Yaġfir lekum żunûbekum ve yudḣilkum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti ‘adn(in)(c) żâlike-lfevzu-l'azîm(u)
(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.
(Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.
Bu ayet, Allah'ın müminlere vaat ettiği bağışlama ve cennet nimetlerini dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. 'Yuğfir' kelimesiyle günahların örtülmesi ve silinmesi, 'Cennât' ile ahiret yurdundaki bahçeler, 'Mesâkin' ile ise bu bahçelerdeki güzel konutlar vurgulanmaktadır. 'Fevz' ise bu ilahi lütfun nihai sonucunu, yani büyük kurtuluşu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân ve mağfiret, günahın izini silmek ve onu örtmek demektir. Ayetteki 'yeğfir lekum zunûbekum' ifadesi, Allah'ın müminlerin günahlarını tamamen ortadan kaldıracağını ve onları bu günahların sonuçlarından koruyacağını belirtir. Bu, sadece affetmek değil, aynı zamanda günahın kötü etkilerinden de muhafaza etmektir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mağfiret, Allah'ın kulun günahını örtmesi ve onu cezalandırmaktan vazgeçmesidir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın vaat edilen ameller karşılığında müminlerin günahlarını affedeceğini ve üzerlerindeki sorumluluğu kaldıracağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ğ-f-r' kökünden türeyen kelimeler, genellikle Allah'ın insanlara karşı merhametini ve onların hatalarını affetme yeteneğini vurgular. Bu ayette, Allah'ın müminlere vaat ettiği 'mağfiret', onların dünya hayatındaki eksikliklerine rağmen ahiretteki kurtuluşlarının temelini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zenb (çoğulu zunûb), işlenen hatadır. Ayetteki 'zunûbekum' ifadesi, müminlerin Allah'ın rızasına aykırı düşen fiillerini, yani günahlarını ifade eder. Allah'ın bunları bağışlaması, bu hataların ahiretteki olumsuz sonuçlarından kurtulmayı sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zenb, bir şeyin peşinden gelen, onu takip eden şeydir. Günah için kullanılması, günahın kötü sonucunun kişiyi takip etmesinden dolayıdır. Ayetteki 'zunûbekum' kelimesi, müminlerin işledikleri ve kendilerini takip eden bu kötü sonuçlu fiilleri ifade eder ki Allah bunları bağışlayarak bu takibi sona erdirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cennet, ağaçları ve bitkileriyle yeri örten bahçedir. Ayetteki 'cennâtin' kelimesi, ahiretteki mükafat yurdunu, yani dünya bahçelerinden çok daha üstün ve göz kamaştırıcı olan cennetleri ifade eder. Bu, Allah'ın müminlere vaat ettiği ebedi ikametgâhtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet, ağaçların toprağı örtmesi sebebiyle gizli kalmış yer anlamına gelir. Kur'an'da ise ahiret yurdundaki mükafat mekanları için kullanılır. Bu ayetteki 'cennâtin' ifadesi, içlerinden ırmaklar akan, gözlerden gizli güzelliklere sahip, müminlere özel olarak hazırlanmış bahçeleri tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cennet kavramı, Kur'an'da genellikle 'bahçe' anlamından öte, Allah'ın müminlere vaat ettiği nihai mutluluk ve huzur yurdunu temsil eder. Bu ayetteki 'cennâtin', sadece fiziksel bir bahçe değil, aynı zamanda manevi bir tatmin ve ebedi bir ödül vaadini içerir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mesken, sükûnet bulup yerleşilen yerdir. Ayetteki 'mesâkine tayyibeten' ifadesi, cennetlerdeki hoş ve güzel konutları anlatır. Bu konutlar, müminlerin ebediyen huzur ve rahat içinde yaşayacakları yerlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sükûn, hareketin durması ve yerleşmektir. Mesken ise sükûnetin gerçekleştiği yerdir. Ayetteki 'mesâkine tayyibeten', cennetlerdeki müminlerin kalıcı olarak yerleşecekleri, huzur ve rahatlık bulacakları, her türlü güzellikle donatılmış ikametgâhları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fevz, hayra ulaşmak ve şerden kurtulmaktır. Ayetteki 'zâlike'l-fevzu'l-azîm' ifadesi, Allah'ın bağışlaması ve cennetlere girmeyi, en büyük başarı ve kurtuluş olarak nitelendirir. Bu, dünya hayatındaki çabaların nihai ve en değerli sonucudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fevz, istenilen şeye ulaşmak ve korkulan şeyden kurtulmaktır. Ayetteki 'el-fevzu'l-azîm', Allah'ın vaat ettiği bu nimetlerin, yani günahların bağışlanması ve cennetlere girmenin, müminler için elde edilebilecek en yüce ve en büyük başarı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fevz kavramı, Kur'an'da genellikle 'kurtuluş' veya 'zafer' anlamında kullanılır ve özellikle ahiret bağlamında, Allah'ın rızasını kazanarak cennete girmeyi ifade eder. Bu ayetteki 'el-fevzu'l-azîm', müminlerin dünya hayatındaki iman ve amellerinin karşılığında elde edecekleri nihai ve en büyük zaferi, yani ebedi kurtuluşu simgeler.
