İçeriğe atla
Mümtehine 9Cüz 28 · Sayfa 550

Mümtehine Sûresi 9. Âyet

الممتحنة

Sohbete sor

İnnemâ yenhâkumu(A)llâhu ‘ani-lleżîne kâtelûkum fî-ddîni ve aḣracûkum min diyârikum ve zâherû ‘alâ iḣrâcikum en tevellevhum(c) vemen yetevellehum feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)

Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

Mümtehine Sûresi

Âyette, Ahadiyet mertebesi, Uluhiyet mertebesinin emrini anlatmaktadır.


Din uğrunda sizin ile din uğrunda sizinle savaşanlar Medine vesikanı bozan Yahudiler ve din uğrunda savaşıp ülkenizden çıkaranlar yani Mekke’den çıkaranlar ise Mekke müşrikleridir.

Hakikatte ise oluşan gönül mescid’inden esmâ ve sıfât mertebesini bozmak isteyen hayali ve vehimi tarikat anlayışıdır. Gönülde esmâ ve sıfât mertebesinin hakikatleri olduğu sürece orada hüküm süremeyeceği ve nefsi emmarenin eski anlayışının o gönülde yer bulamayacağı açıktır.

Ve sizi yurdunuz olan gönül kabesinden çıkaran nefsin hakikati inkar eden yönü ile savaşın,

Ve nefsi emmare yardım eden heva, hayal ve vehim kuvvetleri ile dost olmanızı “Uluhiyet” mertebesi tarafından yasaklanmış, engellenmiştir.

Kim nefsi emmarenin heva, hayal ve şeytani vehim yönünü severse hakikatine zulmetmiştir. (M.D.)

"Sizinle Din Uğrunda Savaşanlar (Ellezîne Kâtelûkum Fî'd-Dîn)" Bu, insanın "kalbindeki hakikat arayışına (dine) ve tevhid bilincine doğrudan saldıran nefsânî ve şeytanî güçler"dir. Bu, en açık ve en tehlikeli düşmanlıktır. İnsanın içinde, onun ibadetini, zikrini, tefekkürünü baltalamaya, iman şuurunu yok etmeye çalışan her türlü vesvese, şüphe ve inkâr dürtüsü bu kapsamdadır. Bu, "cihad-ı ekber"in (büyük savaş) hedefidir.

"Sizi Yurdunuzdan Çıkaranlar (Ve Ahrecûkum Min Diyârikum)" "Yurt (diyar)", insanın "fıtrî ve aslî hali olan tevhid yurdu, kalp huzuru (sekîne) ve marifet iklimi"dir. Bu yurttan çıkarmak, insanı "gaflet""şirk-i hafî" ve "nefsânîlik" çölüne sürüklemektir. İnsanı bu manevi yurdundan çıkaran şey, onun kalbini dünyaya, şehvetlere, hırslara ve gurura bağlayan her türlü dış etki (çevre, kötü arkadaş) ve iç eğilimdir (heva).

"Çıkarılmanıza Yardım Edenler (Ve Zâherû Alâ İhrâcikum)" Bu, en sinsi aşamadır. Bu, nefsin açık savaşını veya doğrudan çıkarmasını destekleyen, onu meşrulaştıran, kolaylaştıran "aracı güçler ve mazeretler"dir. Örneğin: "Biraz dünyalık toplayayım, sonra ibadete veririm kendimi" diyerek hicreti ertelemek; "şu makama ulaşayım, sonra tevbe ederim" demek; veya "bu şartlarda ibadet etmek zor, biraz gevşeyeyim" bahanesi... Bunlar, nefsin insanı asıl yurdundan çıkarma operasyonuna verdiği "yardım"dır. Ayrıca, kişinin kalbini hakikatten uzaklaştıran her türlü "kötü arkadaş" veya "sapkın fikir" de bu kapsamdadır.

"Kim Onları Dost Edinirse, İşte Onlar Zalimlerin Ta Kendileridir (Fe Ulâike Humu'z-Zâlimûn)" Buradaki "zulüm (zulm)", "bir şeyi olması gereken yerden (mevzi') başka bir yere koymak"tır. En büyük zulüm, "vahdet" (birlik) dairesinde, bir şeyi Allah'tan ayrı ve bağımsız bir "dost" (velî) olarak görmek ve ona kalbi bağlamaktır. Bu, hakikatte "şirk"tir.

Kişi, kendisini yok etmeye, manevi yurdundan sürmeye ve bunu desteklemeye çalışan nefsi, şeytanı veya dünyayı "dost" edinirse, varlığın birliği ilkesini (tevhid) çiğnemiş, kendi gerçek menfaatine ve varlığının kaynağına karşı zulmetmiş olur. Bu zulüm, kişinin kendi nefsine karşı işlediği en büyük haksızlıktır.[19]