Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum(c) żâlikum ḣayrun lekum in kuntum ta'lemûn(e)
Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
Allah'a ve Resulüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur.
Bu ayet, imanın ve cihadın temel unsurlarını vurgulayarak, Allah'a ve Resulüne inanmanın yanı sıra mal ve canla Allah yolunda mücadele etmenin üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Kelimelerin kök anlamları, bu kavramların derinliğini ve Kur'an'daki merkeziyetini göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'tü'minûne' fiili, Allah'ın varlığını, birliğini ve Resulünün getirdiklerini şeksiz şüphesiz kabul etmeyi ve bu kabule uygun yaşamayı ifade eder. Bu, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir teslimiyet halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzmir'e göre 'iman' kavramı, Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'emniyet' ilişkisi kurmayı ifade eder. Allah'a iman etmek, O'na tam bir güvenle bağlanmak ve O'nun vaatlerine itimat etmek demektir. Ayetteki kullanımı, bu güvenin eyleme dönüşmesini de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cihad (جهد), bir şeyi elde etmek için tüm gücü sarf etmektir. Ayetteki 'tücâhidûne' fiili, Allah'ın dinini yüceltmek ve O'nun rızasını kazanmak uğruna gösterilen her türlü çabayı, özellikle de düşmanla savaşmayı ve nefisle mücadeleyi kapsar. Bu, sadece askeri bir eylem değil, aynı zamanda sürekli bir gayret halidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cihad, meşakkat ve zorluklara katlanarak bir amaca ulaşmak için gösterilen çabadır. Ayetteki 'bi-emvâliküm ve enfüsiküm' ifadesiyle birlikte kullanılması, bu çabanın maddi ve manevi tüm varlığı kapsadığını, yani mal ve canla yapılan fedakarlığı vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sebil (سبيل), yol demektir. Kur'an'da 'sebîlullah' (Allah yolu) ifadesi, Allah'ın emrettiği, razı olduğu ve cennete ulaştıran doğru yolu ifade eder. Ayetteki 'fî sebîlillâh' ifadesi, cihadın sadece bir savaş değil, Allah'ın belirlediği ilahi gaye uğruna yapılan bir mücadele olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sebil, bir amaca ulaşmak için takip edilen yoldur. 'Sebîlullah' ise, Allah'ın dinini yaymak, emirlerini uygulamak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle O'na yaklaşma yoludur. Ayetteki bağlamda, mal ve canla yapılan cihadın bu ilahi yolun bir parçası olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mal (مال), insanın sahip olduğu her türlü varlıktır. Ayetteki 'emvâliküm' kelimesi, Allah yolunda cihad ederken maddi imkanların da seferber edilmesi gerektiğini belirtir. Bu, sadece para değil, aynı zamanda sahip olunan diğer değerli eşyaları ve kaynakları da kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, mal kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'bi-emvâliküm' ifadesi, müminlerin Allah yolunda harcama yapma, ihtiyaç sahiplerine yardım etme ve cihadın maddi gereksinimlerini karşılama yükümlülüğünü vurgular. Bu, imanın pratik bir tezahürüdür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nefs (نفس), ruh, can ve kişinin kendisi anlamlarına gelir. Ayetteki 'enfüsiküm' kelimesi, Allah yolunda cihad ederken canı feda etme, hayatı tehlikeye atma ve kişisel fedakarlıkta bulunma gerekliliğini ifade eder. Bu, imanın en üst düzeydeki göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nefs, insanın özü ve varlığıdır. 'Bi-enfüsiküm' ifadesi, cihadın sadece maddi değil, aynı zamanda bedensel ve ruhsal bir adanmışlık gerektirdiğini gösterir. Bu, kişinin kendi rahatını, güvenliğini ve hatta hayatını Allah rızası için ortaya koymasıdır.