Saff Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.(61/12)
Ahmed Avni Konuk Mesnevi-i Şerif şerhinin girişinin başında;
Rahmân ve Rahîm olan Allah Teâlâ’nın ismiyle bu kitabın te’lifine başlarım. Bu kitab Mesnevi’dir; ve o, Allah’a vusul be yakîn sırlarının keşfinde dinin asıllarının asıllarının asıllarıdır; ve o Allah’ın fıkhı ve Allah’ın parlak yolu ve Allah’ın açık burhânıdır. Onun nûrunun meseli, içinde kandil bulunan mişkat gibidir.[67] Bir parlayış parlar ki, sabahlardan daha nûrludur; ve o, gönüllerin çeşmeler sahibi olan cennetlerdir. Onlarda bir pınar var ki, bu yolun yolcuları indinde “selsebil”[68] isimlendirilir.[69]
"Adn" sözlükte yerleşmek, bir yerde iskân etmek anlamına gelir.
Cennetin en yüksek mevkiine veya değişik yerlerinin tamamına verilen ad.
Adn Cenneti, peygamberlere, sıddîklara, şehidlere mahsus, içinde gözlerin hiç görmediği, insanın hatırından geçmeyen muazzam güzelliklerin bulunduğu muhteşem Cennet'in adıdır. Bu tarif Hz. Peygamber'den rivayet edilen bir hadîse dayanılarak yapılmıştır. Allahü Teâlâ buraya giren kimseleri överek "Sana girecek olanlara ne mutlu!" buyurmuştur.
Ayrıca Adn Cenneti'ne Cennet'teki bir şehir veya nehir ismi diyenler de vardır. (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut (t.y.) II, 207; el-Beydâvî, En vâru't- Tenzîl, Mecmefu't- Tefâsir III, 157; en-Nesefî, Medarikü'l-Tenzîl; III, 157-8; el-Hâzin, Lubâbü'tTevîl, III, 157) Bunlardan başka Cennet'in en üst makamı, Cennet'in ortası, birçok kapılı burçları olan Cennet'teki bir köşk diyenler de vardır (el-Hazin, a.g.e., III, 158) Ancak bu görüşlere pek itibar edilmeyip Adn Cenneti'nin ayrı bir makam ve hatta "Cennetler"den ibaret olduğu ifade edilmektedir.[70]
Adn Kur’an’da cennât kelimesiyle birlikte zikredilerek insanın aslının (Âdem’in) yaratıldığı ve âhirette müminlerin sonsuza kadar kalacağı çeşitli cennetleri tasvir etmek üzere kullanılır. Kur’an’da on bir yerde bahis konusu edilen adn cennetleri, “içinde güzel meskenlerin, tahtların, altın ve incilerle süslenmiş ince ipekten yeşil elbiselerin, sabah akşam ikram edilen türlü yiyeceklerin, gözleri başkasını görmeyecek kadar eşlerine bağlı hûrilerin ve çeşitli ırmakların bulunduğu ebedî bir yurt” olarak tasvir edilir. Boş sözlerin işitilmeyeceği, yorgunluk ve bıkkınlığın hissedilmeyeceği bu yere, sadece, iman edip amel-i sâlih işleyen, Allah’a karşı ahdini yerine getiren, rablerinin rızâsını gözeterek sabreden, namaz kılan, kendilerine verilen rızıklardan gizlice ve açıkça dağıtan, kötülüğe iyilikle karşılık vererek onu ortadan kaldıran, günahlardan tövbe edip temizlenen, hayırda yarışan, Allah yolundan ayrılmayıp bu uğurda malları ve canlarıyla cihad eden müttaki müminlerin (erkek-kadın) gireceği vaad edilmektedir. (bk. et-Tevbe 9/72; er-Ra‘d 13/20-24; el-Kehf 18/30-31; Meryem 19/60-63; Fâtır 35/32-35; Sâd 38/49-52; el-Mü’min 40/7-8; es-Saf 61/11-12)[71]
Bu bilgiler ışığında bu cennetin zât cenneti yani 8. Cennet olduğu anlaşılıyor. İçinde Ef’âl, Esmâ, Sıfât ve Zât cennetleri vardır.