Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû hel edullukum ‘alâ ticâratin tuncîkum min ‘ażâbin elîm(in)
Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?
Ey İman edenler! Sizi acı bir azabdan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?
Bu ayet, müminlere ahiret azabından kurtuluş ve ebedi kurtuluş vaat eden bir 'ticaret' metaforu sunmaktadır. Ayet, imanın ve Allah yolunda cihadın, dünyevi kazançlardan daha üstün bir 'kazanç' olduğunu vurgulayarak, bu kavramların derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalple tasdik, dille ikrar ve organlarla amel etmektir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'ın birliğine, peygamberlerine ve ahiret gününe kesin bir inançla bağlanmayı ifade eder. Bu, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (emn), Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'emniyet' duygusuyla da ilişkilidir. Allah'a iman eden kişi, O'na güvenir ve O'nun koruması altında emniyette hisseder. Bu ayetteki iman, vaat edilen 'ticaret'in temelini oluşturur ve kurtuluşun anahtarıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ticaret kelimesi, bu ayette mecazi bir anlam taşır. Burada kastedilen, dünyevi bir alım satım değil, Allah ile yapılan bir 'alışveriş'tir. İman ve cihad, bu ticaretin sermayesi, cennet ve azaptan kurtuluş ise kazancıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ticaret, malı kâr elde etmek amacıyla alıp satmaktır. Kur'an'da bu kelime bazen mecazi olarak kullanılır ve Allah'a itaat etmenin, O'nun yolunda harcamanın getireceği uhrevi kazançları ifade eder. Bu ayetteki 'ticaret', müminlerin Allah'a sundukları ameller karşılığında alacakları ebedi kurtuluşu simgeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ticaret kavramı, Kur'an'da sadece ekonomik bir eylem olarak değil, aynı zamanda manevi bir alışveriş olarak da yer alır. Bu ayette, Allah'ın müminlere sunduğu 'ticaret', dünyevi kazançlardan çok daha değerli olan ahiret kurtuluşunu ve cenneti hedefleyen bir yatırımdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Necat, bir şeyden kurtulmak ve selamet bulmaktır. 'Tüncîkum' ifadesi, müminleri can yakıcı azaptan kurtaracak olan yolu, yani imanı ve cihadı işaret eder. Bu, Allah'ın vaat ettiği bir kurtuluş ve güvencedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Necat, bir musibetten veya beladan kurtulmaktır. Ayetteki 'tüncîkum', Allah'ın müminlere sunduğu 'ticaret'in sonucunda elde edecekleri en büyük faydanın, yani cehennem azabından kurtuluşun garantisi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azap, bir şeyi engellemek ve ondan mahrum bırakmaktır. Kur'an'da ise genellikle ahiretteki cezayı ifade eder. Ayetteki 'azâbin elîm' (can yakıcı azap), cehennemdeki şiddetli ve sürekli acıyı tasvir eder ve müminlerin bu azaptan kurtulma arayışını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bir şeyi tatlı ve lezzetli olmaktan alıkoymaktır. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın isyan edenlere verdiği cezayı ifade eder. 'Azâbin elîm' ifadesi, bu cezanın sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da derin bir acı verdiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Elem, bedende veya ruhta hissedilen şiddetli acıdır. 'Elîm' kelimesi, 'azap' kelimesini niteleyerek, bu azabın sadece bir ceza değil, aynı zamanda son derece acı verici ve dayanılmaz olduğunu vurgular. Bu, müminleri bu azaptan kurtulmaya teşvik eden güçlü bir ifadedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Elem, bir şeyin şiddetinden dolayı hissedilen acıdır. 'Elîm' sıfatı, azabın niteliğini belirterek, onun sadece varlığını değil, aynı zamanda yoğunluğunu ve etkisini de ifade eder. Bu, müminlerin kaçınması gereken azabın ciddiyetini ortaya koyar.
Saff Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû hel edullukum ‘alâ ticâratin tuncîkum min ‘azâbin elîm(in)” Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? (61/10)
Bu ticaret alış veriş Fetih Sûresi 10. Âyette bildirilmiştir ve açıklanmıştır.
