediklerini, dolayısıyla onlara karşı düşmanca bir tutum sergilemediklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Katl, ruhu bedenden ayırmaktır. 'Mukâtele' ise iki taraf arasında cereyan eden savaştır. Ayetteki bağlamda, din farklılığına rağmen müminlere karşı fiili bir düşmanlık ve savaş hali içinde olmayan kimselere işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâr, bir yerin etrafını çeviren şeydir, sonra ikamet edilen yer için kullanılır. Ayetteki 'min diyârikum' ifadesi, bu kişilerin müminleri vatanlarından, evlerinden zorla çıkarmadıklarını, yani onlara karşı bir zulüm ve sürgün eylemi gerçekleştirmediklerini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dâr, mesken ve menzil anlamındadır. Ayetteki kullanımı, müminlerin yaşadıkları topraklardan, evlerinden zorla uzaklaştırılma eylemine karışmayan kimselere karşı gösterilmesi gereken insani muameleyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Birr, geniş kapsamlı iyilik ve itaat demektir. Ayetteki 'en teberrûhum' ifadesi, Müslümanların, kendileriyle savaşmayan ve yurtlarından çıkarmayan gayrimüslimlere karşı sadece adaletli olmakla kalmayıp, onlara karşı iyilik ve ihsanda bulunmalarının da caiz olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Birr kavramı, Kur'an'da genellikle geniş kapsamlı bir iyilik ve dindarlık anlamında kullanılır. Bu ayette ise, dinî farklılıklara rağmen insanlara karşı gösterilmesi gereken ahlaki bir erdem olarak, iyilik ve şefkatli davranışı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıst, adalet ve hakkaniyetle davranmaktır. Ayetteki 've tuksitû ileyhim' ifadesi, Müslümanların, bu kişilere karşı her türlü ilişkilerinde adaletten ayrılmamaları gerektiğini, haklarını gözetmeleri gerektiğini emreder. Bu, sadece iyilik yapmakla kalmayıp, aynı zamanda hakkaniyetli olmayı da kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kıst kelimesi, Kur'an'da genellikle adalet, hakkaniyet ve denge anlamlarında kullanılır. Bu ayette, dinî farklılıklara rağmen insanlara karşı gösterilmesi gereken temel bir ahlaki ilke olarak, tarafsız ve adil davranmayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kıst, adaletin kendisidir. Ayetteki 'tuksitû' fiili, müminlerin, kendileriyle savaşmayan ve yurtlarından çıkarmayan kimselere karşı her türlü muamelelerinde adaleti esas almalarını, hak ve hukuklarına riayet etmelerini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Muksit, adaleti yerine getiren, adil davranan kimsedir. Ayetteki 'innallâhe yuhibbu'l-muksitîn' ifadesi, Allah'ın adaletli davrananları sevdiğini belirterek, bu davranışın Allah katındaki değerini ve önemini vurgular. Bu, müminleri adalete teşvik eden güçlü bir motivasyondur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Muksit, kıstı uygulayan, yani adaletle hükmeden veya adaletle davranan kişidir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, din farklılığına bakmaksızın, insanlara karşı adaletli davrananları sevdiğini açıkça ifade eder, bu da adaletin evrensel bir değer olduğunu gösterir.
Câsiye Sûresi
95) Terzi Baba (8) (19/53)
96) Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk: (41) Fussilet Sûresi
103) Terzi Baba Yüksek Lisans Tezi
118) (52) Tûr Sûresi ve M. Nusret Tura Hz.
129) Terzi Baba Divanı (Tüm Şiirlerim)
177) Necdet Ardıç'ın Tasavvuf Anlayışında Seyr ü Süluk Mertebeleri (İlâhiyat Tezi)
213) 1-Gökyüzü İnsanları araştırması.
214) 2-Gökyüzü İnsanları araştırması.
(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem (a.s.)
88) Nusret Tura Divanı - Erler Demine
Terzi Baba kitapları sıra listesi
KAYNAKÇA
1. KUR'ÂN VE HADîS
2. VEHB : Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim.
3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.
4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi'i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlemizden müşâhede ile toplanan ilim.
(Gönülden Esintiler)
1) Necdet Divanı
2) Hacc Divanı
3) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri
4) "Lübb-ül Lü'b ve Sırr-üs Sırrı" (Osmanlıca'dan Çeviri)
5) Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler
6) Mübarek Geceler ve Bayramlar
7) İslâm, Îmân, İhsân, Îkân
8) Tuhfetü'l Uşşâki (Osmanlıca'dan Çeviri)
9) Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet
10) Kelime-i Tevhid
11) Vâhy ve Cebrâil
12) Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm (Yıldız) Sûresi
13) (13) On Üç ve Hakîkat-i İlâhiyye
14) İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri ve Şerhi
15) (6) Peygamber (1): Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)
16) Divan (3)
17) Kevkeb: Kayan "Yıldız"lar
18) Hz. Peygamberimiz Efendimizi Rû'ya-da Görmek
19) Sûre-i Feth ve Fethin Hakîkati
20) Terzi Baba Umre Dosyası (2009)
21) (6) Peygamber (2): Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)
Mümtehine Sûresi
Efendimiz (s.a.v.) Medine’ye hicretinde Yahudiler ile Medine anlaşması yapmıştır. Medine “Medeni “olmak üzere yapılan anlaşması Medeniyet anlaşmasıdır. (M.D.) Medine Vesikası, İslam tarihinin en önemli belgelerinden biri olma özelliğine sahiptir. İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed'in Medine'ye hicret ettikten sonra, şehirde yaşayan farklı din, kültür ve ırktan insanlar arasında birlik, barış ve adaletin sağlanması için kabul edilen bir vesikadır.
Kişinin kendi varlığında bulunan nefsi emmare ona muti olduktan sonra artık nefsinin dizginlerini elinde tutmak şartı ile onla anlaşma yapıp nefsine insaf ve adalet ile davranmalıdır. “Adl” kalb hikmetidir. Kişide kalb hikmeti ile muamele etmeye başladığı zaman orada “Şuaybiyet hakikati” oluşmuştur. Ve bu kalb, akıl Mûsâ’sının eğitimini üstlenecektir. (M.D.)
“Birr" ve "ihsan" kavramları, velâyet makamının bir gereği olarak, varlığa Allah'ın nazarıyla (gözüyle) bakmanın sonucudur.[17]
“Birr” “Berr” “Berr” ise Berat tır. Haikatte iyilik ederler Berat gecesine ulaşıp idrak edenlerdir.
Ber’at gecesi sadece senede bir defa gelen bir gece değil, ayrıca hayatında gerçek bir yaşam olan “kendine ulaşma” yolunda büyük bir aşamadır.
Kişi kendine ulaşamazsa Hak’ka da ulaşmasına yol yoktur.
Birimsel varlığın Hak yolunda en büyük engeli kendine ulaşamamasıdır.
İşte bu nedenle burası bir yol ayrımıdır.
Burada ya benliği ile hayatını sonuna kadar sürdürür, Hak’tan ayrı düşersin veyahut kendini aradan kaldırır, gerçek batını “berr”e ulaşır beratını alırsın:
İşte o zaman kıblen değişir, gerçek kıblene dönersin. Özel hitapların gelmeye başladığı yer burasıdır.
Onun için Kuran-ı Keriym bu gecede dünya semasına inmeye başlamıştır, bir başka ifade ile senin gönül semana ilahi hakikatler inmeye başlar. Çok yüce ve ulvi hallerin başladığı bu hali Cenab-ı Hak cümlemize nasib etsin.[18] “ İz- -T-B- ”