İçeriğe atla
Saf 11Cüz 28 · Sayfa 552

Saf Sûresi 11. Âyet

الصف

Sohbete sor

Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta'lemûn(e)

Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

Saff Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)” Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.(61/11)


Allah’a cc. ve Resülullah (s.a.v) e imanın kısaca anlatımı aşağıdaki gibidir…

Zâhiri anlamda “Allah”a îmânın tarifi (dil ile ikrar kâlp ile tasdik) diye ifade edilir. Ancak dil ile ikrar yani ifade etmek, kolaydır da, kâlp ile tasdik oldukça zordur. Bir şeyin gerçek manâda tasdiki o şeyin çok iyi bilinmesine bağlıdır. Kaldı ki! Allah (c.c.) lühü her hangi bir şey’iyyet’te değildir. O halde hakiki îmân anlayışı gerçek bir eğitim işidir. Îmân olgusunu üç ana ifade de belirtebiliriz.

(1) Lâfz-î ve hayâl-î îmân.

(2) Duygusal îmân.

(3) Müşahedeli, hakiki îmân.

Bunlar birbirinden farklı iseler de hepsi bulundukları yerlerinde geçerlidir. Ancak değer yargıları birbirlerinden çok farklıdır, geniş bir anlayış ve yaşam tarzıdır. Bir birlerini takip ederek güzel bir eğitim ile îmân’ın kemâline ve derinliğine doğru yol alınarak gerçek îmân’a oradan da “îkân”a yol bulunur. Îmân hangi mertebesi itibariyle olursa olsun, îmân eden ve edilen, olmak üzere ikilik gerektirir, kulluk da “isneyniyyet” ikilik üzere olan anlayıştır.

Îkân, ise kulun Hakk’ta fâni olmasıyla, kendisini kul ismi cihetinden müşahede edip kendi kendini tasdik etmesidir, diyebiliriz. (ا) “elif” (م) “mim” (ن) “nun” sembol harflerinin hakikatleri bütün âlemlerin üzerinde geçerli ve tesirlidir.

Rasûl’e olan îmân’a gelince, yukarıda bahsedilenler bu mertebe içinde geçerlidir. Ancak özetle iki hususiyyetinden bahsedelim. Birincisi, Mekke ve Medine’de yaşamış sûrî ve fizikî Muhammed’e (s.a.v.) in Peygamberliğine îmân, ikincisi ise bütün hakikat-i ve ihtişamıyla (Hakikat-i Muhammediyye) ye îmân ve oradan da “îkân” gerçeğine ulaşmaktır diyebiliriz.

Bu hususta daha geniş bilgi (vahy ve Cebrâil) isimli kitabımızın “îmân” bahsi bölümünde vardır. Ayrıca (İslâm, îmân, ihsân, ikân) isimli kitabımızda da vardır dileyenler oralara da bakabilirler.[64]

Yine bu sûrenin 4. Âyetinde efendimiz (s.a.v.) in “küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” İle nefsi emmare ile yapılan cihad olduğu açıklanmıştı.

“fî sebîli(A)llâhi” Allah yolunda olarak meallerde verilmiştir.

Sözlükte “yol” anlamına gelen sebîl kelimesinin terim anlamının “fî sebîli’llâh” (Allah yolunda, Allah rızası için) tabirinden geldiği belirtilmekte (EI2 [İng.], VII, s. 679), daha önceleri fazla yaygın olmamakla birlikte sebbâle adının kullanıldığı da bilinmektedir. Osmanlılar başlangıçta dağıtılan suya sebil ve dağıtıldığı yere sebîl-hâne demişlerse de zamanla “hâne” terkedilerek bugünkü şeklini almıştır.[65] 

Su bilindiği gibi hayat ve ilimdir… Bu sebil bidonunu kişinin kendi vûcüdü olarak ve içindeki suyu da hayatı olarak düşünürsek ki başta bu vehimi vücudu ve hayali hayatı ile nefsi emmare bilgileri ile doludur. İşte ne zaman bu vücud hakkın vücudu olduğu anlaşılırsa ve içinde bulunan hayali varlık ve nefsi emmare biilgileri nefis cihadı ile boşaltılırsa yerrine Allah yolunda cihad ederse içine Hakk’ın hayatı ve ilmi olan bilgiler doldurulur.[66]


يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {الصف/12}

“Yaġfir lekum zunûbekum ve yudhilkum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti ‘adn(in) zâlike-lfevzu-l’azîm(u)”