Saff Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Tu/minûne bi(A)llâhi ve rasûlihi ve tucâhidûne fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlikum ve enfusikum zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(e)” Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.(61/11)
Allah’a cc. ve Resülullah (s.a.v) e imanın kısaca anlatımı aşağıdaki gibidir…
Zâhiri anlamda “Allah”a îmânın tarifi (dil ile ikrar kâlp ile tasdik) diye ifade edilir. Ancak dil ile ikrar yani ifade etmek, kolaydır da, kâlp ile tasdik oldukça zordur. Bir şeyin gerçek manâda tasdiki o şeyin çok iyi bilinmesine bağlıdır. Kaldı ki! Allah (c.c.) lühü her hangi bir şey’iyyet’te değildir. O halde hakiki îmân anlayışı gerçek bir eğitim işidir. Îmân olgusunu üç ana ifade de belirtebiliriz.
(1) Lâfz-î ve hayâl-î îmân.
(2) Duygusal îmân.
(3) Müşahedeli, hakiki îmân.
Bunlar birbirinden farklı iseler de hepsi bulundukları yerlerinde geçerlidir. Ancak değer yargıları birbirlerinden çok farklıdır, geniş bir anlayış ve yaşam tarzıdır. Bir birlerini takip ederek güzel bir eğitim ile îmân’ın kemâline ve derinliğine doğru yol alınarak gerçek îmân’a oradan da “îkân”a yol bulunur. Îmân hangi mertebesi itibariyle olursa olsun, îmân eden ve edilen, olmak üzere ikilik gerektirir, kulluk da “isneyniyyet” ikilik üzere olan anlayıştır.
Îkân, ise kulun Hakk’ta fâni olmasıyla, kendisini kul ismi cihetinden müşahede edip kendi kendini tasdik etmesidir, diyebiliriz. (ا) “elif” (م) “mim” (ن) “nun” sembol harflerinin hakikatleri bütün âlemlerin üzerinde geçerli ve tesirlidir.
Rasûl’e olan îmân’a gelince, yukarıda bahsedilenler bu mertebe içinde geçerlidir. Ancak özetle iki hususiyyetinden bahsedelim. Birincisi, Mekke ve Medine’de yaşamış sûrî ve fizikî Muhammed’e (s.a.v.) in Peygamberliğine îmân, ikincisi ise bütün hakikat-i ve ihtişamıyla (Hakikat-i Muhammediyye) ye îmân ve oradan da “îkân” gerçeğine ulaşmaktır diyebiliriz.
Bu hususta daha geniş bilgi (vahy ve Cebrâil) isimli kitabımızın “îmân” bahsi bölümünde vardır. Ayrıca (İslâm, îmân, ihsân, ikân) isimli kitabımızda da vardır dileyenler oralara da bakabilirler.[64]
Yine bu sûrenin 4. Âyetinde efendimiz (s.a.v.) in “küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” İle nefsi emmare ile yapılan cihad olduğu açıklanmıştı.
“fî sebîli(A)llâhi” Allah yolunda olarak meallerde verilmiştir.
Sözlükte “yol” anlamına gelen sebîl kelimesinin terim anlamının “fî sebîli’llâh” (Allah yolunda, Allah rızası için) tabirinden geldiği belirtilmekte (EI2 [İng.], VII, s. 679), daha önceleri fazla yaygın olmamakla birlikte sebbâle adının kullanıldığı da bilinmektedir. Osmanlılar başlangıçta dağıtılan suya sebil ve dağıtıldığı yere sebîl-hâne demişlerse de zamanla “hâne” terkedilerek bugünkü şeklini almıştır.[65]
Su bilindiği gibi hayat ve ilimdir… Bu sebil bidonunu kişinin kendi vûcüdü olarak ve içindeki suyu da hayatı olarak düşünürsek ki başta bu vehimi vücudu ve hayali hayatı ile nefsi emmare bilgileri ile doludur. İşte ne zaman bu vücud hakkın vücudu olduğu anlaşılırsa ve içinde bulunan hayali varlık ve nefsi emmare biilgileri nefis cihadı ile boşaltılırsa yerrine Allah yolunda cihad ederse içine Hakk’ın hayatı ve ilmi olan bilgiler doldurulur.[66]
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {الصف/12}
“Yaġfir lekum zunûbekum ve yudhilkum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti ‘adn(in) zâlike-lfevzu-l’azîm(u)”