(İnnellezîne yübayiuneke innemâ yübayiunellah yedullahi fevka eydîhim femen nekese fe innemâ yenküsü alâ nefsihî femen evfa bima ahede aleyhullahe feseyü’tihi ecran azîmâ)
48/10. “Şüphe yok, sana bîy'at edenler, muhakkak ki, Allah'a bîy'at ederler. Allah'ın eli, onların ellerinin üstün-dedir. Artık kim -ahdini- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.”
(Bilindiği gibi bu Âyet-i Kerîme ilk derse başlarken ve ders geçirilirken el ele tutularak okunan Âyet-i Kerîme’dir.)
(İnnellezîne) “muhakkak o kimseler ki,” Görüldüğü gibi burada tahsis yapılmakta bir tahsis yapılmakta, hitap bütün insânlara değil belirli bir guruba ve Hz. Peygamberin çok yakının da olan kimseleredir. Biat-ın ilk şartı gönülden yakınlık olmasıdır. Biat ehli alma ve olma ehli olanlardır.
(Yübayiuneke) “Sana bîy’at ediyorlar” tabi olup alış veriş yapıyorlar. Bayi, bilindiği gibi alış veriş yapılan yerdir. Âyet-i Kerîme’de belirtilen (bayi) ise Hz. Rasûlüllah’ın sahibi olduğu Ulûhiyyet hakikatlerinin pazarlandığı âlemlerin en büyük (bayisi) dir. Her Peygamber Ulûhiyyet hakikatlerinden kendi mertebesi olan hakikat-i pazarlamakta yani, o mertebenin ilminin bayisi olmakta, Hz. Peygamber Efendimiz ise (biat) ehli ne en geniş Ulûhiyyet hakikatlarini ifşa etmekte ve pazarlamaktadır. Yani açığa çıkarmaktadır. Âyet-i Kerîme nin diğer ifadesi ise (senin bayi’in den alış veriş ederler) bu alış verişte, Hz. Peygamberden ilâh-î ilim ve muhabbet alanlar, her alış verişin bir bedeli olduğu gibi, acaba bu alış verişin karşılığında ne vermeleri icap etmiş tir. Bunun cevabını (Tevbe Sûresi 9/111 Âyetinde) ve benzerlerinde görmekteyiz.
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ
بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ
وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَيَةِ وَالإِنْجِيلِ
وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا
ببيعكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِه وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
(İnnellaheştera minel mü’minîne enfüsehüm ve emvalehüm bienne lehümülcennete yükâtilüne fî sebilillâhi ve yuktelüne va’den aleyhi hakkan fit-tevrât-i vel İncîl-i vel Kûr’ân-i ve men evfe biahdi-hî minellahi festebşirû bi bey’ikümüllezî baye’tüm bihî ve zâlike hüvel fevzul azîm.)
9/111. “Şüphe yok ki. Allah Teâlâ mü'minlerden nefisleri ni ve mallarını cennet muhakkak onların olması karşılığında satın almıştır. Allah Teâlâ yolunda savaşacaklar da öldürecekler ve öldürüle-ceklerdir. Onların öyle cennete konulmaları, Tev-rat'ta, İncil'de ve Kûr'ân'da zikredilmiş, hakk olan bir ilâhî va'ddır. Ve sözünü Allah Teâlâ'dan daha fazla yerine getirebilen kim vardır?. Artık yapmış olduğunuz o alış verişten dolayı size müjdeler olsun ve işte bu, en büyük bir kurtuluştur.” Yorum yapmadan sadece meâl olarak geçelim.
İşte biat eden o mü’minler, biat esnasında Ulû-hiyyet hakikatleri için nefislerini, cennet için de mallarını vermişlerdir.
(innemâ yübayiunellah) Sana biat edip alış veriş yapanlar, senin varlığında, (hakikatte bu biat ve alış verişi Allah ile yapmaktadırlar.) Beyanı görüldüğü gibi ne müthiş bir ifade dir ve Hz. Peygamber Efendimizin de, Hakk’ın indindeki yüce yerini açık olarak göstermektedir.[63]